YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Osman KARA

ELEM ÇİÇEKLERİ!

O birinden mi aldı yoksa telifi kendisine mi ait bilmiyorum, ben başlıktaki ifadeyi Büyükelçi Altay Cengizer’den aldım. Yakın tarihimizi ele aldığı bir yazısında “Avrupa’nın tarihi mücadelelerine girişmiş, en zorlu savaşlarda yerini almış diğer ulusları gibi bizim de ‘elem çiçeklerimiz” var. Farkında olmadan unutmamayı tercih ettiğimiz, adeta ayırdığımız, iç içe geçmiş acılar…” diyordu.

Elem çiçekleri!” Bayıldım bu ifadeye. Yıllardır dilimde bir türlü sonunu getiremediğim bir şiir denemesinin iki küçük mısraı döner durur: “Hüzün çiçekleri bunlar/ Son güzün çiçekleri!” Hafızamın derinliklerinde saklı bir alıntı mıydı yoksa bana özgün bir ifade miydi, hala bilmem. Birkaç mısraı daha var bu bitmemiş ve hiç bitmeyecek denemenin.

Elem çiçekleri” beni bireysel hüznümden alıp toplumsal hüzünlere, daha doğrusu tarihi ve güncel elemlere savurdu. Altay Cengizer, Birinci Dünya Savaşı öncesini anlatırken kullanmıştı o ifadeyi. Ben bir taraftan aynı noktada tutuyorum, diğer taraftan tarihten günümüze, milli elemden çevresel ve hatta bireysel eleme taşıyorum o ifadeyi. Hangimizin yok ki “elem çiçeği” ve hangimiz bir diğerimizin “elem çiçeğinin” farkındayız ki? Kaçımız görüyoruz o çiçeklerin kan damlayan rengini ve kaçımız alıyoruz o çiçeklerin yürekleri yakan acı kokusunu!

Ne gözlerimiz kör ne de kulaklarımız sağır. Kör olan, sağır olan ve de lal olan yüreklerimiz, vicdanlarımız mı yoksa? Niye bu kadar koptuk birbirimizden, niye bu kadar yabancılaştık hem insanımıza hem de değer ölçülerimize? Bireysel ve milli hafıza zayıflığımızın temelinde “elem çiçeklerimizi” unutmamız yatıyor olmasın!

Sadece biz miyiz tarih hafızası zayıf olan, yoksa bütün milletler de böyle mi? Halk unutabilir ama aydının, ben aydınım iddiasında olanın unutma hakkı var mı? Onların toplumun hafızası olmak ve o hafızayı hep canlı tutmak gibi bir görevi yok mu? Toplumsal “elem çiçeklerini” çizmeyen ressama ressam, ya da yazmayan hikâyeciye hikâyeci, romancıya romancı denir mi, denebilir mi? Ya da filme çekmeyen yönetmene yönetmen, oynamayan oyuncuya oyuncu denir mi?

Üç on paralık bir savaştır Vietnam koca ABD için. Onlarca yüzlerce film yaptılar, yenildikleri bir savaştan Rambo gibi uyduruk kahramanlarla bir zafer destanı yarattılar. Bir sahtekârlık ve bir katliamdır Irak operasyonları; yakında o katliamdan ABD’yi insanlığı kurtaran azizler ve kahramanlar topluluğu olarak sunarlarsa hiç şaşırmam.

En az bin ayrı filme konu olabilecek tarihin “mağlubun galiplere kafa tuttuğu” ilk kıyamı olan Milli Mücadele’yi bırakalım bir kenara, Birinci Dünya Harbi’nde ve öncesi Balkan Savaşlarında kahramanlıkların da, acılarında kısacası “elem çiçeklerinin” de onlarca, yüzlercesi vardır. Heyhat hiçbiri yazılmadı, Balkanlardan Anadolu’ya tarihin akıl almaz vahşetler ve facialarla dolu göçünün resmi hiç yapılmadı, bir veya iki dizi dışında kameralar o drama, o “elem çiçeklerine” hiç çevrilmedi.

Kendi “elem çiçeklerini” kurutanlardan başkalarının “elem çiçeklerine” su vermesi beklenebilir mi? Ulusal olmadan evrensel olmak olası mı?

BEN YİNE DE YAZACAĞIMALLAH’A İNANMAK VE GÜVENMEK TAMAM DAKONU CİDDİDİR, SULANDIRMAYALIMELEM ÇİÇEKLERİ!İDAM CEZASI GELEBİLİR Mİ?BİRKAÇ KİTAP DAHABİR ŞEHADETİN YIL DÖNÜMÜ5 MİLYAR DOLARI KİM İSTEMEZ?BİZ O TRENİ KAÇIRDIK“NE HALE GELDİK”Yazarın Tüm Yazıları