İçimde duyguların dansı var adeta. Kelimeleri, cümlelere yanlış giydirmemek için kendimi zorluyorum.
Sokaklara çıkıp insanlara haykırmak geliyor içimden.
Biliyorum ki; duygularımla, haykırışım farklı olacak.
Susmayı yeğliyorum.
İçimde farklı iki dümen var. Birisi beni açık denizlere rota kırıp, azgın dalgalara vurmaya çalışırken, diğeri kıyıya kürek çekiyor.
Bense denizin ortasında güneşin yakıcı huzmeleri ile susuz kavrulmaktayım.
İyi olacağım, iyilik yapacağım, iyilik bulacağım.
Bağnazları, kötüleri yaratmanın tek yolu öğretmeden, eğitmeden inandırmaktır.
İşte bu kötü ve bağnaz zihniyet, dün yine Ankara - Batıkent de hayvan katliamı yapmıştır.
Onlarca aç hayvan karınlarını doyurmak için sevinçle kuyruklarını sallayarak kendilerine uzanan ellere güvenerek zehirle beslendiler.
Saatlerce can verebilmek için çırpınıp durdular.
Oysa hayvan sevgisi kesinlikle bir uygarlık belirtisidir.
Bu nasıl bir kötülük, nasıl bir duygusuzluk ve nasıl bir ahlaksızlıktır?
Diyorum ya, kelimeleri cümlelerime giydirmekte zorlanıyorum.
Oysa dün içim nasıl da sevinç dolu idi benim.
Dün gece yastığa başımı koyarken gülümsemiştim. Çok uzun bir aradan sonra...
Dün keyifli bir gün yaşamıştım çünkü.
Bir alışveriş merkezinde genç bir kadın omzuma dokundu. Ve şöyle dedi: 'Yaklaşık on yıl önce Yeşilyurt Migros'ta kasiyerlik yapıyordum.
Siz sıkça gelip alışveriş yapardınız eşinizle. Sonra bir gün yine kasaya geldiğinizde bana bir çift gümüş küpe hediye etmiştiniz. O küpe hala duruyor ve zevkle takıyorum " dedi.
Şaşırdığım kadar mutlu oldum. Hatırlamış gibi yaptım. Unutmuştum çünkü.
Bilmem hangi duygu ve düşünce ile böyle minicik bir jest yapmıştım ama genç kızın gülümsemesi beni öpmesi ile inanılmaz mutlu oldum.
Kendimi gökyüzünde kanat çırpan bir kuş gibi hissettim bir an.
Öğleden sonra Kireçtepe semtinde iki kadının bir kediyi zorla kafese koymaya çalıştıklarını, kedinin çok hasta olduğunu hekim masraflarını karşılayamadıkları için hayvanı götürüp barınağa bırakacaklarını söylediklerinde onları hemen hekime yönlendirip masraflarını üstlendiğimi söyledim. Kadınlar, 'Seni Allah mı yolladı ?" dediğinde gözlerim doldu.
Aniden bir arkadaşım geldi aklıma. Hemen onu arayarak teşekkür etmek istedim. Çünkü kendisi bir küçük kırıntıyı dahi sokak hayvanlarına götürüp bırakıyor. Sokak hayvanı yemezse bir kuş yiyor. Kuş yemezse fare yiyor, kalan zerreleri de karıncalar yuvalarına taşıyor.
Akşam olmuş Çiftlik Caddesi'nde yorgun ama keyifli yürürken, birisi seslendi.
Döndüğümde saçları bembeyaz bir bey bana doğru gelerek soyadımla hitap etti.
Ben şaşkınlıkla tanımaya çalışırken, "19 Mayıs Lisesinden Samet İmamoğluları " dedi.
Nasıl tanımazdım. Okulumuzun renkli simalarından basketbol oyuncusu bir gençti Samet...
Ayak üstü kırk yılın özetini söyleştik.
Biraz hayıflanarak biraz hüzünlenerek vedalaştık.
Lise yıllarım, arkadaşlarım, hocalarım ve gençliğim canlandı hafızamda.
Eskiden her şey ne güzeldi.
Eskiden insanlar da çok güzeldi.
Kötülük illeti zalim bir sarmaşık gibi sarmamıştı insanlığı.

İyilik ve kötülük… İki önemli olgu.
İkisi de hem çok zor hem de çok kolay algılanan iki küçük kelimecik...
Ancak içerikleri tartışılmayacak kadar büyük ve muhteviyatlı.
İyilik ve kötülük tüm din ve ideolojilerin temelindeki iki büyük faktör.
Aynı zamanda felsefi ve derin boyutları olan iki kavram.
Her ikisinin de varlığı çağlar boyunca insan içerikli olayların temelinde var olmuştur.
Hızla değişen günümüz toplumunda maddi değişimin, yanında toplumsal yapılar da her gün biraz daha dejenere olmakta.
Günlük yaşamımızda ise iyilik ve kötülük sürekli bir çarpışma, savaş ve kırılma noktasında.
İki olguyu değerlendirecek olursak, kötülük yapan bireylerin adli ve insani olarak ıslahı gerekmektedir.
Ancak esas sorun her iki olguya sahip insan kişiliklerinin sahip olduğu ruh ve psikolojik halleridir.
Oysa her insan masum doğar. Suçlu ölür.
Zira toplumdur onu şekillendiren faktörler.
Hepimiz toplumsal baskının nitelikli, niteliksiz cenderesi altında sıkışmaya mahkumuz.
İnsan, hayvan fark etmez. Sevginin emeğin ve canın mal gibi alıp satıldığı şu kahpe dünyada sırtından trilyonlar kazanılan vicdansız ve umarsız bir çarkın ve çağın çağdaş köleleriyiz biz.
İnsan hafızası unutmaya odaklıdır… Kötülükleri bir yana koyup, iyiliğin daima bir erdem olduğu vargısı ile hareket etmeliyiz.
Her adımda her yaşanmışlıkta kendimizi sorgulamalıyız.
Sorgulamak bir anlamda vicdan muhasebesidir.
İnsanı, insan yapan tek unsur vicdandır.
Elinizi vicdanınızın üzerinden hiç eksik etmemeniz dileği ile..

"KARINCADAN FİLE KADAR BÜTÜN CANLILAR TANRI AİLESİDİR. BURADA SUSUYORLAR. HESAP GÜNÜ KONUŞACAKLAR…" Hz. MEVLANA