Bilginin esas sermaye haline geldiği günümüzde, iş adamlarının sağlam hukuki ve mali altyapıya dayanarak ticari faaliyetlerde bulunmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaçları vardır.
Gerek Türkiye içinde, gerekse Türkiye dışında istikrarlı ve beklentilere cevap verir nitelikte ticari faaliyetlerde bulunmanın birinci adımı kurumsallaşmaktan geçmektedir.
Kurumsallaşma, ticari faaliyetlerde bulunmakta olan firmaların hedefleri doğrultusunda sistemli, istikrarlı ve bilgiye dayalı faaliyetlerde bulunmaları ile başlamaktadır.
Herhangi bir ülkede bulunan firmaların ticari faaliyetlerini sadece bulundukları ülkeye hasretmiş olmaları da kurumsallaşmanın önündeki önemli ufuk engellerinden birisidir.
Dış ülkelere açılım politikaları bulunmayan ülkelerin gelişme imkanlarını yavaş yavaş kaybettikleri günümüzde, bulundukları ülkelerden çıkamayan firmaların da ilerleme ve gelişme imkanları kalmamaktadır.
Artık ülkeler arasındaki sınırlar fiilen kalkmaya başlamıştır.
Gerek ülkeler ve gerekse şirketler Dünya'nın diğer ülkeleri ile doğrudan ilişki içindedirler.
Artık beklentileri karşılayabilecek nitelikteki herhangi bir malın üretimi Dünya'nın her tarafındadır.
Bu durum özellikle ülkelerin Dünya ile entegre olmalarını, uluslararası anlaşmalar imzalamalarını, yasal mevzuatlarını bu yönde değiştirmelerini ve geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır.
Yurt dışından yatırım alamayan, bu yönde yasal mevzuatlarını geliştiremeyen, yurt içindeki milli firmaların yurt dışına açılmalarını teşvik edemeyen ülkelerin gün geçtikçe daha da fakir hale geldikleri artık herkes tarafından bilinmektedir.
Hiçbir ülke, günümüz Dünya'sında tek başına kendi milli kaynakları ile ihtiyaçlarını giderme, halkının daha fazla refah içinde yaşamalarını temin etme ve Dünya'da sözü dinlenen bir ülke konumuna gelme imkanına sahip değildir.
Bu aşamada ülkelere ve ülkelerin idarecilerine düşen görev, yasal mevzuatlarının uluslararası ticari faaliyetlere müsait hale gelmesini sağlamak, yurt dışındaki firmaların yatırım yapmaları için ülkelerini cazip hale getirmek, yurt içindeki iş adamlarının yurt dışına açılarak ticari faaliyetlerde bulunmalarını teşvik etmektir.
İş adamlarına düşen görev ise, gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında yapacakları ticari faaliyetlerin öncelikle devlet ve milletlerinin istikbali için vazgeçilmez bir esas olduğunun farkında olmak ve bu doğrultuda gereken fedakarlıklardan kaçınmamaktır.
Köklü bir tarihe ve güçlü bir devlet kültürüne sahip olan Türkiye Cumhuriyeti, gelişmenin ve refahın ancak yurt dışına yapılacak açılımlar ile mümkün olduğunun bilincindedir.
Binlerce yıldır çok farklı etnik kökenlere, kültürlere ve inançlara sahip insanların birlikte yaşadıkları Anadolu coğrafyası, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk Milletinin uluslararası ilişkilere girmesine imkan tanımakta, hatta bunu zorunlu kılmaktadır.
Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının tam orta noktasında bulunan ve bu üç kıta arasında köprü konumunda olan Türkiye, içinde yaşayan yerli ve yabancı insanların, şirketlerin ve her türlü sivil toplum kuruluşlarının aynı anda Dünya'nın bütün ülkeleri ile her türlü münasebete girmelerine zemin olmaktadır.
Bu bilinç ile hareket etmekte olan Türkiye, bulunduğu coğrafyadaki diğer ülkeler ile çok yakın münasebetler içine girmekte, ticari ya da gayrı ticari ilişkiler tesis etmekte, bölgedeki huzurun ve barışın sağlanması için geçmişten gelen tarihi mirasını da kullanarak aktif roller üstlenmektedir.
Artık bütün Dünya ülkeleri, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarında bulunan ülkeler arasında ticari ya da gayrı ticari faaliyetlerin Türkiye olmaksızın sağlıklı bir şekilde tesis edilemeyeceğini bilmektedir.
Şu an itibari ile Dünya'nın en büyük 15.ekonomisine sahip olan Türkiye'nin, mevcut ekonomik gelişmesinin aynı şekilde devam etmesi halinde 2026 yılında Dünyanın en büyük 13.ekonomisine, 2050 yılında ise Dünya'nın en büyük 9.ekonomisine sahip olacağı öngörülmektedir.
Yine şu an itibari ile Dünya'da yabancı yatırımcıların yatırım yapmak için en fazla tercih ettikleri ilk 15 ülkeden birisi olan Türkiye, aynı zamanda yabancı uyruklu turistlerin Dünya'da tatil yapmak amacı ile en fazla tercih ettikleri ilk 7 ülke arasında bulunmaktadır.
Gerek devlet kurumları, gerekse sivil toplum kuruluşları tarafından istikrarlı bir şekilde tertip edilen ticari programlar nedeni ile, her yıl Dünyanın 100'ün üzerindeki ülkesinden binlerce iş adamı Türkiye'ye gelmekte ve Türkiye'de bulunan iş adamları ile milyarlarca Amerikan Dolarlık ticaret anlaşmaları imzalamaktadır.
Halen Dünya'nın 120'den fazla ülkesinde bulunan ve Türk iş adamları tarafından açılmış olan Türk okulları, bulundukları ülkelerde Dünya barışının, huzurunun ve refahının temellerini atmakta, Türkiye'nin o ülkelerde daha yakından tanınmasını sağlamakta ve bu ülkeler ile Türkiye arasındaki ilişkilerin artmasına destek olmaktadır.
Ancak unutulmamalıdır ki, sürekli gelişmek, ilerlemek, geçmiş tarihi kazanımlarını tekrar aynı şekilde elde etmek, Dünya'da söz sahibi olmak ve bütün bunların neticesinde gerek kendi halkına, gerekse Dünya'da yaşayan bütün insanlara refah, barış ve huzur getirmek isteyen Türkiye ve Türk halkı, bu ideal doğrultusunda gereken bütün fedakarlıkları yapmaktan kaçınmamaktadır.
Bu durum, gelecek yıllarda Türkiye'nin beklentilerin çok daha ötesinde uluslararası bir güç olacağını göstermektedir.