Her seçimden sonra, kazanan adayların sıkça kullandıkları bir cümle vardır;

'Rozetimi çıkarttım, herkesin başkanıyım...'

Kazanmanın sevinci ve heyecanı söyletir bunları.

Sevinç ve heyecan geçtiğinde, bu sözler hemen unutulur.

Seçim öncesinde rozetler yakadadır. Hangi partili olursa olsun, fark etmez.

Rozetler, seçim sonrası genelde yakadan kalbe iner. Kimin kalbinden ne geçer, bilinmez.

Zaman içinde icraatlar ortaya çıktıkça, kalptekiler de çıkar meydana.

Kimin başkanı oldukları da...

İstisna kaideyi bozmaz ama, 'herkesin başkanı olmak' zordur.

Daha koltuğa oturur oturmaz verilen sıcak mesajlar, herkesi kucaklamalar...

Bunlar güzel şeyler...

Ancak, göstermelik olmaktan öteye gitmediğinde, o sözlerin de bir anlamı olmuyor.

Bizim ülkemizde işler hep böyle yürür, insanlarımız bunu yıllar yılı görür.

Önce gönülleri hoş edecek sıcak mesajlar, sonrasında gelsin sürgünler, işten çıkartmalar, eziyetler, intikamlar...

Arkasından gelen feryatlar, ahlar, vahlar...

Oldu mu şimdi?

Bugün onun, yarın senin başına... 'Etme, bulma dünyası.'

Empati yapmıyoruz. 'Benim başıma da gelir' diye düşünmüyoruz.

Bugün sen zulmediyorsun, yarın da o...Nereye kadar ama?

Senin partilin olmasa da, o insanlar senin insanın değil mi?

Bu zulüm niye?

O zulüm, döner döner bir gün seni de bulur, fena vurur...

O zaman ağlamayacaksın. Ağlamamak için de ağlatmayacaksın.

Bu ülkede başımıza ne geliyorsa, adaletten şaştığımız için geliyor.

Peki, bu nasıl adalet, bir gün sana da lazım olmayacak mı?