07 Eylül 2010
Anasayfa
Güncel
Spor
Siyaset
Ekonomi
Bölge
Yaşam
Bilim ve Teknoloji
Sağlık
Röportaj
Kültür / Sanat
Videolu Haberler
Ziyaretçi Defteri
Fotoğraf Albümü
İnsan Kaynakları
Kurumsal Künye
Bize Ulaşın
Reklamlar
Arşiv
Mini İstatistik
Şu Anda Online
42 kişi
Bugünkü Ziyaret
38875 kişi
Toplam Ziyaret
7090940 kişi
Sinema
Haftanın Filmleri
Kenan ERZURUMLU kerzurum@omu.edu.tr
Biz bu ülkeyi karşılıksız sevdik!
[ 25.07.2010 ]

           Hareketli günler yaşıyoruz. Her hafta bir konuyu işlemeye çalıştığımız yazılarımızda bazen, birden fazla konuya kısa kısa değinmek gerekiyor. Bu hafta da öyle olacak.
Önce LYS yani Lisans Yerleştirme Sınavı.
           Bu sene sınav sonuçları açıklandığında en başarılı iller sıralamasında enteresan sonuçlar çıktı. Buna göre MF puanlarına göre en başarılı il sıralaması,  Kırşehir, Kilis, Karabük, Niğde, Denizli, Ankara, Nevşehir, Kastamonu, Gümüşhane; TS puanlarına göre en başarılı il sıralaması: Bitlis, Siirt, Gümüşhane, Tokat, Batman, Niğde, Aydın, Kilis, şeklinde oluşmuş. Uşak, Aydın. Beş birinci çıkaran İstanbul, başarılı iller sıralamasında ilk onda yer alamamış; Ankara'dan 3. İzmir'den de 1 öğrenci dereceye girmesine karşılık, onlar da başarı sıralamasında yer alamamış.
           Samsun Anadolu Lisesi, başarı sıralamasında Tekirdağ Malkara, Tokat Zile, Isparta Yalvaç, Amasya Suluova Anadolu liselerinin altında kalmış.
Samsun LYS'de MF'de 38., TM'de 47., TS'de 29. olmuş. Birileri kalkıp kendilerini başarılı bulabilir. Ancak ben küçük ilçelerdeki Anadolu liseleri kadar olamayan liseyi, Samsun olarak Türkiye sıralamasında 29-47. sıralarda bulunmayı başarı kabul edemiyorum.
Neyse, benim değinmek istediğim konu bu değil aslında.
Ankara'nın İstanbul'un İzmir'in ilk sıralarda yer alamadığı listede Güney Doğu'daki illerin gösterdiği başarı.
           İl bakışta mutlu olunabilecek bir durum. Ancak o bölgeden imtihan kazanıp gelen öğrencilerin büyük bölümünde yaşanan üniversite başarısızlığı dikkat çekici düzeydedir.
Kimse bunun üzerinde durmuyor. Bu konuda hiçbir yazı okumadım. Ola ki,  ben kaçırmışımdır. Ancak o bölgede imtihan binalarında ve salonlarında yeterli denetimin yapılamadığı, ‘birilerinin' salonlarda, ‘soruları ortaklaşa beraber cevaplanmasını' sağladıkları sıkça söylenir oldu. Kim bilir? Belki de "çocuk parası, yol parası, okul parası" kabilinden ‘yüksek öğretim yardımı' yapılıyordur (?).
           "İdamlıklar, sabah namazından sonra yatar" derler. "İdamlar, sabah namazına doğru yapılır. Ezan okunduğu zaman sehpaya götürülmezse, hayatı o gün de bağışlanmış biri olarak rahat uyku uyur idamlıklar". 
Yaşayanlar bilir. Allah kimseye yaşatmasın.
