Samsun haber gazetesi
X Reklamı Kapat

Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Uzun: Ülke tomografi çöplüğüne dönüştü

Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Oğuz Uzun, siyasilerin yaptığı bazı açıklamalarda hekimleri hedef gösterdiğini, performans sisteminin sakıncaları olduğunu belirtti.

Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Uzun: Ülke tomografi çöplüğüne dönüştü

Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Oğuz Uzun, siyasilerin yaptığı bazı açıklamalarda hekimleri hedef gösterdiğini, performans sisteminin sakıncaları olduğunu belirterek, “Ülke adeta tomografi ve MR çöplüğüne dönüştü. İngiltere’nin tamamında olmayan tomografi, MR Türkiye’nin yalnızca bir şehrinde çekiliyor” dedi

Herkesin hayatında yadsınamaz bir yeri olan hekimler, bu günlerde sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Gerek bazı hastaların ve hasta yakınlarının anlaşılmaz tutumları, gerekse yanlış olduğu öne sürülen sağlık politikaları hekimleri bıktırmış durumda. Bizler de tüm bu sorunları ve çözüm önerilerini Samsun Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Oğuz Uzun ile konuştuk.

 

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Samsun Tabip Odası’nı tanıtır mısınız?

Oğuz UZUN:  Samsun Tabip Odası, Türk Tabipler Birliği’nin bir organıdır. Tabipler Birliği de yasa ile kurulmuş bir kuruluştur. 1953 yılında 6023 numaralı yasa ile kurulmuştur.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Temel amaç nedir?

Oğuz UZUN: Tabipler arasındaki mesleki dayanışmayı kurmak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumaktır. İl tabip odaları aracılığıyla çalışmalar tüm illerde yapılıyor.  Sağlık ile ilgili her konuda, hekim haklarını koruma önceliğinde bir fikri olan, görüş belirten, işin içinde olan bir kuruluştan söz ediyoruz. Bu nedenle sağlık politikaları açısından son derece önemlidir. Tabip Odası’nda çalışan arkadaşlarımızın tamamı bir yandan hekimlik görevini yaparken bir yandan da oda çalışmalarını sürdürüyor.  Kısacası hekimlerin en üst organı olarak tabip odalarını düşüne biliriz.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Siz bu çalışmalar nasıl dâhil oldunuz, göreve geliş süreciniz nasıl gelişti?

Oğuz UZUN: Ben esasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda çalışıyorum. Yani aynı zamanda bir akademisyenim. Ülkemizin farklı farklı noktalarında hem pratisyen hem uzman hem de akademisyen olarak çalıştım. Tabii Tabip Odası’na üye olan hekimlerin başkanlıkları için seçim gerekiyor. Samsun’da da bu seçim yapıldı. Biz de seçime Çağdaş Hekim Grubu olarak girmiştik. Seçim süreciyle birlikte yeni bir yönetim oluştu. O yönetim içinde de arkadaşlarım benim başkan olmamı uygun gördüler. Demokratik bir süreç yaşadık, ben ve altı yönetim kurulu üyemiz göreve başladık. Bizler Samsun halkı ve doktorları için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Pratikten söz edecek olursak,  Tabip Odası neler yapar?

Oğuz UZUN: Tabip Odası’nın bir yönetim kurulu ve alt organları vardır. Oda, politikalarını bu alt organlar aracılığıyla sürdürür. Örnek verecek olursak, pratisyen hekim, iş yeri hekimliği kollarından söz edebiliriz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.  İl sağlığı, hekimliği, ülke sağlığı ve gidişat ile ilgi ayrıca oluşan yanlışlar varsa onlarla ilgili fikirler oluşturulur. Bu fikirler yönetim kuruluna gelir ve yönetim kurulunda da bunlarla ilgili açıklamalar, görüşler, ilgili kişilerle irtibatlar gerçekleştirilir.  Bildiğiniz gibi zaman zaman da çeşitli konularda paneller düzenliyoruz. Aynı zamanda tabip odaları her zaman icra mevkiinde olan değil, yaptırım gücü olan bir kuruluş olmamakla birlikte, bu gücü elinde bulunduranlarla irtibatlı olan bir kurum. Zaman zaman da hekimlerin protesto etmek istedikleri konular oluyor. Bu noktada da Tabip Odaları aracılığıyla hekimler protesto ve eylemlerle seslerini duyurabiliyor. Geçmişte de bunun çok örneği oldu. İş bırakma eylemleri gibi.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Odalar ya da sivil toplum kuruluşları ve derneklerin etkilerini nasıl değerlendiriyor sunuz? Hakikaten bir güç kullanılabiliyor mu?

