NASIL ANLAŞILDI NASIL UYGULANDI Kamu hizmetinde kırkıncı yılımı tamamlıyorum.1950'li yılların son kısmını çocuk olarak yaşadım.1960'lı yılları ortaöğretimde öğrenci olarak ve yetmişte kamu hizmetine başladım.Yirmi dört yıl öğretmen olarak görevimi sürdürürken ülke sorunlarına insana ve insanlığa hep yakın durmaya, okumaya, okutmaya, düşünmeye ve düşündürmeye çalıştım. Bildiklerimi sözlü ve yazılı açıklamaya çalıştım. İnsan için düşünmenin ve düşündüğünü açıklamanın önemini kavradığımı sanıyorum. Bu kırk yıllık süre içindeki başlangıcı biraz daha geriye çekersek elli yıllık süreyi çok net olmasa da anımsıyorum.Çok değişik partilerin, değişik siyasal düşüncelerin yönetimde olduğu yılları yaşadım ve o yıllara ilişkin birçok anım var.Okuduğu kitaptan, okuduğu gazeteden ötürü memurların sürüldüğü, cezalandırıldığı yılları çok iyi anımsıyorum. İnsanı insan yapan en önemli etkinliğin DÜŞÜNEBİLMEK olduğu gerçeğine karşın düşünmenin en önemli aracı olan bilgi edinmenin aracı olan okumanın adeta yasaklandığı yılları anımsıyorum. Ki bu yasağın tam kalktığını söyleme olanağı yok. Hala her isteğini okuyabilme ve isteği biçimde düşünebilme ve düşündüğünü söyleyebilme olanağı yok. Bu çağdaş uygarlık düzeyine henüz ulaşamadık. Oysa insanı gerçek insan yapmak ve insanlığı karalıktan kurtarmak düşünebilme yetisine bağlı. Evet düşünmek, düşünmek de senin, benim gibi düşünmeni sağlamak ya da benim senin gibi düşünmemi sağlamak değildir. Peki nereye dayanıyordu bu yasak? Neye göre ceza verilebilirdi, verilebilir… Memurun siyaset yasağı. Evet yasalarımızda bu yasak var. Peki yasa koyucu bu yasağı neden koymuş? Bunda kamu yararı mı görmüş? Çok basit bir mantıkla bakarsak evet… Memur kamu görevlisidir, kamunun hizmetçisidir. O nedenle herkese eşit davranmak zorundadır. Bu doğru mu? Evet doğru, bunun aksini savunmak yanlış olur. Peki uygulama nasıl.Uygulama çok farklı . Memur eğer iktidardaki partinin görüşünü kabul eder, savunur bunu destekler anlatırsa; bu yasağa girmez aksine o memur taltif de edilir terfi de eder ,yükselir.Yok eğer muhalifse ve muhalif bir partiyi destekler ve savunursa işte o zaman iş değişir. O zaman cezaya girer ya sürülür ya dürülür ya kovulur….İşte böyle.Yıllar yılı böyle geldi. Belki yer yer böyle de gidiyor. Peki bu doğru mu? Bilmem onu da sizin vicdanınıza bırakayım.Ancak yıllar yılı parti başkanı berberler, belediye başkanı politikacılar ve benzerleri kamu görevlilerinin korkulu rüyası oldu. Şimdi son yıllarda, bilmem ne ölçütleri ya da kriterleri gereği Avrupalılaşıyoruz.Yasalar kopyalıyoruz ve böylece çağdaşlaşmaya çalışıyoruz. Bilmem becerecek miyiz. Memura siyaset hakkından bile söz ediliyor. Memura grevli toplu sözleşmeli sendikal haktan söz ediliyor. Vallahi hayal gibi düş gibi bir şey. Olur, verilebilir de ancak biz bu hakları nasıl kullanacağız ona bakalım. Evet verildi bu hak. Memur siyaset yapabilecek. Nasıl yapacak, partiye üye olacak, politikacının çantalarını taşıyacak, kürsüde onun yanında poz verecek. Politikacı konuşurken terlerse terini selpakla silecek, etrafa gülümseyecek. Parti kimliği taşıyacak. Oldu mu , olacak mı; böylece çağdaşlaşacak mıyız? EVET diyen var mı? Bizim sorunumuz bu mu? Ben HAYIR diyorum. Böyle siyasi hak vermektense verilmesin .Bana göre siyasi hak ülke yönetiminde söz sahibi olmaktır. Ülke sorunlarını bilmek, öğrenmek, çözüm yolları aramaktır. Yoksa bir siyasal partinin kimliğini bir memurun taşıması bana göre ülkemiz için gerekli değil. Memur kamunun hizmetçisidir. Hizmeti adil olarak sunmak zorundadır. Eğer cebinde açık bir parti kimliği taşıyorsa bunu yapması çok zor. Belki Avrupa'da yapılıyordur da bizim ülkemizde bu zor. Peki bizde sorun ne. Bizde sorun şu. Bu yasak olduğu halde iktidarın atadığı en üst düzey kamu görevlisi bile sırf atayanlara karşı şirin görünmek ve argo tabirle yağ yakmak için politikacılardan bile daha çok politika yapar hem de en iğrenç tarafından. Bazen bir kaymakamın bir valinin söylediklerini politikacı bir milletvekili zor söyler, utanır, sorumluluk duyar. Hani yasak ona niye uygulanmaz. Hem de en üst düzey toplantılarda bunları söyleyebilir. Yetkililer ne yapar… Hiç ne yapacak hafif gülümser, içten bir aferin de çeker. Peki buna kim yanıt verecek? Politikacı değil politikacı yanıt verse başka bir kamu görevlisi yanıt veremez muhalifse ceza alır. İşte sorun burada, bu çözülmeli. Ohalde sonuca gelelim .Ne yapılmalı. Memura ne verilmeli? Bunu yıllar yılı söyledik söylüyoruz. Memur insandır, yurttaştır, seçmendir. İnsan ise düşünecek var olmak için. Nasıl düşünecek, okuyarak, araştırarak, dinleyerek.Yani istediği kitabı , gazeteyi dergiyi okuyabilecek. Konferansı, paneli dinleyebilecek.Yurttaştır, yurdunu sevecek sorunlarını öğrenecek çözüm yolları arayacak düşündüklerini açıklayabilecek.Ya .. seçmendir, yani oy kullanır. O halde ülkenin siyasal yapısını da öğrenir ve düşünce yürütür. Sonuç olarak memur aynı zamanda kendisini çağdaş bir AYDIN olarak da yetiştirmek zorundadır. Sorun İYİ BİR YURTTAŞ VE İYİ BİR İNSAN OLMAK yarışı olmalıdır. Artık kimse düşüncesinden dolayı okuduğu kitaptan, gazeteden dolayı sürülmemeli, kovulmamalı, makamını yitirmemeli. Görevimizi de bilelim hakkımızı da arayalım.