Hiç sevmem böyle yazmayı... Tarzım da değildir... Olmamıştır ama... Başka türlü de anlatılmaz ki! * Gün boyu telefonlarım susmadı... Bir CHP'li kapattı... Diğeri aradı... Kimi sitem etti... "Sıcaktı... Araç çok gerideydi... İlçeler yol güzergahında bekledi..." Yani... Üzümün çöpü... İncirin sapı... * Kimileri aradı... Onlara artık muhalif deniyor... "Altına imza atarım yazının! Dünkünün de..." * Bir başkası genel seçimleri gündeme getirdi... Kehanette bulundum: "Yusuf Ziya Yılmaz'ı AKP ilk 3'e koymazsa... CHP'nin ilk 3'ünde! Tabi anketlerde AKP'nin bir 4 yıl daha tek başına iktidarı gözükmezse!" Telefonda seslerinden pek belli etmediler ama... "Atma Recep din kardeşiyiz" dercesine bir surat ifadesine büründüklerine eminim! Ama... Kehanetimi destekledim... "Dün AKP'den aday olsun diye destek verenler, CHP'de etkili ve yetkili yerlerde olunca... Bugün de CHP'nin adayı olsun diye imza verirler, basın ve kamuoyunun karşısına çıkarlar!" Bir itiraz gibiydi kehanetime: "Peki CHP tabanı oy verir mi?" Ona da verilecek bir cevabım vardı elbette: "Kendi oylarıyla seçtikleri il-ilçe başkanlarına sahip çıkamayan... Kendisini -sen bizim adamımız değilsin- diye görevden alanların elini kaldıran eski siyasetçilerden oluşuyorsa taban... Vermez diyemem!" * Nasıl ki; Kılıçdaroğlu ve yeni ekibi 35'inci maddeyle AKP'ye gollük pas atacak hale geldiyse... Samsun CHP'de de neyin ne olacağını; kendileri bile bilmez!