Haberlerİstanbul HaberleriTerör Uzmanından Fırat Kalkanı Operasyonu değerlendirmeleri

Terör Uzmanından Fırat Kalkanı Operasyonu değerlendirmeleri - İstanbul Haberleri

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğretim üyesi ve ASAM Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer ; Fırat Kalkanı Operasyonu'nun sona ermesinin ardından Türkiye'nin yaşadığı süreçlere, terörle mücadelenin nasıl sürdürüldüğüne değindi. Terör ile ilgili çarpıcı tespitlerde bulunan Dr.Eray Güçlüer Türkiye'nin terör mücadelesindeki başarısıyla ilgili fikirleri

Terör Uzmanından Fırat Kalkanı Operasyonu değerlendirmeleri


'Türkiye'nin amacı kendi sınır güvenliğini sağlamak'
Fırat Kalkanı Operasyonu için Türkiye'nin ülke olarak çok haklı gerekçeleri olduğunu vurgulayan ASAM Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer; ' 24 ağustos sabahı saat 04:00'de başlayan Fırat Kalkanı operasyonu başladığı esnada siyasi irade, bu operasyonun siyasi amaçlarını dünyaya deklare etti. Operasyonun 3 tane amacı vardı 1.si bölgedeki terör unsurlarının etkisiz hale getirilmesi, 2.si bölgede bir güvenli alan oluşturulması ve 3.sü Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması. Bu üç amacın da ayrı ayrı büyük önemi var. Suriye'de 2011 yılı haziran ayında iç savaş başladıktan, Suriye devleti çöktükten sonra ortaya kontrolsüz alanlar çıktı. Devlet otoritesinin olmadığı, kamu güvenliğinin sağlanamadığı bu alanlarda da çeşitli terör örgütleri, özelliklede DAEŞ ve PKK, PYD unsurları bir anda mantar gibi türedi ve bu alanları herhangi bir çatışma olmadan ele geçirdiler. Burada gelişerek, büyüyerek, eğitim yaparak ve terörist yetiştirerek başta Türkiye olmak üzere dünyaya terörü ihraç etmeye başladılar. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 51. Maddesi gereğince Türkiye'nin kendi sınır güvenliğini sağlamak noktasında uluslararası hukuka dayanan bir meşru müdafaa hakkı var. Türkiye bu çerçevede bölgedeki terör unsurlarının ortadan kaldırılabilmesi amacıyla operasyonun ilan edilen birinci siyasi hedefini gerçekleştirmek üzere operasyon yaptı. 2.si bölgede bir güvenli bölge ihtiyacı vardı. Bunu Türkiye 2011 yılından beri ifade ediyordu, çünkü Türkiye'ye sürekli bir mülteci akını söz konusuydu. Amerika'nın dahil olduğu Avrupa ülkeleri mülteci sorunu kendilerine bulaşana kadar bu konuyla ilgili Türkiye'ye destek olmadı. Dolayısıyla burada yani çatışmanın sivil katliamların, toplu ölümlerin ya da münferit de olsa sivil ölümlerin ortadan kaldırılabilmesi açısından bir güvenli bölge ilan edilmesi gerekti. Hatta Türkiye bu bölgenin hava sahasını da uçuşa yasak bölge ilan edelim burada güvenli bir alan oluşsun fikrini savundu. 3. sü ise Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasıydı. Bu ifade çok ince bir zekâ ürünüdür. Türkiye tırnak içinde belirtmek isterim ki küresel emperyalist güçlerin özellikle Marksizm'e dayanan bölgede suni Kürt oluşumlar oluşturarak bir koridorla Türkiye'yi büyük orta doğu projesinin bir parçası olarak güneyden çevreleme amaçlı faaliyetine karşı, Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması önem arz etmektedir. Suni oluşumlarla, özerk bölgelerle ayrı devletçikler istemiyoruz, Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamak istiyoruz, bu nedenlerle bu operasyon gerçekleştirildi. Şuan El-Bab'a kadar olan bölgenin kontrol altına alınmış olması zaten fiilen gerçek sahada yürütülen operasyonla bu suni Kürt koridorun oluşması artık mümkün değil. Bunun ötesinde Türk Silahlı kuvvetlerinin ve TSK desteğindeki ÖSO ( Özgür Suriye Ordusu)'nun bulunması aynı zamanda bölgedeki diğer terör unsurlarına da özellikle Fırat'ın doğusundaki alanda da bir baskı meydana getirmekedir. Türkiye isterse başta Akçakale olmak üzere çeşitli noktalarda kendi güvenliğine tehlike olarak gördüğü terör unsurlarına karşı daha önce ifade ettiğim gibi uluslararası hukukun tanıdığı haklar çerçevesinde meşru müdafaa hakkını kullanarak, müdahale edebilir. Sayın Başbakanımızın da bu kapsamda ifade ettiği gibi operasyon bitmiştir ama herhangi bir çekilme söz konusu değildir. Türkiye'nin gerekli görülen yerlerde hukuki çerçevede müdahale etme hakkı vardır ve müdahale durumda operasyonlar başlatılırsa da yeni bir ad alır.

