YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Necdet UZUN

Kanaat etmek...

Küresel sermaye; hayatın her alanında akıllara durgunluk veren sistemlerle lüks tüketimi körüklüyor...
Bir yanda medya mecraları, diğer yanda filmler, bilinç altına çalışıyor...
Paranın nasıl kazanıldığını bilmeyen çoluğa çocuğa bunu anlatmak çok zor!..
Aile içinde şiddetli geçimsizliklerin önemli nedenlerinden biri de budur...
Kredi kartlarıyla alınan sonra geri dönüşünde zorlanılan ödemelerin çoğu da bu harcamalar yüzünden...
Toplum işte böyle çökertiliyor...
Bugünkü "Kanaat etmek" adlı öyküm, bu çıkmazdan bir kesit veriyor...

* * *

Nuri ile Kenan bir arkadaş değil, kardeş gibiydi, İlk, ortaokul ve liseyi birlikte okumuşlardı. İkisinin de ailesi yoksuldu. Okul saatleri dışında pazarlarda esnafa yardım ederek, harçlıklarını çıkarıyorlardı. Onlara ençok işi Cuma Baba verirdi. Bazen iş olmasa da ceplerine harçlıklarını koyardı. Mert adamdı Cuma Baba...
Nuri ile Kenan liseden mezun olunca, Cuma Baba, her ikisini de yanına aldı. Artık tek başına işi götüremeyecek kadar yaşlanmıştı. Nuri ile Kenan, işleri büyüttü. Sebze ve meyve satılan dükkanı adeta markete dönüştürmüşlerdi. Cuma Baba, onlarla gurur duyuyordu. Ara sıra dükkana geliyordu artık. Her ikisini de ortak yaptı. Hisse eşit biçimde üçe bölündü. Nuri ile Kenan, başka bir semt pazarında ikinci şubelerini açtıklarında Cuma Baba, yoğun bakımdaydı. O yüzden tören yapılmadı. Zaman ilerliyordu. Askere gitme vakti gelmişti. Nuri, açık öğretime yazıldığı için askerliğini erteletmişti. Kenan için bu söz konusu değildi. Askerliği Samsun'a çıktı. Ne şanstı. Nuri çok sevindi, Ordu'dan Samsun'a gidip gelmek kolaydı. Arkadaşını ziyaret edebilecekti. O gün Cuma Baba'nın acı haberi geldi. Cuma Baba'nın
eşinden başka kimsesi yoktu. Nuri, defin işlerini halletti. Kenan cenazeye gelemedi. Orta Cami'nin avlusu doluydu. Nuri, evlat gibi tabutun başında taziyeleri kabul ederken, Cuma Baba'nın yaptığı iyilikleri de öğrendi. Kimini okutmuş kiminin tedavi masraflarını karşılamış kiminin de sobasını ve yakacağını almıştı. Nuri, bunları öğrendiğinde acısı daha da büyüdü. "Keşke yanımda Kenan da olsaydı" dedi. Cuma Baba'nın eşi Hatice Ana, Nuri'yi evladı gibi seviyordu. Nuri de onu annesinden ayırmıyordu. Evin her türlü ihtiyacını karşıladığı gibi, Hatice Ana'ya haftalık harçlık da bırakıyordu. Tabii ki aynı biçimde Kenan'ın ailesinin de ihtiyaçları karşılanıyor ve evine her hafta para bırakılıyordu. Nuri, her şeyi kuruşu kuruşuna yazıyordu. Hak geçsin istemezdi. İşler büyümüştü. Nuri, Kenan'ın terhisine 6 ay kala bir başka mahalleye 3. şubeyi açtı. Nuri, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle sevilen bir gençti. Kenan, vatani görevini tamamlayıp dönmüştü. Erken dönebilmek için iznini sona bırakmıştı. İlk kez gördüğü şeyler karşısında şaşırıp kalmıştı. Çok sevinmişti. Nuri, birkaç gün sonra Kenan'ı çağırdı ve tüm hesapları önüne koydu. Kenan, bir çırpıda defteri kapattı ve "Bir daha böyle yapma" dedi. Mağaza sayısı 7'ye yükselmiş, bir marketler zinciri oluşturmuşlardı. Her ikisi de çok çalışıyordu. Gece gündüz demiyorlardı. Nuri, açık öğretimde İşletme Fakültesi'ni bitirmiş, askerliğini de kısa dönem yapacaktı. Askerliği Burdur'a çıktı. Onun tüm yaptıklarını Kenan uyguladı. Hatice Ana'nın ve Nuri'nin ailesinin ihtiyaçlarını karşıladı. Haftalık paralarını da verdi. Kenan, Nuri'den daha hırslıydı ve