Önceki yazımızda 'demokrasi ve eğitim'in ilişkisine değinmiştik.

Her iki kavram, insan yaşamında önemlidir ve merkezinde 'özgürlük' olmayan ,bireyi mutlu etmeyi amaçlamayan bir eğitimin de demokratik olamayacağını öncelikle belirtelim.

Kitlelerin ne düşündüğünü ya da ne istediğini dikkate almayan reel sosyalizm,faşizm gibi otoriter sistemler gibi başını ABD'nin çektiği, gözü para kazanmaktan başka bir şey görmeyen,tüketim endeksli kapitalist emperyalist sistemler de kendilerini, toplumu -giderek bütün dünyayı- örgütlemek ve denetlemek durumunda hissetmektedirler.Şirketlerindeki gibi 'yukarıdan emir alıp aşağıdakilere emir verdikleri bir yer' olarak düzenlemek isterler tüm toplumu ve eğitim sistemini.

Bir insan bir şeyi emir üzerine üretiyorsa,yaptığı şeye gıpta etsek bile olduğu şeyden tiksiniriz, der Humboldt, çünkü kendi iirade ve arzularıyla davranan bir insan değildir o.

Bu sektörler tarafından savunulan değerler sistemi,normal insani duyguları terk edip,bunun yerine –kendi tabirleriyle-çağın yeni zihniyetini koymaları gerektiği sıradan insanların kafasına çeşitli propaganda yoluyla sokulmakta;'yozlaşma ve özsaygı yitimi' oluşturularak kitleler maniple edilip kolayca yönetilmektedir.

Öğrencinin başarısında,evindeki yaşamın toplam etkisinin okuldaki bütün etkenlerden iki kat daha fazladır.Düşük ücretler nedeniyle daha çok çalışmak zorunda kalan ebeveynlerin çocuklarına ayıracakları zaman gittikçe azalmakta;bu durum aile değerlerinin yok olmasına neden olurken,tv, internet vb. araçlara bağımlılığa da yol açmaktadır.Tek başlarına büyüyen çocuklar arasında uyuşturucu,şiddet vb suçlara eğilim de daha sık görülmektedir.

Chomsky'e göre,atılması gereken ilk adım,çarpıtma ve kandırmaca bulutlarını iyice kavrayıp dağıtarak dünyaya dair hakikati öğrenmektir,ve yeni binyılın başında iyi bir eğitim,halkın en önemli politik meselelerinden biri olacaktır.

Alpaslan ÇEPNİ