           Halil Esendağ, Buca Cezaevi'nde idam edilmişti. Arkadaşlarından kefen parası toplanmış, ancak yeterli para çıkmayınca, bir mahkumun evinden gelen temiz çarşaf kefen olmuştu. 
           Cengiz Baktemur, idamına saatler kala, "Hocam, son bir kez dini telkini tekrarlamak istiyorum" demişti. Hoca, "Bilmiyor musun" diye sorusuna cevabı "Biliyorum, ama eksiğim veya yanlışım varsa düzelteyim istiyorum" oldu. Darağacına ellerinde bayrak ve Kur'an-ı            Kerim'le çıkmıştı. 
           Mustafa Pehlivanoğlu idamından önce yazdığı mektubunda şöyle diyordu. (Kısaltarak)
           "Sevgili anneciğim ve babacığım, …
           Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakk'ın ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah'ın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah'ın huzurunda çekmeye hazırım.
Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allah'tan bulsunlar.  Şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar.
Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. 
           Oğlunuz Mustafa"
           Mustafa'nın, Halil'in, Cengiz'in can verdiği dönemde topçuluk yapan, Milli Gençlik Vakfı bünyesinde yıkıcı solcularla kol kola gezen birileri, şimdi ülkücülere akıl veriyor. Bunu yaparken Mustafa'nın veda mektubunu ağlamaklı seslerle okuyup, ülkücülerden (ip ve kurşun artıklarından) oy istiyor. Keza okurken de rahmetlinin yukardaki altı çizgili sözlerini atlıyor.  "Allah davası" ve "Milliyetçilik" kelimelerini ağzına almaktan kaçınıyor.
Sanki sekiz yıldır ülkücü düşmanlığı yapan, devlet dairelerindeki tüm ülkücülere kıyım uygulayan, ekmekleri ile oynayan iktidarın başı, kendisi değilmiş gibi…
Yine de açıkça deklare ediyorum. Kenan Evren'i veya Mamak zindanlarında sabah namazını kılarken kafasına dipçikle vurularak şehit edilen Hüseyin Kurumahmutoğlu'nun katilini mahkemeye çıkaracağına söz ve teminat versinler; Ben "EVET" oyu vereceğim. 
           Yapamazlarsa… Lütfen ellerini bu memleketin, bu dinin, bu milletin sevdalılarından çeksinler. Aklımız bize yeter.
           Bizim için siz…
           Neyse boş verin. Bizden uzak kalın, yeter.
           AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik "polis özel harekatçıları" suçluyor: "Geçmişte Özel Harekât timleri içinde MHP militanı görüntüsü veren bıyıkları aşağıya doğru sarkık kişilerin bölge halkını PKK saflarına ittiğini, bu yanlışların artık tekrarlanmaması gerektiğini" söylüyor. 
           Bunun üzerine MHP lideri Devlet Bahçeli cevabını veriyor: "Türk düşmanı". Ve hudut birliklerini kastederek soruyor: "Bu ordu badem bıyıklılar ordusu mu olacak?"
Bu karşı cevap karşısında ne beklersiniz. Bay Çelik'in, "ben Türküm." veya "Türkleri severim" demesini değil mi? Tıpkı başbakanı gibi o konulara hiç girmiyor ve kıvırıyor: "Ben, bu timler içindeki bazı yanlış adamlardan söz ettim. ‘MHP militanı' ifadesini kullandım ama ülkücüleri toptan ilzam ve itham eden bir kelime bile kullanmadım. "
MHP adına Sayın Bahçeli gerekeni söylemiş. 
           Devlet memuru oldukları için kendilerini savunamayan Özel harekatçılar için ben söyleyeyim: Sarkık bıyıklar çok yakışıyor, kendilerine.
Sizi rahatsız mı etti? 
           Özel harekatçıları dağıttınız. TSK'yı saçma sapan suçlamalarla kışlasından dışarı çıkamaz hale getirmek yolundasınız. Askeri birlikler hedef tahtası durumuna geldi.  Asker-polis nasıl görev yapacak? Amacınız ne? Güvenlik güçleri kendilerini savunamıyor görüşünü yaymak için zemin mi hazırlıyorsunuz?
