YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Ayhan HAMLI

ŞEHİDİMİZİ ANIYORUZ… (3)

HATIRLAYANLAR UNUTMAYANLARDIR
ANNEMİN MAVİ GÖZLÜ BİR PAŞASI VARDI.
ONU HİÇ UNUTMUYORUZ…

Öyle zaman oldu ki bir günlüğüne bile geldi. Onun için de ailesi için de ayrılığa alışmak kolay olmuyordu. İçindeki Samsun sevgisi artarak büyümeye devam ediyordu. Bu arada günler ayları kovalamaya devam ediyordu. Afyon’daki kursu tamamlamış, Sakarya kışlasındaki görevinin başına gelmişti. Artık yeniden tayin olana kadar Adapazarı’nda kalacaktı. Ama eninde sonunda tayin olup gidecekti. Askerlik mesleği, böyle bir meslekti. Bugün buradasın, yarın başka bir yerde, zamanı geldi mi gitmek zorundasın. Bir asker gitmiyorum diyebilir mi?

Askerlik mesleği emir komuta zinciri içerisinde yapılan kutsal bir meslektir. Herkes bilir ki emir demiri keser. Kaza-i Rüst kararı ile kıta görevine başlamış bir astsubay çavuş için askerlik kolay bir meslek değildir. Ama insan her şeye alışıyor bazen yaşından da büyük işlerin adamı olup çıkıyor. Askerlik mesleği bu, severek yaparsan sadece kendin değil herkes ailen de mutlu olur. İşte çakı gibi asker olmak budur.

İlhan Astsubay için de askerlik mesleğinin kuralı bu oldu. Hiçbir zaman Türk milletinin kendisine emanet ettiği hiçbir şeye, hiçbir değere ihanet etmedi. Komutanı olduğu astlarına hiçbir şekilde kötü davranmadı. Onların dertleriyle dertlendi, sevinçleriyle mutlu oldu. Boş zamanlarında elektronikle ilgilendi. Adeta bir mucit gibi yeni bir şeyler üretmenin peşinde oldu. Elektronik devreleri biraraya getirip radyo, telsiz gibi cihazlar yaptı. Mesai dışındaki en büyük uğraşı bunlardı. Kimseyi kırmadan, kimseyi incitmeden yaşamayı ilke edinmişti. Bu arada yine fırsat buldukça Samsun’a gelmeye devam ediyordu. Samsun’un havası, suyu ona iyi geliyordu, moral oluyordu. Doğrusu yaşamı boyunca Samsun’a hiç doyamadı.

Adapazarı’nda nişanlandı, Adapazarı’nda görevli iken evlendi. Bir kızı oldu kızı dört yaşına geldiğinde rütbesi Astsubay Üstçavuş olmuştu. Astsubay Üstçavuş rütbesinde iken 1989 yılında Kars’a 14 Mekanize Tugay Komutanlığı emrine tayin oldu. Kars’a tayin olup giderken bu tayinin son tayini olduğunu nereden bilebilirdi? Oysa ki Kars’a tayin olup giderken Şark dönüşü Samsun Asker Hastanesi'ne tayin istemeyi planlıyordu. Biraz da memleketimde görev yapayım istiyordu. Nüfusa kayıtlı olduğu yer ordu olduğu için sorun görünmüyordu. Bu yüzden bir an önce Kars’taki görevini bitirip hayalindeki şehre gelmek istiyordu.

Okulları Samsun'da okumuş, çocukluğu Samsun’da geçmişti. Arkadaşları Samsun'daydı. Annesi, babası akrabaları Samsun’da yaşıyordu. Kars ,Adapazarı’ndan sonra gerçekten zor bir yerdi. Kars’ı zor yapan iklim ve ulaşım şartlarıydı. İnsanlarından bir şikayeti yoktu. Ama kışı gerçekten çetin geçiyordu. İlhan Astsubay ve ailesi Kars’ta alışık olmadıkları kadar soğuk bir kış yaşamışlardı. Onlar için Kars’taki soğuk kışların sonu gelmişti. Artık tayin zamanıydı. En başa Samsun Asker Hastanesi'ni yazmıştı. Tayin planlarını Samsun’a göre yapmıştı. Aklından başka yer geçmiyordu. Adeta kendisini şartlandırmıştı. Ülkede baş gösteren terör olayları nedeniyle TSK tayinlerle ilgili açıklamayı ileri bir tarihe atmıştı. Her tayinci asker gibi Nisan (1992) ayı geldiğinde İlhan Astsubay da heyecanla tayinlerin açıklanmasını bekliyordu. Kars’taki görevini kafasında bitirmişti, kendisini artık Kars’ta misafir görüyordu. Bu yüzden evini toplamak için izne bile ayrılmış, evindeki eşyalarını taşınma sırasında zarar görmesin diye yavaş yavaş kolilere sandıklara doldurmaya başlamıştı. Zaten öyle ahım şahım ev eşyası da yoktu. Eşyaları bir kamyonun yarısını bile doldurmazdı. Ama yine de toparlanmak gerekiyordu.