Oğuz UZUN: Bence sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin görevi son derece önemli. Bir etki tepki ve denge unsuru olarak görmek lazım. Gelişmiş toplumlarda politikalar oluşturulurken sivil toplum kuruluşları vazgeçilmez unsurlardır. Siyasileri yönlendirme açısından da bu konu son derece önemli. Ülkemizde de bu şekilde olmalı. Sivil toplum kuruluşları kenara itilmemeli ve mutlaka bir politika üretilirken onlardan görüş alınmalı. Bu ülke için çok önemli. Bir yanlışlık yapılıyorsa farklı bir bakış açısının ortaya koyulması şart. Ayrıca bu, ortak akıl oluşturmak açısından da büyük öneme sahip. Maalesef son dönemde sivil toplum kuruluşları biraz geri plana itildi.  Politikacılar farklı ses istemiyor. Oysa her yerde farklı sesin olması gerekli. Farklı fikirlerin olması ve buradan hareketle ortak akıl ile doğru yolun bulunması lazım. Farklı sesin olması olumsuz bir şey değildir. Ülkemizi sadece siyasiler düşünmüyor. Herkes ülkenin iyiliği için çaba gösteriyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Aslında zaman zaman sivil toplum örgütlerinin seslerini yükselttiğine de şahitlik ediyoruz. Örneğin, geçtiğimiz günlerde yükselen tepkiler nedeniyle bazı tasarıların geri çekildiğini gördük. Bu reaksiyonu nasıl değerlendiriyor sunuz?

Oğuz UZUN: Çok güzel bir örnek verdiniz. Meclis’ten bir taslak geliyor. Zaman zaman bu taslaklar çok yanlış öğeler içerebiliyor. Sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri de ayağa kalkabiliyor. Muhalefet oluşturup bunun yanlış olduğu anlatıldığında sonuç alınabiliyor ki, bunun örneklerini de yaşadık.  Bu örnekler sivil toplumun gücünü anlatıyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Tekrar odanızın çalışmalarına dönecek olursak farklı kollarda çalışmalar yaptığınızı ifade ettiniz. Peki, oda bünyesinde kaç kişi barındırıyor?

Oğuz UZUN: Öncelikle tabip odalarına üyeliğin zorunlu olmadığını ifade etmeliyim. Sadece özel hekimlikte çalışan, muayenehane hekimliği açısından yasal zorunluluk var. Bu bizim sadece üyelerimizin hakkını savunduğumuzu ya da sadece onlara yönelik çalışmalar yaptığımızı göstermez. Üyelik açısından böyle bir durum söz konusu, belki de bu genişletilmeli. Aile hekimleri de belki zorunlu üyelik kapsamına girmeli. Ben tüm hekimlere, odalara sahip çıkmaları adına üye olmalarını tavsiye ediyorum. Samsun’da üye sayımız 1800 civarında. Mayıs ayındaki seçimde 1800 üyemizden 1100’ ü seçime geldi, görüş beyan etti. Bu da önemli bir rakam. Tabii amacımız bu rakamları arttırmak ve tüm hekimleri tabip odası bünyesinde ses getirecek şekilde fikir, politika üretmeye katmak en büyük hedeflerimiz arasında.  Hekimleri işin içine katma, Samsun Tabip Odası’nın en önemli önceliklerinden biri. Biliyorsunuz seçim sürecinde özel çalışmalar yapılır ve seçilmek istenen kişiler oy istemek için dolaşırlar. Sonra seçmenin yanına uğramaz diye bir algı vardır. Biz Samsun Tabip Odası olarak seçimden sonra da hekimlere ulaşmak istedik.  Hatta bununla ilgili Gazi Devlet Hastanesi’nde hekim arkadaşlarımızla beraber bir toplantı yaptık. Önümüzdeki günlerde de bu tür toplantılarımız devam edecek. Buradaki amacımız hem Tabip Odası’nı tanıtmak hem de hekimlerin sorunlarını kendi ağızlarından dinlemek. Önümüzdeki dönemde hekimlerle yakın işbirliği içinde olacağız.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN:  Bu toplantılarda sorunlar da dile getiriliyor. Peki, hekimlik mesleği ile ilgi sizin nasıl bir bakış açınız var?

