Zavallı ruhum, sana mı düştü en erkenci olmak? Bunca gecikme içinde dünyanın yörüngesini biraz olsun eski hızına yetiştirebilmek için didinip durmak… Bak yine en erken sen kalkıyorsun sabahları ve bu dünyada sana aracılık eden bedenini toplayıp geçiyorsun bilgisayarının başına. Her gün yüzlerce yüreğe açılsın diye onlarca yazı yazıyorsun. Kilometrelerce öteden gelen siyah atlıların tozunu dumanını görüp "Hadi, hazırlanın büyük bir felaket bizi bekliyor" diye yaygarayı basmak niye? Nasıl olsa onlar birilerinin kafalarını koparıp canlarını yakana kadar kimse görmeyecek, kafaları kopunca da bir anlamı kalmayacak uyarmanın. Görmüyor musun ne kadar da isteksizler bir şeyler yapmak için? "Ver coşkuyu, ver coşkuyu, biraz kıpırdansınlar." diyen gönlünü de sustur artık. Ruhunu tüketmiş bir beden hiç canlanır mı, üstelik onca yıl besinsiz kalmışsa. Soruyorum sana ruhum, sadece görüntüyü kurtarmak için günde beş saatini harcayan birine "Bir saatçik bari beyninin içini dolduracak bir aktivitenin içinde ol." diye nasıl teklifte bulunabilirsin? İyice saçmalıyorsun. Hem bu "adam adama bir savunma" olacak kadar dürüst bir mücadele değil ki. Alışmış insanlar "çamur at, izi kalsın" taktiğine. İşin en acıklı yanı ise bu kadar köre ileride bir ışık gördüğünü anlatamayacağın gerçeği… Sonunda gözünü çıkaracaklar seni kendilerine benzetmek için.
Hadi ruhum, seninle el ele verip başka diyarlara uzanalım. Tutuşturacak mumlar bulalım ve aydınlatalım karanlıkları. İnsanlar kendi mağaralarında kendi karanlıkları içinde yaşasınlar. Ve kendilerini olmadıkları şeyler sanmaya devam etsinler, bizim yapabileceğimiz çok fazla şey yok onlar için. Kızmayalım onlara, sadece üzülelim. Üç maymunu oynasınlar, birbirlerinin yüzlerine gülsünler, arkalarından sinsi sinsi bir sürü dolap çevirsinler. Biz elimizden geleni yaptık seninle, bu saatten sonra sadece kendimizi kurtaralım. Çünkü biz seninle yıllarca en erkenci olduk, saatlerimizi harcadık hayallerimiz için, bu topraklar için. Bizi yetiştiren kutsal toprak kokan ellerin emeklerini boşa harcamayalım lütfen artık. Biz, elleri işten çatlamış, alınlarından akan ter damlacıklarıyla yüzü onur çizgileriyle dolmuş insanların emeğiyiz. Hem karanlığın çocuklarına da yazık, gün ışığına kapalı yarasa gözleri yanmasın bizim aydınlığımızdan. Yüreklerine giden yolu kaybetmiş olanlara pusula olamayız biz; çünkü herkesin yolu kendine.
Sevgili ruhum, azizim… Açı çekmeyi ve ironiyi bırak artık. Akıllıların ve kurnazların yeri sandığın bu dünya aslında kahramanların dünyası. Bak etrafına, dikkatli bak, gözlerini iyice aç. Sen de benim gibi göreceksin ve emin olacaksın. Şehrin sokaklarında cesur ve kahraman insanlar hayatı ellerinde kutsal bir hamur gibi yoğuruyorlar. Dünyayı onlar peşinde sürüklüyor ve onlar değiştiriyorlar. Kendi aydınlığını yitirmişler ise hayatın bütün insanları eşitlediği günü (ölümü) bekliyorlar boş sözler ve oyalanmalarla. Biz kahramanların ve cesurların saflarında olalım, katılalım onlara, ne kaybederiz? ULTREYA…