İŞTE BU KADAR...

Bütün aileler gibi onun da ailesi okuyup doktor, mühendis olmasını istemişti. O yıllarda müzisyen olmak, hiç olunmayacak mesleklerdendi. Şarkı söylemek de neydi? Sanatçı olmakla karın mı doyururmuş gibi serzenişlerde bulunsalar da içinin sesini dinledi, t

İŞTE BU KADAR...
Bütün aileler gibi onun da ailesi okuyup doktor, mühendis olmasını istemişti. O yıllarda müzisyen olmak, hiç olunmayacak mesleklerdendi. Şarkı söylemek de neydi? Sanatçı olmakla karın mı doyururmuş gibi serzenişlerde bulunsalar da içinin sesini dinledi, tıpkı eserindeki gibi:

Özüm de, sözüm de, dilim de neyse,
Gözüm de, gönül de, elim de neyse,
Sana sevgim, sana saygım o kadar
Senin aşkın, senin sevgin bana neyse.

Ömür kısa, zaman dar, sen de sev sevgin kadar,
Uzat elini elime, işte bu kadar, işte bu kadar.

Hayat bu, bilince, sevince güzel
Bakınca, gülünce gelince güzel,
Sana baktım, seni gördüm a güzel
Senin derdin benim derdim olsun hep,
Sana sevgim, sana saygım bu kadar.

Ömür kısa, zaman dar, sen de sev sevgin kadar,
Uzat bana elini, işte bu kadar, işte bu kadar...

Osman Ergen kimdir?

1954 Samsun doğumluyum. 30 Ağustos İlkokulu nda öğrenim hayatıma başladım. Devrim Ortaokulu nu ve Samsun Veteriner Teknisyen Lisesi ni bitirdim. 75-77 yılları arasında Amasya da Veteriner Teknisyenliği ve 82-85 yılları arasında da ilaç firmalarında tıbbi mümessil olarak çalıştım. İki erkek evladım var.   


Müziğe olan ilginiz nasıl başladı?

Okul yıllarında herkesin bir ilgi alanı vardı. Kimi tiyatro yapar, kimi fıkra anlatır, kimi de şarkı söylerdi. Biz şarkı söyleyenler sınıfındaydık. Behiye Aksoy un bir şarkısı vardı hiç unutmam:
Kederli günlerimde arkadaş oldun bana
ne güzel anlaşırken 
şimdi ne oldu sana… 

En çok da bunu söylerdim ve daha sonra buradaki müzik aşkı, bize aşılandı. 1969 yılında 17 yaşında iken Samsun Musiki Cemiyeti ne başladım. Bu cemiyetin senelerce hizmetkarı oldum, kahrını çektim ve bu müzik aşkı içimize işledi. 1991 yılında ses sanatçısı olarak Kültür Bakanlığı Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu na girdim. Ve halen burada koro şefi olarak görev yapmaktayım. 

Musiki cemiyetleri için, eğitim kurumu denilebilir mi?

Bu cemiyetlere amatör olarak başlıyorsunuz. Burada eğitim falan yoktur, bir öğretim kurumu değildir. Ben filancaya ders verdim, buna bu notayı öğrettim demek gibi bir şey söylememiz mümkün değildir. Diyenler de yanlış söyler. Çünkü burada herkes kendi bildiğini okuyor. Hocaysa hocadır, talebeyse talebedir. Zaten bu cemiyetlere haftada 2 gün gidiliyor, oturulup elimize tutuşturulan kağıtlardan şarkıları öğrenmeye çalışıyorduk. Sen nota bilmiyorsun gel sana nota öğreteyim diyen yoktu. Bazı musiki cemiyetlerinde görev yapan sanatçılarımızın ben filancayı yetiştirdim demeleri, onları yetiştirmelerinden değil, birlikte şarkıları meşk edip, beraber söylemelerindendir. Yetiştirme benim bildiğim, çocuğu ilkokuldan alıp okutup, askere gönderip, düğününü yapıp, güzel bir işe yerleştirirsin, ben bunu yetiştirdim dersin. Yoksa hep beraber gidiyoruz, ortaya konmuş bir çerez tabağı, ondan çerez yiyoruz. Eeee bu çerezleri ben yetiştirdim bunları onlara yedirdim dersen yanlış yapmış olursun. Musiki cemiyetleri insanın kendi kendini yetiştirdiği, diğer dostlarla hep birlikte şarkıları meşk eylediği yerlerdir.