Oğuz UZUN: Hekimlik çok özel bir meslek. Herkesin bir hekim deneyimi vardır. Hekimler canınızı emanet ettiğiniz kişiler. Aynı zamanda bu özel meslek uzun yıllar çalışma gerektiren bir meslek. Bu süreç lise yıllarında tıp fakültesini kazanmakla başlıyor. İki milyon kişinin girdiği bir sınavda tıp fakültesi okumak isteyen kişi, ilk 5 bin kişi içine girmek zorunda. Sonra karşımıza 6 yıllık bir tıp fakültesi eğitim süreci çıkıyor. Hiçbir bilim dalında 6 yıllık bir eğitim yok. O süreç de çok yoğun geçer ve hata affetmez. Eğitim süreci bitiyor, bu kez hekimlerin karşısına mecburi eğitim süreci çıkıyor. Daha sonra uzmanlık sınavı yeni bir mecburi hizmet süreci söz konusu oluyor. Yani bir hekim hayatının en kıymetli zamanlarını çalışarak, hastanede, acilde, nöbette geçiriyor. Çok çalışma gerektiren bir meslek.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Hem Samsun özelinde hem de Türkiye genelinde hekimlerin ne gibi sorunları var?

Oğuz UZUN: Hekimliğin özelliklerinden söz ettik. Tüm bunların karşılığında hekimlerin istediği şey, itibar ve saygı. Bunu da hekimlerin hak ettiğini düşünüyorum. Bir hekim en azından geçmişinde yaptığı öz verili çalışmalar nedeniyle bu saygıyı hak ediyor. Ayrıca hekim sürekli çalışır. Bir hekim hastalarıyla, hastalıklarla ilgili her daim yeni bilgiye sahip olmak zorundadır.  Bu nedenle gelişmeleri sürekli takip eder. Maalesef son dönemde itibar ve saygı konusunda çok büyük bir erozyon var ülkemizde.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Bu erozyonu neye bağlıyorsunuz?

Oğuz UZUN: Aslında bunu anlamamız mümkün değil. Adeta hekime karşı düşmanlık politikası oluşturuluyor. Bu durumun kimseye fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Hekim düşmanınız olamaz.  Bu asla kabul edilemez. Hekimler insanların dostudur. Ancak ben bilinçli olarak böyle bir politika oluşturulduğunu düşünüyorum. Nedenlerini anlayamıyorum, anlamak istemiyorum.  Siyasilerin bazı söylemleri, doktorların hedef gösterilmesi, hasta haklarının çok güzel bir şekilde olup doktor haklarının olmaması… Tüm bu konular doktorlarda yılgınlık oluşturdu. Sadece 2015 yılında iki hekim arkadaşımız öldürülmedi, onun dışında polikliniklerde, acil servislerde de sürekli bir itiş kakış söz konusu. Doktorla bir cebelleşme var. Bunlar doğru şeyler değiller. Eğer bir yanlışlık varsa ki, her yerde yanlışlar olabilir, bunların sorumlusu doktor değildir. Sağlık sisteminden kaynaklanan aksaklıkların suçlusu olarak vatandaş karşısında doktoru görüyor. Ve ona karşı eleştirisini ya da itirazını yapıyor. Her şeyin sorumlusu doktor değil ki, doktor polikliniğinde hastasına bakıyor, başka bir şey yapmıyor. Biliyorsunuz şehrimizde de öldürülen doktorlarımız oldu. Yaşanan olaylara baktığımızda tartışılan konuların hekimlikle alakalı olmadığını görüyoruz. Aynur Dağdemir’in öldürüldüğü o olayı buna örnek verebiliriz. Aynur hanım sekreterine yardım etmeye çalışırken yani sosyal bir konu üzerine yaşanan olayda yaşamını yitirdi. Hekimlikle ilgisi olmayan konular da bizim karşımıza geliyor son dönemde. En önemli sorunumuz bu.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Bilinçli bir algı operasyonu yapıldığını ve hekimlerin hedef gösterildiğini ifade ettiniz. Bunu biraz açar mısınız, nasıl hedef gösteriliyor hekim?

