YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Uğur DEDE

HALİLEFENDİ MAHALLESİ VE KADINLARI

Doğduğum, çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği, atalarımı ebediyete uğurladığım mahalledir, Halilefendi Mahallesi. Ardahan’dır, serhattır, söğüt ağacımdır, soyumdur sopumdur. Sevdiklerimin kökleridir. Ayıp değildir söylemesi gurur duyarım bir o kadar da mutluluk. Bir ayrıcalık yaşatır çünkü, adam olmaktır, insan olmaktır, dost olmaktır, yar olmaktır, can olmaktır, canan olmaktır, kıymet vermektir, kıymet bilmektir Halilefendilili olmak…

Komşu nedir? Dost nedir? Arkadaş nasıl olunur?  Hatır nedir? Vefa nedir? Gönül nedir, onda öğrendik. Zemherinin buz gibi ayazında karda tipide boranda sımsıcak yüreklerine sığınılan insandı Halilefendi Mahallesi.

Hele bir kapın kilitli olsun, zırzalansın kapın bacan, bak nasıl kınanırdın, ayıplanırdın. Bağdaki köpekler haber verirdi ancak gelen misafirlerini ve her zaman bir tabak fazla olurdu sofrada; bir misafir aniden çıkıp gelebilirdi.

Kimde ne varsa diğerinde de o kadar vardı. Aç, aç bırakılmadan doyurulurdu. Kimi imce derdi, biz daldala vermek. Kimi bir artım çaydı, kimi bir tas şeker. Külüne muhtaç olmak, öyle bir şeydi işte.

Kardan görünmeyen bacaları hep birlikte kürerlerdi. Düğünde sünnette cenazede törende hep birlikteydi. Dedeler amcalar dayılar dadaların yanında bir de mahalle ağabeylerimiz ablalarımız vardı; birer kutup yıldızı gibiydiler. Onlara bakılarak yol yürünürdü, onlar gibi olmak isterdik. Yürüken bile onları taklit ederdik.

Harmanlar stadyumlarımızdı, basmalar anteraman sahamız. Kalaklar saklambaçtı, tencere kapakları arabamız. Büyümüş sayardı kendini kızlarımız, ipe çamaşır asarken. Çala çamura bulanırdık da şimdi ki gibi kir tutmazdık.

Nerde çamaşır makinesi, bulaşık bilmem hangi ev aleti? Hepsi analarımızdı, bacılarımız, elleri öpülmekten doyulmayan ninelerimiz, kadınlarımızdı yani.

Halilefendi mahallesi kadınları bütün bir Ardahandı. Birbirine benzerdi, kaderleri de yedikleri de giydikleri de…

 Başları bembeyaz leçekli* (Bembeyaz, gazlı bezi andırır bir tür baş örtüsü) ayakları simsiyah cizlavet lastikliydiler.

Ya Ana, ya hala ya da yenge diye çağrılırlardı. Kimi ince kimi kalın yelekliydi ve bellerine varan atkılarına sımsıkı sarılıydılar. Bir yerden bir yere giderken koyu gri, kalın çizgi desenli atkıları püsküllü ve  kendi dokumuşsa yeleğini, sağında ve solunda eksik etmezdi ceplerini.

Günlük kıyafetleriydi peştamalları. Günlük işleriydi herkesten ve her şeyden önce uyanmak.

Künt* künt (Yumruk büyüklüğünde hazırlanan hamur) hamur yoğuran, erkeğini işe kesme aşı yedirerek uğurlayan ellerdi elleri.

İmkânsızlıkları, imkan etmiş zor zaman insanlarıydılar. Suların evlerden akmadığı zamanlarda kovaları takılı omuzluk omuzlarda, çeşme başında kümelenmiş konu komşu muhabbetiydiler.

Naz nedir bilirler miydi bilemem ama edep sayarlardı; yoldan bir erkek geçse beklenir, erkek geçer sonra kendileri geçerdi.

Zamane anlamasa da ne kocasının ne büyüğünün yanında çocuklarını severlerdi. Gece oldu mu, kokusundan anlardınız saçlarınızı okşayarak sevildiğinizi. Hem analarımızın hem babalarımızın elleriydi saçlarımızda dolaşan sevgi…

Uzunca bol kesimli etekleriydi çocukken tutunarak yürüdüğümüz etekleri.

Fazlaca yüksek bir ses duyulsa ya da öfkelense biri size, tereddütsüz sığınacağınız tek sığınaktılar.

Çaldan çamurdan oyun oynamaktan çatlamış elleriniz ellerin de, merhameti seyreder gibi seyrederdiniz onları…

İğne oyalı leçekler kaplardı yüzlerini. Bakışlarını yeryüzü, yüreklerini gökyüzü kadar sanırdınız.

Gurbet yüklüydü çoğu ve kocaman hüzünleri hıfzetmiş yağmur gibi bereket taşırlardı.

Ve neden olduğunu ancak yaşlanınca anladığınız; uzunca hasretlik ten sonra  akraba  kavuşmalarında hıçkırıklara boğulmuş ağlamalar…

Ağlamak dediysem kendini yenileyen hüzünler demekteyim aslında. Mahalleden herhangi biri ölür, kimin olduğu fark etmez ölü sizin evden sanırdınız.  Öylesine insandılar, fabrika parçasına dönmüş zamaneden çok daha insandılar…

Tek tek gittiler…

Azınlık da şimdi son kalanlar. Onlar da gidiyorlar tek tek…

Çalınan her ezgide içimizden gelip geçen koca bir dünya oldular. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık sıhhat afiyet nasip ola…

Güzel günlere uyanın

Sağlıcakla kalın.

 

BENCİLLİK-EKSİK VE KÖTÜ HİSSETTİRMEKKUSUR AVCILARIİNSANLAR NİÇİN İNANIR? AHMET HAŞİM’DEN FABRİKA MÜDÜRÜNEİLÇEMİZİN EVLADI ŞEHİT PİLOTUN ARDINDANNAPOLYON’UN ARAPÇA MISIR FERMANI VETERAZİDE DE SİKLETTE DE SORUN VAR.YIKILUBDUR BU CİHAN SANMAKİ BİZDE DÜZELEAH AFERİDUN AHHHÜSEYİN KILINÇYazarın Tüm Yazıları