Eski fotoğraflarınızda, birçok sanatçıyla yan yanasınız. Bunlarla meşk mi eylediniz o zaman?

O fotoğrafların bir kısmı siyasetçilerle, bir kısmı sanatçılarla dolu bir albüm. Tabii ki burada ben şunu yetiştirdim, bunu yetiştirdim gibi bir iddiam yok ama Samsun da birçok koro yönettim. Fatsa dan Sinop a, sanat merkezlerinden okullardaki korolara kadar yetiştirdiğim değil de çalıştırdığım yerler var. Yıldırım Bekçi, Engin Çığır gibi birçok sanatçımızla evet meşk eyledim. Hatta Samsun a ilk önce Yıldırım Bekçi yi davet eden benimdir. 

Büyük Sanatçı unvanını ya da lakabını almışsınız sanırım. Bu ismi ne zaman aldınız?

Karadeniz in birçok ilinde bana Osman Ergen ya da Büyük Sanatçı nasılsın diye hitap ederler. Aaaa Osman nasılsın, hoşgeldin demezler. İşin doğrusu, bu şekilde ismimi kim koydu, ya da lakabı kim taktı bilmiyorum. 

Ses sanatçılığının yanında söz ve beste de yapıyorsunuz. Geçtiğimiz aylarda da düzenlenen Amasya Beste Yarışması ndaki eserinizle birinciliğe layık görüldünüz. Biraz da bunlardan bahsedebilir misiniz?

Söz ve beste yazmaya çok yıllar sonra başladım. İlk bestemi 10-15 sene önce Malatya Festivali ne göndermiştim. Finale kalmıştım o yarışmada. Aynı şekilde Yozgat ta düzenlenen yarışmada da finale girmişti eserim. Bu en son Amasya da düzenlenen yarışmaya, arkadaşımın zoruyla, onun teşvikiyle katılmıştım. Eser teslimine yarım saat kalmış, ben form dolduruyordum. Ben bestekarım gibi bir iddiam asla yoktur, bestekar olarak kendimi kabul etmiyorum ama arkadaşlar güzel şeyler yaptığımı söyleyince, bende bir ışık var galiba dedim ve öyle katılmıştım. Her ne kadar orada derece almış olmam, bende bir hırs yaratsa da, asıl en büyük orada ilk 10 a girip de, 3 e giremeyen insanların yüzündeki o surat asıklığı, ben niye kazanamadımın görüntüsü beni çok etkiledi. Keşke ben o şiltleri, o ödülü onlara verseydim de onların yüzü gülebilseydi. Sanat camiasında da bu tür kıskançlık oluyor, hep bende olsun, başkasında olmasın. Ne gereği var halbuki bunlara. Bugün bana yarın sana, öbür gün senin çocuklarına. Senin zenginliğin benim zenginliğimdir, kıskanmak yerine gurur duyarım. Ama maalesef bu kıskançlık Samsun da ve hatta Türkiye nin birçok yerinde vardır. 

Bestelerinizin sözlerinde ağırlıklı olarak neler yazıyorsunuz?
Çok güzel şeyler yazıyorum, alışılagelmişin dışında diyor ve ekliyor Büyük Sanatçı Ergen;

Bütün şarkılara bakın, kadının gözlerine, kadının hasretine, kadının dönmeyişine, kadının sarılmayışınadır. Artık bunlar modasını, devrini bence bitirdi. 

Nasıl yani hocam, bunun modası mı oluyor. En güzel besteler; çekilen aşktan, kavuşamayan sevgiliden, duyulan özlem ve hasretten çıkmıyor mu?