Oğuz UZUN: Nedense ülkemizde okumuş insan çok fazla benimsenmiyor. Ayrıca son dönemde ülkemizde şiddet algısı bir hayli arttı. Sağlık özelinde de değil genel olarak şiddet neden arttı konuşulması lazım. Bunu toplum bilimcilerin araştırıp sorgulamaları gerekiyor. Hedef gösterme konusuna gelecek olursak, geçmiş dönemlerde siyasilerin değişik lafları oldu. Bu söylemler bazı şeylere katkıda bulundu. Örneğin; ‘vatandaşın cebinden doktor elini çeksin’, ‘hekimler iğne yapmaktan aciz’ gibi sözler doktorun itibarını zedeleyen sözler. Yukarıdan böyle bir şey geldiği zaman o domino etkisiyle yansıyor. Bunu unutmamak lazım.  Bir de yabancı hekim meselesi var malumunuz. Örneğin, ekonomi kötü, biz bu konu ile ilgili olarak yabancı politikacı gelsin diyor muyuz? Bunlar yanlış tutumlar. Yanlışlar gündeme getirilmeli tabii ki ama vatandaşı hedef gösterir nitelikteki açıklamalar son derece yanlış. İtibar kaybına neden oluyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Hekim eğitimi, tıp fakülteleri konusuna değinecek olursak, geçtiğimiz günlerde yaptığınız bir açıklamada tıp fakültesi sayısının fazla olduğunu ifade etmiştiniz. Bu konu ile ilgili çözüm nedir sizce?

Oğuz UZUN: Tıp fakültesi meselesi çok önemli bir konu. Tıp eğitimi hem zor bir eğitim hem de önemli bir eğitim. Tıp fakülteleri öyle sıradan fakülteler değildir. Tıp fakültesi öğrencilerinin mutlaka pratik yapmaları gerekiyor. Şu anda 90 civarında tıp fakültesi var. Yılda 12 binin üzerinde doktor mezun oluyor. Bu rakam gerçekten çok yüksek. 10 yılda 150 bin civarında doktor mezun oluyor anlamına gelir bu. Her ile tıp fakültesi açıldı. Acaba bu fakülteler açılırken gerçekten doktor ihtiyacı var mı diye araştırılıyor mu? Öte yandan yılda 12 bin civarı doktor mezun olurken dağıtım sorunu da var. Ayrıca ucuz iş gücü oluşturmak için de bu kadar çok sayıda tıp fakültesi açıldığını da düşünüyoruz. Hocası olmayan tıp fakültesi olur mu? diye sormak istiyorum. Okullar kurulurken yeterli alt yapı oluşturulmuyor. Bazı devlet hastanelerinin tıp fakültelerine dönüştürüldüğünü görüyoruz. Devlet hastaneleri hizmet hastaneleridir. Buralarda tıp eğitimi olmaz. Daha doğrusu bu eğitimler yeterli olamaz. Çünkü orada günlük iş yükü çok fazladır. Ayrıca çok sayıda özel üniversitede de tıp fakültesi eğitimi verildiğini görüyoruz. Bunun amacının kadro oluşturmak ve kadro sıkıntısı yaşamamak olduğunu düşünüyorum. Özel tıp fakültelerinin açılmasının da, yeterli alt yapısı olmayanların yanlış olduğunu net bir şekilde söyleye bilirim.  Tüm bunlar neticesinde yeterli eğitim almamış doktorlar ortaya çıkıyor. Bu aynı zamanda ülke sağlığına da zarar verecek bir konu. Geleceğimizin sağlığı açısından yabana atılmaması gerekiyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Aile hekimliği noktasında karşılaşılan problemler neler? Ayrıca bu problemlere yönelik çözüm önerileriniz neler olacak?

Oğuz UZUN: 2004 yılındaki bir yasa değişikliğiyle aile hekimliği kavramı hayatımıza girdi. Mantık olarak baktığımızda aile hekimliği, herkesin bir doktoru olacak, onun sağlık takibini yapacak, daha ulaşılabilir olması bakımında avantajlara sahip bir uygulama. Bu çalışma güzel görünüyor ancak bazı sorunlar da yaşıyoruz. Aile hekimliği sanki bir angarya yeri, bütün sorumluluğun atıldığı bir sistem gibi oluştu.  Aile hekimlerinin yükleri gerçekten çok fazla. Herkes sorumluluğu üzerinden atmak istiyor. Aksi bir durumda doktor raporumuz var demek istiyorlar. Bu sadece iş yükünü arttırıyor. En son ehliyet alımları için aile hekimleri görevlendirildi. Konu ile ilgili aile hekimlerinden o kadar çok şey istenmiş ki. Örneğin, bir görme alanı muayenesi isteniyor. Bu muayene için üniversitede dahi randevu almak çok zor. Bu kadar teferruatlı bir konuyu birini basamak olan aile hekimliğinde gerçekleştirmek yanlış. Bir önemli konuya daha değinmek istiyorum aile hekimi demek bütün reçeteleri yazar demek değildir. Maalesef vatandaşımız kulaktan dolma bilgilerle bazı ilaçları aile hekiminin yazmasını istiyor. Böyle bir şey olamaz aile hekimi bir hekimdir. Ve uygun gördüğü ilacı yazar.

 Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Acil servislerde de bazı problemler olduğu ifade ediliyor zaman zaman. Örneğin, acil statüsünde olmayan kişiler acile başvura biliyor. Bu problem nasıl çözülür ve acille ilgili diğer sorunlar neler?

Oğuz UZUN: Aciller hastanelerin en önemli üniteleridir.  112 sistemi son yıllarda çok gelişti. Bu çok güzel ancak acil servisler hastanenin görünen yüzü ve hızlı müdahale gereken bir ünite. Yalnız, sağlık sisteminden kaynaklanan sorunlar nedeniyle acil servisler kilitlenmiş durumda. Eğitim araştırma Hastanesi’nde acile günde 1500 hasta başvuru yapıyor. Gazi Devlet Hastanesi’ne 1000’in üzerinde. Bunların bir kısmı da maalesef acil hastalar değiller. Bu konuda yeşil, sarı, kırmızı alan uygulaması başlatılmıştı ama buna çok dikkat edilmiyor. Bu durumun birinci nedeni, vatandaşımızın aile hekimine gitmeyip acilde işinin daha hızlı bir şekilde hallolacağını düşünüyor. Bir başka neden de sağlık sisteminde her basamakta bir ücret alınıyorken acil servislerin ücretsiz olması. Kuralları uygulamaya kalktığınızda hekimler olarak hasta ve hasta yakınlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Oysa bu kadar yük gerçek acil hastaların etkili bir şekilde bakılmasına, tedavisine engel oluyor. Bu kadar kaos ve karmaşanın olduğu bir yerde doğru bir hasta bakımı olamaz. Acillerde sistemden kaynaklanan problemler var. Önce düzen ve disiplin olması lazım. Güvenlik tedbirlerinin arttırılması gerekli. Hekimin uygun çalışma koşulunun oluşturulması gerekir ki, doğru sağlık hizmeti verilebilsin. Ama şu anki durum bundan oldukça uzak kaostan dolayı hekimler beyaz önlük giymeye çekinir duruma geldi. Çözüm önerisi noktasında da şunları söyleye bilirim mutlaka gerçekten acil durumda olanlar acile gitmeliler. Öncelikle bunun önüne geçilmesi gerekli. Fiziki koşullarda da değişiklikler yapılması gerekiyor. Halkımızın doktora saygı göstermesi, güvenmesi lazım.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Bir diğer problem de performans sistemi öyle değil mi?

Oğuz UZUN: Performans sistemi de sağlıkta dönüşüm ile birlikte geldi. Bunun bazı sakıncaları var. Türkiye’de yılda 15 milyon civarı MR çekiliyor. Yine aynı oranda tomografi çekiliyor. Türkiye’de yılda 900 milyon insan muayene oluyor. Yani herkes yılda 8-9 kez hastaneye gidiyor. Performans sistemi doktorları hata yapmamak için korumacı bir hekimlik anlayışına götürdü. Ülke adeta tomografi ve MR çöplüğüne dönüştü. İngiltere’nin tamamında olmayan tomografi, MR Türkiye’nin yalnızca bir şehrinde çekiliyor. Bu durumun önlenmesi için dikkatli olunmalı. Burada sevk zincirinin oluşması lazım. İkinci basamakta yığılmalar var. Günde 100-120 hastanın bakıldığı poliklinikler var. Bu son derece yanlış ideal muayene süresi minimum 20 dakika olmalı ancak ülkemizde bir muayene için 1-2 dakikada bir randevu veriliyor. Bu hem hekimi hem hastayı aynı zamanda da ülke ekonomisini etkileyen bir sorun sağlıkta kışkırtılmış bir talep var. Hasta istediği kademeye gidebiliyor, bu şekilde olmaması lazım. Sevk zincirinin oluşması şart. Sağlık harcamaları çok fazla arttı. Performans sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Teşekkür ederiz.

Röportaj: Burcu DÜZGÜN ÇOBAN

Fotoğraf: Çılga GÜREL



EN ÇOK OKUNANLAR

Adalet Bakanı Bozdağdan FETÖ hakimlerinin kararları ile ilgili flaş açıklama

1 Adalet Bakanı Bozdağ'dan FETÖ hakimlerinin kararları ile ilgili flaş açıklama

Başbakan Binali Yıldırım GMİSi ziyaret etti

2 Başbakan Binali Yıldırım GMİS'i ziyaret etti


SIRADAKİ HABER