'Operasyon Türkiye'ye büyük bir prestij kazandırmış, milli bir onurdur'
Operasyonun sona ermesinin Türkiye'yi işgalcilikle suçlayanlara en net cevap olduğunu dile getiren Dr.Eray Güçlüer ; 'Biz yıllardır terörle mücadele eden bir ulusuz. Bu mücadelede vatan evlatlarının gösterdikleri kahramanlıklar destanlaştı. El-Bab' daki başarı Türk halkının kafasındaki algıdan çok daha büyük bir etkiyle dünya kamuoyuna yansıdı. El-Bab'ta Türk ordusu saplanıp kalacak, büyük şehitler verilecek öngörülerinde bulunanlar gördü ki Türkiye El-Bab'tan onların öngördüğü sonuçla ayrılmadı. Bu operasyon özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra artık dağıldı, parçalandı, bu ordu savaşamaz diye bağıran hem Türkiye'deki, hem dünyadaki nifak seslerine karşı büyük bir cevap olmuştur. Bu bir kahramanlık destanı ve büyük özverilerle gerçekleştirilmiş bir başarıdır. Türkiye'nin Bu başarıyı gerekirse Suriye'nin 811 kilometrelik diğer sınırında ve Irak'ın 386 km sınır hattında da sağlayabileceği görülmüştür. Bu durum terör örgütleri üzerinde ve terör örgütlerini destekleyen emperyalist güçler üzerinde bir baskı oluşturmaktadır. Bu baskı sayesinde de ülkemiz içerisinde eskisi kadar yoğun terör eylemi gerçekleşmemektedir. Bu tesadüf değildir, kimsenin merhametiyle Türkiye'ye bahsedilmiş bir lütuf değildir. Bu Türkiye cumhuriyeti devletinin güvenlik kuvvetlerinin ve siyası iradenin aldığı inisiyatifinin sonucunda gerçekleşen operasyonlarla vücut bulmuştur. Bundan sonrada başta Diyarbakır-Lice kırsalı olmak üzere yurt içindeki ve dışındaki bütün terör odakları başını kaldıramadan çok büyük bir darbe yemiştir. Operasyonun Türkiye'ye etkisi, öncelikle güvenliğin sağlanması noktasında olmuştur ve hem ülkemize hem de güvenlik güçlerimize büyük bir prestij kazandırmış. Bu operasyon başarısı milli bir onurdur' şeklinde konuştu.