           Osman Kara, "Bu muydu sizin kavganız?" başlığı ile OMÜ yönetimini eleştiren bir yazı kaleme aldı. Geniş bir tartışmaya yol açtı. Ben, bir şeyi asla tartışmam. Kara, doğru bildiğini, inandığını yazar.
           Eleştiriler-karşılıklı suçlamalar gırla gitti.
           Hayır hiçbirine değinmeyeceğim. Herkesin görüşlerine saygı duymak gerekir.
Ancakkk…
           Dekanlığı zamanında kendisinden çok daha fazla bilimsel çalışmalar yapan genç öğretim üyelerini üniversiteden uzaklaştıran, üniversitede kadrolaşma ve siyasetin taaa göbeğinde yer alan birisi, demokrasi ve bilimsellik adına konuşmuyor mu? Tepemin tasını attırıyor. 
           Cafer Polat, önce acil servise sonra üniversite dışına; Doçent olmuş Adem Dervişoğlu, yine acil servise, Doç. Dr. Levent Altıntop öğretim üyeliğinden alıp mediko-sosyale personel muayenesine görevlendirilirken siz ne iş yapıyordunuz? Cafer ve Adem'in yurtiçi ve uluslararası makale-bildirileri yönetici olarak atadığınız birçok kişiden daha fazla iken, hiç utanmadınız mı?
           Profesörlüğe atama kriterlerinin belirlendiği kurulda siz yok mu idiniz? "Bu kriterleri hemen belirlersek bizim arkadaşlarımızın atanması mümkün olmaz" gerekçesiyle kararı erteleyip bazı arkadaşlarınızın profesör atanmasını içinize nasıl sindiriyorsunuz? Bu ince ayarlama ile profesör olmuş bir dostunuzun yıllarca yönetim kadrosunda kalmasına nasıl tolerans gösterdiniz? Hemen belirteyim o arkadaşınızın dosyası halen dahi doçentliğe müracaat kriterlerini sağlayamıyor. Yani bu gün doçentliğe müracaat etse dosyası geri döner. Bu günkü şartlarda bırakın profesörü, doçent bile olamaz.
           Be adam!
           Sen, her haberin, her yazının yorumculuğundan vazgeç; kendi idarecilik dönemindeki uygulamalarından aklan; sonra başka konularda ahkam kes.
Sen ve halefin, şahsıma ait "gizli tezkiye varakasında", "Öğrencilerin YÖK ilkeleri, Atatürkçülük, vatanseverlik, devlete bağlılık istikametinde yetiştirilmesi" ve "Bilimsel çalışmalar" açısından bana "orta" vermiştiniz.
Ne siz, ne de verdiğiniz notlar umurumda değillerdi. Ama…
Yetiştirdiğim öğrencilerim, "Atatürkçülüğü, devlete bağlılığı" kendilerine ders olarak okutacak düzeyde iken, zoruma gitmedi dersem yalan olur.
           Bilimsellik mi? Hadi biraz mübalağalı söyleyeyim: Beyefendinin uluslararası bilimsel makalelerinin sayısı kadar, benim kitabım bulunmaktaydı. Dahası bana (orta)  verdiği yıl benim yedi adet uluslararası yayınım bulunmasına karşılık, kendisinin sadece bir adet (o da son isim olarak)  uluslararası yayını vardı. 
           Adam, öylesine bir bilim adamı, öylesine demokrat ve öylesine vatanseverdi.
           Halefi mi? O da kendisinden fazla farklı değildi. Sadece, yaptığı haksızlık ve hataların farkındaydı. Ağzını açmadı.
           Devreye her ikisinin de sevdiğim bazı akrabalarının girmesi üzerine, yasal yollara başvurmamıştım.