İlhan Astsubay yaşamı boyunca kimse için asla kötülük düşünmemiş, kimseye de hiçbir kötülüğü olmamıştı. İlişkilerinde incitmeyen ama incinen bir insandı. O kimseye kırgın ya da kızgın değildi. Ne Kars’ta görev yaptığı süre içerisinde ne de öncesinde hiç kimseyi etnik kökenine göre ayırmamış, kimseyi ötekileştirmeden herkesi kucaklamıştı. Kendisine emanet edilen vatan evlatlarını kendi kardeşi kendi evladı bilmişti. Onların sorunları sorunu olmuş, mutluluğu ise sevinci olmuştu. Lojmanda değil sivil halkın yaşadığı bir mahallede sobalı bir evde kiracı olmuş, mahalleden komşular edinmişti. İzinli günlerinde halkın içindeydi. Çarşıya, pazara çıkıyor onlarla sohbet ediyordu. Halkın içinde, halkın yanındaydı. O kimseye düşman değildi. Vatanını, bayrağını, milletini canı pahasına seviyordu. Askerlik mesleğine girerken içtiği yemine son nefesine kadar sadık kaldı. Onun kitabında hainlik ve kalleşlik hiç olmadı. Yaşamı boyunca kendi sınırları içerisinde yaşadı. Kimsenin malı, mülkü, serveti onun ilgi alanına girmedi. Helalinden kazandı, helalinden yedi, helalinden yedirdi. Ortaokulda okurken gazete bile satmıştı. Doğrusu her işinde alın teri vardı. Hiçbir şeyi hazır bulmamış kolay bir yaşamı olmamıştı.

Kars 14 Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Savaş İstihkam Taburu'ndaki görevine Astsubay Üstçavuş rütbesinde iken tayin olmuştu. Kars’ta Astsubay Kıdemli Üstçavuş rütbesini almıştı. Tayin gittiği birlikte ise 30 Ağustos 1992’de Astsubay Başçavuş rütbesini takacaktı. Gelin ata binmiş ya nasip demiş! Nasipte varsa o rütbe de alınırdı. Yeter ki can sağlığı olsun. Can sağlığı olmayanca bütün kapılar kapanıyor. 1992 yılı, Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'nde bölücü hainliğin ve kalleşliğin tavan yaptığı bir yıl olmaya başlamıştı. Bölücü hainler köyleri basıyor sivilleri katlediyor, bebekleri kurşuna diziyor, yolları kesiyor kimlik kontrolü yapıp askerleri, polisleri ve sivil insanları güpegündüz şerefsizce ve vahşice şehit ediyor araçları ateşe veriyordu. Doğu ve Güneydoğu’da yaşananlar doğru tespit edilemiyor o zamanın yöneticileri tarafından bu yaşananlar üç beş çapulcunun işi diye adeta hafife bile alınıyordu. Ama bölgede görev yapan güvenlik kuvvetleri ellerindeki her türlü imkanı değerlendirerek olayların üzerine gitmeye çalışıyordu. Bazen Ankara’dan emir gelene kadar operasyon yapılamıyor, yapılsa bile bölücü hainler ellerini kollarını sallayarak sınırı çoktan geçmiş oluyordu. Almanlar orantısız güç kullanamazsınız biz Leopar tanklarını size bu iş için vermedik diyerek yasak bile koyuyordu. Helikopterler Ankara’nın iznine bağlı hareket ettiriliyordu. Bu arada atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş oluyordu.

(Devam edecek)

BABASININ YAKIŞIKLI ŞEHİDİ… GÜLE GÜLE ŞEHİT UZMAN ÇAVUŞ YAHYA ACAR… MESUD BARZANİ HEP SIRTIMIZDAN HANÇERLEDİ… İHA VE SİHA'lara KARŞI ÇIKMAK NEDİR? ŞEHİTLİKTE SOLAN BAYRAKLAR NEDEN DEĞİŞTİRİLMEDİ ŞEHİT İSMİNİN KALDIRILMASI İÇİMİZE SİNMİYOR BARZANİ'NİN BU SORUSU BİR MEYDAN OKUMADIR… GAZİ DEDE ÖRNEK ALINMALI… ŞEHİTLİKTE BAYRAM SABAHI… 30 AĞUSTOS TÜRK MİLLETİNİN ZAFER DESTANIDIR… Yazarın Tüm Yazıları