uluslararası bir gıda firmasının bölge dağıtıcılığını aldı. 20 araçlık bir filo kurdu. Nuri, 4 ay sonra terhis oldu. İki arkadaş daha çok işe sarıldı. Aileleri, evlenmelerini istiyordu. Hatice Ana, mahalledeki aynı onlar gibi candan iki arkadaşı önerdi. Kızlar gerçekten de çok güzeldi. Birinin adı Ayşegül, diğerinin adı da Gülşen'di. İkisinin düğünü birlikte oldu. İki aile çok mutluydu. Aynı apartmanda evleri yan yanaydı. Yedikleri içtikleri ayrı değildi. Ne alınıyorsa aynısı alınıyordu. Günlerden bir gün Gülşen, Nuri'ye "Bizim evde neden büyük ekran TV yok" dedi. Nuri, "Alırız karıcığım" diyerek, onun gönlünü hoş tuttu. Birkaç gün sonra Ayşegül, Kenan'a " Nuri karısına kürk almış, ben de isterim" diye sinirli biçimde söylendi. Kenan, Gülşen ile Ayşegül arasında,
bu tür konuların konuşulmasına şaşkındı. Ne var ki, iki candan kız arkadaş, "Onlarda var bizde yok" meselelerini uzattıkça uzattı. Nuri ile Kenan'ın evinde huzur kalmamıştı artık! Bu didişme her ikisinin de psikolojisini bozuyordu. Bazı komşuları da Ayşegül ile Gülşen'i dolduruyorlardı. Nuri ile Kenan, bu meseleden hiç söz etmediler ama her ikisi de patlama noktasındaydı. "Neden bu hale geldik" sorusunun cevabını bulamıyorlardı. Artık eskisi gibi kendilerini işe de veremiyorlardı. Oysa işleri takibi gerektiriyordu. Kimi zaman işe bile gelmedikleri oldu. Bu arada, bazı banka kredilerini kapatamamışlar, tefeciden borç almışlardı. Açık giderek büyürken, iki kadın arasındaki kavga da aynı biçimde alevleniyordu. Nuri, o gün Kenan'ı karşısına aldı ve yaşadıklarını anlattı. Kenan da benzer şeyler söyledi. İkisi de eşlerinin yüzünden bu hale geldiklerini anlamışlardı. Ancak, anlayamadıkları şey, Ayşegül ve Gülşen, aynı kendileri gibiyken, neden bu hale gelmişlerdi? Oysa, ikisinin arasında bugüne kadar en küçük bir sorun olmamıştı. Nuri ve Kenan bir karar aldı ve bunu mutlaka uygulayacaklardı. Başka çareleri yoktu. Böyle giderse iflas edeceklerdi. Akşam olduğunda ikisi birlikte işten çıktı. Evlerinin kapısı sözleşmişler gibi birlikte açıldı. Ayşegül ve Gülşen şaşkındı. Kocalarının elinde aynı kağıda sarılmış uzun ince ambalajlı çerçeveye benzer bir şey vardı. Nuri ve Kenan, birbirlerine 'İyi akşamlar' dedikten sonra eve girdiler. Eşleri kocalarının elindeki paketi merak etmişti. Açtıklarında, çerçevelenmiş bir yazı gördüler. Kenan ve Nuri sözleştikleri gibi onu evin girişindeki müsait yere astı. Yazı aynen şöyleydi: "Çok şey görmüş olabilirsin ama sonradan gördüysen sıkıntı" Ayşegül de tıpkı Gülşen gibi aynı şeyi sordu: "Ne demek şimdi bu?"...
Aslında ikisi de mesajı almıştı. Nuri ve Kenan'ın, bu mesajı birlikte hazırladığını da anlamışlardı...
Ertesi gün olduğunda, ikisi de aynı saatte evden çıktı. Kapıda karşılaştılar. Birbirlerine "Günaydın kardeş" diye seslendiler. Eşler de birbirine gülümsedi. Meselenin nereye gideceğinin farkına varmışlardı. Nuri ile Kenan, yıllar sonra ilk kez bu kadar mutluydu. "Keşke daha önce konuşsaydık" diyerek, gülüştüler. İşlerine daha çok sarıldılar. Lüks tüketimin yarattığı egolardan uzak bir aile düzenini kurmuş, huzura kavuşmuşlardı...
* * *
Bugününüz dünden dana iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...

Sen-ben meselesi biterse... Dost kazıkları.... Fotoğraf flu... Anlamaları zor... İzin verir mi?.. Kim aldanıyor ki?.. Uyursak, düşeriz!.. "Ananas" demiyorum ki... Kurbağanın gözü patlamadan... Nasıl bir başkan?.. Yazarın Tüm Yazıları