Bir Çin şarkısının sözleri söyle, komşusuna sesleniyor kadın: Duydum ki komşu sen pazara gidecekmişsin, benim de pirince ihtiyacım var, bana bu pirinci alıp getirir misin diyor, tabi bunu melodisiyle söyleyince daha güzel. Bakın kadın var mı yok, herhangi bir hasretlik yok. Güncel bir ricayı şarkı sözü yapmışlar. Ama biz de maalesef her şeyimiz kadına endeksli, istikbalimiz, geleceğimiz. Mutluyuz kadınlardan, mutsuzuz kadınlardan, başarılıyız, arkamızda kadın var, başarısızız kadınlardan. Artık bundan sıyrılmak lazım. Kadınlar bir değerimiz, onları ayrı bir kenara koyalım. Ama kadınların bakışı, gözleri, elleri, sarılmaları, hasretlikleri bir kenara koyup, dostluğu öne alan şeyler de yazmamız gerekiyor. Şimdiki çalışmalarım dostluk, güncel hayatın üzerine olacaktır. 

Amasya da kazanmış olduğunuz eserinizin sözleri çok güzel. Özellikle biri için yazılmış olabilir mi?
Zor bir soru sordun, bilemiyorum deyip gülümsüyor içten içe. Ve ekliyor:

Her insan gibi ben de acı tatlı, mutlu, mutsuz şeyler yaşadım. Bu yaşadıklarımdan herkesten bir tutam aldım. İnsanın içinde hayal ettiği bazı şeyler olacaktır mutlaka. Ben de bu eserimde eşimden, dostlarımdan, herkesten yaşadıklarımdan esinlenerek yazdım. 

Devlet sanatçılığı hakkında neler düşünüyorsunuz?

O konuya da bir açıklık getireyim. İnsan devlet sanatçısı olmak ister. Ama devlet sanatçısı olmak kolay bir şey değildir. Olmak için sanatını yurtiçinde ve özellikle yurtdışında en güzel şekilde temsil eden kişiye Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen bir unvan şekliydi. 5 yılda ya da 10 yılda bir iki kişiye verilirdi. Turgut Özal zamanında öyle bir şey oldu ki, Müjde Ar a bile devlet sanatçılığı unvanı verildi. Hiç olmayacak adamlar bu unvanlara layık görüldü. İş buraya kadar düşürüldü. Olmak istemez miydim tabii ki isterdim. Biz de devlet sanatçısıyız ama bizdeki devlet kelimesi memurluktan geliyor. Devletin memuruyuz.

Sohbetimizden devlete ince bir sitemli olduğunuz görülüyor, peki ya Samsun sanatçısına sahip çıkıyor mu?

Üzülerek söylüyorum ama maalesef hayır. Kozmopolit bir şehirde yaşıyoruz. Sanatsal faaliyetlerin en yoğun yapıldığı bir il. Bizler devletin seçtiği, devleti temsilen sanatçıları olsak da konserlerimize ilgi ve itibar az. Bizim kuruluş amacımızda, Türk Sanat Müziği ni korumak, kollamak, sevdirmek ve genç nesle aşılamak diye geçiyor. Maalesef şimdiki gençlerimiz günün stresini attıracak, hoppala oynayıp çalacak şarkıları dinliyor. Bizim sahnemize bakış açısı azaldı, ilgi yok. Gelenler de dinlemek için değil, tenkit etmek amacıyla geliyor. Eskiden düğünlere gidildiğinde gelenler oynardı. Şimdikiler eleştiriler için geliyor. Gelinlik de hiç yakışmamış, şunun makyajı hiç olmamış, elbisesi olmamış. Bunun gibi aynı. Bizi de eleştirmeye geliyorlar. Bırakın insanlar iyi kötü bir şey yapsın. Ben solo yaparken şarkımda   Ağlar gezerim bu sahili, sanki benimlesin dediğim zaman onların da benimle beraber ağlayıp sahilde olmaları gerekiyor. Hepsinin gözü saatte, hepsinde bir cep telefonu, özçekim yapma. Haliyle bunlar da konsantrasyonumu bozuyor ve dinlenmediğimi düşünüp sahnede yoruluyorum. 

