Şeyh Mahmud'dan sonra bölgede 1931'li yıllarda Barzaniler, Barzanilerin başında da İngiliz ve Iraklı güçler vardır. Irak ve İngiliz güçlerinin saldırısı karşısında Kürtlerin bir bölümü Türkiye'ye sığınmış ve Barzanilerin başı Ahmet Barzani ise tutuklanmıştı.1939 yılında Cebel el Ekrad bölgesinde Şeyh İbrahim öncülüğünde yeni bir ayaklanma gerçekleşmiş, bu kez de Suriye ve Fransız birlikleri ayaklanmayı bastırmış ve yine kalabalık bir Kürt grubu Türkiye'ye sığınmıştır.1946 yılında ise Kürt tarihçilerin övünçle bahsettiği başka bir olay yaşanır. Yaşanan olayın özü, bugüne tarihsel olarak hiç de yabancı olmayan bir durumun sonucudur: Rıza Şah rejiminin tasfiyesi, merkez iktidarın İran'daki denetim zayıflığı neticesinde 24 Kasım 1946'da Mahabat'ta bir "Kürt Otonomi Bölgesi" ilan edilir. Ancak bu durum 11 aylık bir varlık göstererek, 1947 yılının sonunda Mahabat Kürt Otonomisi İran ordusunca dağıtılır.
Kürtlerin bir başka hayal kırıklığı da Irak Baas Partisi'nin (Kasım Rejimi) devrilmesi sürecinde yaşadıkları olaylardır. Yönetim boşluğundan yararlanarak ayaklanma alışkanlığı ve güçlü olduğunu gördüğü yönün isteklerini yapmayı prensip edinmiş Kürt grupları, Baas Partisi'nin devrilmesi konusunda da alışılagelmiş davranışlarını sürdürmüştür. Kürt grubu (KDP) darbecilerden özerklik vaadi aldığını sanmış, ancak yeni Irak yönetimi (Abdülselam Arif) (ve tabi İngiltere) de alışılagelmiş politikasını sürdürerek hükümet bildirisinde Kürtlerden hiç bahsetmediği gibi silahlarını bırakıp teslim olmaya bile çağırmış, pek çok Peşmergeyi de öldürmüştür (Kasım 1963). 70'li yıllarda Kürt hareketinde bir değişiklik olmamış, Irak yönetiminde Abdülselam Arif darbeyle devrilmiş, yerine Devrim Komuta Konseyi gelerek Hasan el Bekir'i Cumhurbaşkanı, Saddam Hüseyin'i de Cumhurbaşkanı Yardımcılığı'na getirmiştir. Yeni yönetimin yönetim öncesinde ülkenin idaresi konusundaki sözleriyle umutlanan Kürtler, Molla Mustafa Barzani ile 15 maddelik bir deklarasyon yayınlayarak taleplerini iletir. Hükümet bu taleplere ilgisiz kaldığı gibi Molla Mustafa Barzani'yi öldürtmeye bile kalkışır. Bu hareketiyle bir anlamda Kürt konusundaki tavrını da göstermiş olur. İran-Irak sınır bölgesindeki Kürtlere İran tarafından yapılan askeri ve yiyecek yardımları Irak tarafında rahatsızlık yaratır ve 1974 yılında bazı sınır bölgelerinin İran'a verilmesi karşılığında yardımları durdurur. Ancak 1 yıl sonra İran tarafından anlaşma bozularak Kürt gruplara (Barzani, Talabani) yardımlar tekrar başlar. Buna karşılık Kürt gruplar, İran-Irak savaşında İran'ı destekleyerek kendi dramlarını bir kez daha kendileri hazırlar.