           Şimdilerde her yerde ortaya çıkıyor. Galiba, bazı şeylerin unutulduğunu sanıyor. 
           Unutuldu mu? Hayır. 
           Allah'tan, zulmünü görenlere sabırlar diliyorum.
           Ancak zalimler, Devlete-Bayrağa- Kur'an'a bağlı olanların, "Devlet kin tutmaz. Fakat asla unutmaz!" prensibini de unutmamalıdırlar. 
           Yaşasın zalimler için Cehennem!
Kenan ERZURUMLU Diğer Yazıları
Yazarlar
Necdet UZUN
Yetişir'in sözleri...
Osman KARA
Anayasa tarihimizden notlar
Prof.Dr. Osman ZÜMRÜT
İSLAMIN CANIN KORUNMASINA
Erdem EROL
Bir işi de doğru yapın be !
Dr. Didem GÜLMEZ
Ramazandan Sonra Beslenme
Dr. Dilara KARAHAN
Sosyal fobi…
Dr Murat ERKAN
Samsunspor...
Tanju Çolak
Siyaset de yazarım...
Öğr.Gör. Aynur Arslan
Havuz suyundaki tehlikelere dikkat
Şenol OCAKLI
HOLLANDA'DA GÜZELLİKLER
Av. Serdar ÖLMEZ
KÜRDİSTAN GEÇMİŞİ VE GELİŞİMİ(2)
Av.F. Cem ŞENOCAK
TÜRKİYE'DE YATIRIM
Kadir GÜRKAN
BAĞIMSIZLIK
Ayhan ÖZKÖROĞLU
Üslup…
Mine AKTAŞ ALBAYRAK
GÜCÜMÜZÜ NE KADAR BİLİYORUZ?...
Saffet ÇALIŞKAN
Sosyal Güvenlik'te sorun söyleyelim
Kenan ERZURUMLU
Dersim Cumhuriyeti imiş!
Lütfi KESKİN
İNADINA SAMSUNSPORLUYUZ…
Öğr.Gör. Yasemin ŞİMŞEK
TAM TAMA TAM DA TAM TAM TAM!
Naci SAPAN
Samsun Diyarbakır hattında neler ...
Naci ALTUNCU
Al sana Demokrasi al sana özgürlü...
Mehmet ÇAMLIBEL
Aktif Hızlı Okuma'ya Giriş
Ayşe Gül Buharalı Gündoğar
MÜJDE BEKLİYORUZ….
Ömer PAMUK
Yazı ile anlatmak...
Rasim EFENDİOĞLU
TÜRKİYE'DE DARBE
Cemal ÖZDEMİR
KUR'AN AYI RAMAZAN
Ersin ERGE
Çivi çakarken
Ercüment GÜL
Bir şampiyonluk öyküsü
Cevahir KUL
Ateşe uçan kelebekler
Şerafettin ÖZIŞIK
O da Hasan, bu da Hasan...
Ahmet Ufuk ERKAN
Bir başka siyaset
Dr. Şinasi GÖNENÇ
2010 Artvin motosiklet festivali
Av. Gürhan GÜNDÜZ
Referandum kuşkuları
Şakir DEMİRCİ
"Berlin'de hâkimler var"
Turgay MAYADAĞLI
Sınavlara hazırlanan aile
H.Mustafa GENÇ
Birey Olmadan Sandığa Gitmek ya d...
Ali ORHAN
Takıntım
Ayhan HAMLI
TÜRK BAYRAĞINI YUHALAMAK
Filiz ÇAPAR
HERKES KENDİ AYDINLIĞININ PEŞİNE
Aydın YÜZBAŞI
ANLAYANA...
Fikret KOÇ
Aile Hekimlerinin, Aile Hekimliği...
Birol BİRCAN
Vatan sağ olsun…
Haber Gazetesi Bir Borsan Grup Kuruluşudur.