Bayramlarda şenliklerde festivaller düzenlenip, sanatçılar getiriliyor. Belki yapıldı bilemiyorum ama ben bu zamana kadar şehrimizde bayramlar dışında belediyelerimizin, özellikle musiki sanatçılarını onure etmek amacıyla düzenlediği bir etkinlik hatırlamıyorum. Unumuz yağımız var da bunu yapacak ustalarımız mı yok?
Sizce eksiğimiz nerede?

Dediğim gibi devlet büyüklerimiz bizlere sahip çıkmıyor. Burada bu kadar potansiyel varken, Amerika nın aptal kutusu diye tabir ettiği televizyonlarda her gün dinlenen popçuları getirmeyi daha uygun görüyorlar demek ki. Bir defa biz ne kadar çabalarsak çabalayalım, başımızdaki büyüklerimiz buna geçit vermiyor. Onlar bizi takdir etmiyor ki halk nereden edecek. 

Bir sanatçının gözü hangi durumda açık gider? diye soruyorum ama Osman Beyden dinlediğim gerçek bir olay ortamdaki duygusal havadan uzaklaştırıyor bizleri…

Bunu eskilerden beri söyleriz. Gözleri açık gitti, vah vah, tüh tüh. Yapamadığı, kavuşamadığı, gerçekleştiremediği bir olaydan mıdır bilemiyorum. Acaba gerçekten gözü açık mı ya da gözü açık gitmek doğru mudur ki? Düğün ya da cenazelerde hiçbir şey ev sahibinin elinde değildir. Her şeyi gelenler organize eder. Vaktiyle adamın biri ölmüş. Tabutu yüklemişler omuzlara camiye götürüyorlar. Biri bu taraftan gideceğiz der ve herkes tabutu o yöne taşır. Uzun uzadıya dolaştıktan sonra camiye varılır. Birisi sorar, ya niye yolu o kadar dolaştırıp, tabutu sokaklarda gezdirdik, kestirmeden niye gelmedik demiş. Abi hiç sorma, bu rahmetlinin sevdiği bir kadın vardı, ölmeden önce dedi ki, ben ölürsem tabutumu falanca evin önünden geçirin, o kadın tabutumu görsün, kadın da camdan bakıyordu der. Belki de onun bu isteği gerçekleşmeseydi gözü açık gidecekti. 

Bir oda dolusu ödülleriniz var. Bana bir şey olursa onlara ne olur diye düşündünüz mü hiç?

İlk ödülümü 1971 de İstanbul da açılan ses yarışmasında kazandım. İlk bestemi 1988 de yaptım. Hepsinin manevi değeri benim için çok büyüktür. İnsan devri iki kuşak öncesi, iki kuşak sonrasıdır. Bundan ilerisi yoktur, sonrasında unutulursun. Benden sonra kimse sahip çıkmaz. Plaketlerim bir müddet hatıra olarak saklanır, sonrasında bir eskicinin dört tekerlekli arabasında görürsünüz. 

SEYHAN DEMİR ULUSOY


EN ÇOK OKUNANLAR

Samsun'da öfkeli kardeş deşet saçtı! Ablası ve sevgilisini...

1 Samsun'da öfkeli kardeş deşet saçtı! Ablası ve sevgilisini...

Samsun'da silahlı saldırı: 2 yaralı

2 Samsun'da silahlı saldırı: 2 yaralı

Samsunlulara müjde! Yüzde 15 indirim yapıldı

3 Samsunlulara müjde! Yüzde 15 indirim yapıldı

Samsunspor'a çifte standart

4 Samsunspor'a çifte standart

16 Kasım Cuma Samsun hava durumu..

5 16 Kasım Cuma Samsun hava durumu..

İki belediye başkanı görevlerinden uzaklaştırıldı

6 İki belediye başkanı görevlerinden uzaklaştırıldı

Samsun'da faciaya ramak kala!

7 Samsun'da faciaya ramak kala!

Samsun'da araştırma görevlisine FETÖ'den gözaltı

8 Samsun'da araştırma görevlisine FETÖ'den gözaltı

Eğitim atışı sırasında patlama! Şehit ve yaralılar var

9 Eğitim atışı sırasında patlama! Şehit ve yaralılar var

Ali Ece'ye forma sürprizi

10 Ali Ece'ye forma sürprizi