'Türkiye teröre karşı çok akıllı bir politika izliyor'
Türkiye bir paradoksla karşı karşıya olduğunu Avrupa'nın hem destekleyen hem körükleyen tutumuna değinen Dr.Eray Güçlüer; 'Bu bölgelerdeki siyasetinin nesnesi Amerika'nın ve Rusya'nın bölgedeki politikalarının netleşmesiyle alakalı olacaktır. Amerika'nın iç siyasetinde de kendi içlerindeki mücadeleler henüz sonuçlanmış değildir. Türkiye bu anlamda çok akıllı bir politika izliyor. Fırat kalkanı başladığında Türkiye bütün bölgeyi işgal edecek diye Türkiye'yi işgalci konumuna getirecek ifadeler kullanıldı. Ancak Türkiye'nin başlangıçta ilan ettiği operasyonun siyasi hedeflerine uygun olarak Fırat Kalkanı operasyonunu El-Bab'ta sonuçlandırması dünya kamuoyuna da bu anlamda önemli bir cevap olmuştur. Türkiye'nin güvenliği Halep-Musul hattından geçer. Türkiye'nin burada yuvalanmış terör örgütlerini yok etmesi, etkisiz hale getirmesi, güvenlik için şimdilik burası yeterlidir mesajı vermesi ve Başbakanımızın birkaç gün önce Fırat Kalkanı Operasyonu bitmiştir ifadesi çok önemlidir. Artık kimse Türkiye'yi işgalci olarak nitelendiremez. Bu bölgedeki küresel güçlerin yani Amerika'nın ve Rusya'nın Suriye politikalarının netleşmesi, özellikle PYD ve suni Kürt oluşumları ve PKK ile hareket edilip edilmeyeceği ya da Türkiye'nin defalarca masaya koyduğu reel politik düzlemdeki gerçeklere yakın bir politikada izlenip izlenmeyeceği yönündeki kararlar, Türkiye'nin bundan sonra atacağı adımları belirleyecektir. Eğer Türkiye'yle ortak politika izlenmesi hususu netleşir küresel ve konvansiyonel güçler ve bölgedeki diğer aktörlerle bir müştereklik kazanan bir anlayış içerisinde faaliyetler yürütülürse, Türkiye'nin güvenlik kaygıları azalacaktır. Fakat hala bazılarının yaptığı gibi PYD, PKK ve bölgedeki diğer terör aparatlarını desteklenmeye devam ederlerse Türkiye her zaman kendini savunma meşru müdafaa hakkını saklı tutmaktadır ve gerektiği yerlerde, tehdit gördüğü terör unsurlarına karşı operasyon ve askeri harekâtlar yapabilme kabiliyetindedir. Bunun yapılıp yapılmayacağı Amerika ve Rusya'nın Suriye üzerindeki politikalarını netleştirmesine bağlıdır. Amerika ve Rusya'nın Türkiye ile ortak politika belirlememe durumda, Türkiye kendi güvenlik politikalarını hayata geçirebilir' dedi.

