Bonnie Bee diyor ki
"…Doğunun şairleri hüzün mimarı
Ayrılık bestesine meftun yürekler
Söyleyin neydi size yaşamayı kovduran
Gök kubbeyi, süsleyen içli dilekler…"
Doğuya Dair Hikayat (Memduh ATALAY)
Gürbulak sınır kapısından Türkiye'ye ‘merhaba' diyerek soluğu Zeynep ve Vedat Alkan çiftinin Doğubeyazıt'daki evinde almıştım.
Ağrı Dağı'nı ve İshak Paşa Sarayı'nı kucaklayan muhteşem balkon manzarasında yudumladığım çayın lezzetini, iki minik kız çocuğuyla geçirdiğim saatlerimi, Alkan ailesinin misafirperverliğini asla unutmayacağım.
Ayrılıklar hep hüzün taşısa da, daha sonra yeniden görüşecek olmanın heyecanına sığınarak buradan ayrılıyor, Doğu Anadolu'nun 400.000 nüfuslu şirin kenti Muş'a ‘merhaba' diyorum bu kez.
Şirin diyorum çünkü bu sözcük Muş için yerinde bir ifade.
Doğu'ya has yemekleriyle, beni şaşırtmayan misafirperverlikleriyle, Üniversitesiyle hem hareketli hem de sıcak bir şehir.
Hem insanları hem de havaları sıcak demek yerinde olur.
Evet Muş'a gelip de Ünlü Fotoğraf Sanatçısı Adem Sönmez'le tanışmadan dönmek olur mu?
Peki Adem Sönmez kimdir? Kısaca bahsedelim istiyorum:
Ünlü sanatçı, 1975 yılından bu yana amatör olarak fotoğrafla uğraşıyor. Bu güne kadar çok sayıda kişisel sergi açtı. Karma sergilerde yer aldı ve dia gösterileri gerçekleştirdi. Fotoğrafları birçok yayın organında yayınlandı ve kitaplara kapak oldu. İstasyon Caddesi üzerinde Bulvar Elektronik'te buluyorum kendisini. Tanışıyor, çaylarımızı yudumlarken bir yandan da, yorucu bu yaşam yolculuğu sırasında zaman zaman da olsa rahat bir nefes alabilmek için sığındığı fotoğraflarından, verdiği kısa yaşam molalarından dem vuruyoruz.
Bu keyifli sohbetin ardından duvarında asılı olan Doğu'da Zaman, Gördüklerim, Portreler, Tarihe Yolcukluk adını verdiği bol ödüllü bu nefis fotoğrafların içinde kayboluyorum. Adem Bey'e verdiği bilgilerden, sanat ve estetik dolu söyleşisi için teşekkür ederek, buradan ayrılıyorum.
Usul usul Muş'a veda etmenin vakti gelmişti.
Her zaman yaptığım gibi burada da Muş caddelerinde küçük izler bırakıyorum.
Gazete alıp Öğretmenevi'nin karşısındaki çay bahçesine oturuyorum.
Son yudumlarımı içerken Edip Cansever yalnız bırakmıyor beni, usul usul okuyorum:
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Hoşçakalın!