Kürt gruplar 1989 yılında İran ordusuyla birlikte Halepçe'yi işgal etmelerine karşılık Saddam, bölgeye kimyasal silahlarla saldırarak yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan "Halepçe Katliamı"nı gerçekleştirir. Cumhuriyet Muhafızları'nın 1991 yılında bir başka saldırısı sonrasında Kürtler Türkiye'ye bir kez daha sığınarak canlarını kurtarır. Bu gelişmelere tüm dünyanın görmezlikten geldiği yakın tarih olarak bilinen bir durumdur. O tarihlerde Türkiye'nin yardımları karşısında sınırda Atatürk resimlerini taşıyanların 12 yıl sonra Türk bayraklarını yakması, Kürt tarihi açısından da düşündürücü bir başka durumdur.Kürt grupların sahipsizliği onları tekrar Saddam Hüseyin'le görüşmeye itmiş, ancak yakınlaşma sağlanamamıştır.Irak yönetimiyle anlaşamayacağını gören Kürt gruplar Körfez savaşı sonrasında ABD'nin "Irak yönetimini değiştirme" çalışmaları içinde Bağdat yönetiminin "muhalefeti" konumunu aldılar. 4 Haziran 1992'de "Parlamento", 4 Ekim'de de "Federatif Birlik Deklarasyonu"yla "Kürdistan Federe Devleti" ilan edildi. Dış destekli bu ilanlar ne ilk, ne de son olduğu çok geçmeden anlaşıldı ve Mayıs 1994'te Kürt grupların arasında "arazi anlaşmazlığı" gerekçesi ile çıkan çatışmalar sebebi ile kurulan parlamento dağıldı. Silahlı çatışmasının sebebi "arazi anlaşmazlığı" olduğu söylense de, KYB'nin başı Celal Talabani ile KDP'nin başı Mesut Barzani'nin arasındaki liderlik savaşı olduğunu saptamak çok daha doğru olacaktır. Ayrıca pek çok araştırmacı tarafından 1994 yılında gerçekleşen KYB-KDP çatışmasının Mustafa Barzani ile Celal Talabani'nin 1964'lerden itibaren gelen çekişmelerin sonucu olduğu vurgulanmamaktadır.
10 Şubat 1964'te Irak hükümeti ile Kürtler arasında imzalanan anlaşmaya Celal Talabani'nin itiraz sesleri yükselirken, Mustafa Barzani'yi parti tüzüğüne aykırı hareket etmek ve yetkilerinin dışında davranmakla suçlamaktaydı. Aynı yılın temmuz ayında ise, Mustafa Barzani KDP kurultayını toplayarak, Celal Talabani (İbrahim Ahmed) ve arkadaşlarının Merkez Komiteden çıkarılması kararını alır. Bu gelişmeler sonrasında Celal Talabani Irak'ı terk etmek zorunda kalır.1964 yılında başlayan Barzani-Talabani çekişmesi, Barzaniler için babadan oğula geçmiş olsa da, emperyalistlerin gücüyle geliştirmeye çalıştıkları devletleşme girişimleri de kendi içinde liderini yaratmaya yetmemiş, iki başlılık devletlerinin işlevsizliğini artırmıştır. Tarihleri boyunca kullanılmış ve kullanılmaya devam eden Kürt hareketin içe dönük sert çatışmalara (1990'dan bu yana 25 bin kişinin öldüğü dikkate alındığında aşiretler arasında iç savaşın olduğu söylenmelidir), ancak dıştan gelen istek(!) ile ara verebilmeleri en büyük iç çıkmazlarıdır.
11 Eylül saldırısı sonrasında Kürt gruplar yönünü tam olarak (Araplarla da yakınlaşmaktan vazgeçerek) ABD'ye çevirmiştir.4 Ekim 1992'den sonra 7-8 Eylül 2002'de Kürt grupların liderleri sıfatıyla Mesut Barzani ve Celal Talabani ortak parlamentolarını Daniella Miterrand'ın yanındaki koltuklardan tekrar ilan edilmiştir.
Sonuç: Tarihleri boyunca iç dinamikleri mevcut olmamış; milli bilinç, milli lider, ortak kültür, dil, ortak tarih yaratamamış, şeyhlik/mollalık arasında sıkışıp kalmış olan Kürtçülük hareketlerinin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yönünün emperyalist güçlerce çizileceği muhakkaktır.Halepçe'de yüzün üzerinde Kürt'ün öldürülmesi, onlara belirli bir "insani hak" tanır ve diplomasi masasında koz olarak kullanılırken, Telafer'de silah zoru ve baskı ile sürülen 400 bin Türkmen'in ya da okula giderken öldürülen gencecik 22 Türkmen öğrencinin haklarını aramak kimsenin aklına gelmemektedir. Teröristin hümanist, milliyetçilerin faşist militarist olduğu vurgusuyla hareket eden anlayışların sonucunda geldiğimiz nokta ortadadır! Bu tarihsel süreçte ortaya çıkan gerçek, bizim bölgede PKK ya da Kürtçülük uzantıları ile değil, ABD ile savaştığımızdır. Bana öyle geliyor ki, korkusuz bir insanın çıkıp öbür insanlara şu yalın gerçeği öğretmesi kadar devrimci bir davranış olamaz. Sen neysen osun ve hiçbir zaman başka türlü olamayacaksın; senin hayatın budur, hep buydu, hep bu olacaktır. Parası olan çok yaşar; sözünü geçirebilen bir yanlış yapmaz; güçlü olan doğrunun ne olduğuna karar verir. Tarih budur! Evet sevgili okurlar bir yazımızın daha sonuna geldik; hepinize mutlu sağlıklı ve huzurlu bir hafta dileğiyle………