'Eğer başarılı olabilselerdi enerji hatlarına göre yeni haritalar çizilecekti'
Fırat Kalkanı operasyonu ile terör unsurlarına destek veren ülkelere Türkiye'nin güzel bir cevap verdiğini ve benzer tehditlere karşı Türkiye'nin tek başına irade gösterecek güce sahip olduğunu belirten Dr.Eray Güçlüer; ' 2010 yılı aralık ayında Tunus'ta başlayıp domino taşı etkisiyle Suriye'ye ulaşan ve en son 15 temmuz darbe girişimi ile Türkiye'yi istikrarsızlaştıracak bir hamleye dönüşen güney küresel hareketin amacı Ortadoğu'yu daha küçük devletçiklere bölüp sürekli çatışma alanları oluşturmak ve başta Türkiye olmak üzere ülkeleri istikrarsızlaştırma ile küresel güçlerin yeniden bölgeyi şekillendirme çabalarıdır. Bunlar planlı faaliyetlerdir. Bunun nedeni İsrail'in güvenliğini temin etmek ve bölgedeki kaynakların kendi istekleri doğrultusunda şekillendirilmesini sağlamaktır. Eğer başarılı olabilselerdi enerji hatlarına göre haritalar yeniden çizilecekti. Irak ve Suriye maalesef bu duruma doğru hızla bir çöküş halindedir. Bir taraftan bu bölgelerde boşluk alanların doğmasına gelişmesine fırsat veriliyor, diğer taraftan buradaki terör odaklarına silah sağlanıyor. Birkaç gün önce PKK'nın elinde İsveç yapımı en üst model güdümsüz tanksavar silahlarının olduğunun ortaya çıkması bu örgütlere aleni şekilde destek verildiğini kanıtlıyor. Hem sömürü aracı olarak illegal bir silah pazarları var, buradan milyarca dolar kazanıyorlar, hem de buna bağlı olarak savaşan karşıt ülkelere de silah satarak iki taraflı bir oyunun içerisinde rol alıyorlar. Bu yöntemlerle Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek istiyorlar. Türkiye bu oyunlara gelmeyecektir. Türkiye bu bölgede merkez ülke konumundadır ve süreci dikkatle takip etmektedir. Birinci hamle yapılmıştır bundan sonraki hamlelerin yapılıp yapılmayacağı da bölgedeki küresel güçlerin Suriye ve Irak politikalarına bağlıdır. Terör örgütlerinin elindeki tüm silahlar Avrupa menşeili. Bu ülkeler terör örgütlerine o silahların geçişini açıklayamaz. Bir taraftan insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü diyeceksiniz. Diğer taraftan bu bölgeleri cephaneliğe çevirecek, seri katillerin eline en gelişmiş silahları vereceksiniz. Sonrada Türkiye'yi DEAŞ ile işbirlikçilikle suçlayacaksınız. İsviçre'ye, Almanya'ya, Hollanda'ya sormak lazım bu örgütlerinin ellerinde niçin Türk silahları yok. İkiyüzlü çifte standartlı uygulamalarla yıllardır karşı karşıyayız. İnsan hakları adı altında PKK ile mücadelemizde çok büyük engeller çıkardılar. Bunların politikalarında değişiklik yok. Bizim geçmişe göre toplumsal farkındalığımız çok daha artmış durumda Cumhuriyet tarihinde Atatürk'ten sonra en güçlü siyasi inisiyatifle, kararlı bir mücadele veriliyor. Biz bu noktada durduğumuz sürece göreceğiz Ortadoğu'daki bu taktik resim değişecek ve bu bölgelerdeki şekillenmeler büyük ölçüde Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmeyecek tarzda gerçekleşecek ya da şekillenmelerin merkezinde Türkiye olacak' ifadelerini kullandı.

'Terör bitime noktasına geldi'
Bazen suçun seviyesinden çok daha fazla toplumda suçun oluştuduğu bir korku egemen olur bilgisini paylaşan ve teröre karşı korkuya mahal vermeyecek bir başarı elde ettiğimizi dile getiren Dr.Eray Güçlüer; 'Türkiye yıllardır terörle mücadele eden boğuşan bir ülke konumunda. Birçok vatan evladımızı, gencecik fidanlarımızı milletin bekası ve ülkenin bölünmez bütünlüğü için toprağa verdik. Terör bitiyor, PKK'nın şiddet boyutu artık minimize olmuştur. Göreceğiz inşallah bu yaz geçmiş yıllara göre daha rahat daha terörsüz bir döneme doğru gidiyoruz. Herkes terörün bitmesini istiyor ama biteceğine inanamıyor. Artık daha güçlü bir şekilde inanmamız lazım, daha güçlü bir şekilde bu devletin milli politikası haline gelmiş olan terörle mücadeleye destek vermemiz lazım. Ben önümüzdeki günlerde bu süreçlerle ilgili güzel günler göreceğimize inanıyorum. Negatif propagandalara prim vermemeliyiz' dedi.





SIRADAKİ HABER
}