HaberlerTürk Kızılayı Samsun Şube Başkanı Demirel: Erdoğan, Fatih gibi

Türk Kızılayı Samsun Şube Başkanı Demirel: Erdoğan, Fatih gibi

Türk Kızılayı Samsun Şube Başkanı Dr. Habib Demirel, yüz okuma sanatı olan fizyonomi sayesinde kişilik değerlendirmesi yapabildiğini ileri sürdü.

Türk Kızılayı Samsun Şube Başkanı Demirel: Erdoğan, Fatih gibi

Türk Kızılayı Samsun Şube Başkanı Dr. Habib Demirel, yüz okuma sanatı olan fizyonomi sayesinde kişilik değerlendirmesi yapabildiğini ileri sürdü.

Demirel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüz hatları ile ilgili değerlendirmede bulunarak,  “Fatih Sultan Mehmet gibi bir liderle karşı karşıyayız. Türkiye bunun bilincinde olmalı” dedi

Dr. Habib Demirel Kızılay Samsun Şube Başkanlığı görevine Mayıs ayında geldi. Uzun yıllardır Kızılay’ın çalışmalarını takip ettiğini ve Genel Başkan Kınık’tan da böyle bir teklif gelmesinin ardından göreve başladığını söyleyen Demirel ile Kızılay çalışmalarının yanı sıra özel ilgi alanı olan fizyonomi konusunu da konuştuk. Demirel sohbetimizde Türk milleti ve Karadeniz insanının karakter özellikleriyle ilgili de ilginç detaylar paylaştı.

 

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Sizi tanıya bilir miyiz?

Habib DEMİREL: Ben Doktor Habib Demirel uzun süre Samsun’da görev yaptım. Yaklaşık 21-22 yılı aşkın bir süreden söz ediyorum. Bu süreci şöyle anlatabilirim: Bafra’da göreve başladım (Bafra İl Sağlık Müdürlüğü SSK Başhekimliği ). Sonrasında Samsun Bölge Hastanesi Başhekimliği, Gazi Hastanesi Başhekimliği, Ruh Sağlığı Hastanesi Başhekim Yardımcılığı, Ankara’da Sosyal Güvenlik Kurumunda Başkan Danışmanlığı ve yeniden Ruh Sağlığı Hastanesi Başhekim Yardımcılığı görevinde bulundum şuan hem bu görevimi sürdürüyorum hem de Türk Kızılayı Samsun Şube Başkanlığı görevini yürütüyorum.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Anlattıklarınızdan yoğun bir iş temponuz olduğunu görüyoruz. Kızılay hayatınıza nasıl girdi?

Habib DEMİREL:  Kızılay’ı çok öncesinde biliyor, tanıyordum. Ama bu kadar içine girmemiştim. Bizim diğer alanlardaki çalışmalarımız da hızlı bir şekilde sürüyordu.  Kerem Kınık Bey Kızılay Genel Başkanı olunca beni Ankara’ya davet etti. Aramızda konu ile ilgili bir söyleşi gelişti ve bunun sonucunda Samsun’daki Kızılay’ın boş olduğunu belirtti, böyle bir çalışmayı yapıp yapamayacağımı sordu. Tabii biz de genel başkanımızı kırmadık. Yönetimimizle beraber göreve başladık. Ogün bugündür çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hem bizler Kızılay’ı içselleştiriyoruz hem de Kızılay bizi içselleştiriyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Kızılay ile alakalı algı genellikle bir dernek algısından ziyade bir kamu kurumu algısı siz bunu neye bağlıyorsunuz, bu noktada Kızılay’ın yapısından söz edecek olursak?

Habib DEMİREL: Aslında Kızılay aynı zamanda bir kamu kuruluşu şeklinde görev yapan bir dernek. Nihayetinde tüzüğü bile Bakanlar Kurulu’ndan çıkıyor. Kızılay kan hizmetleri noktasında da çok önemli çalışmalar yapıyor. Özellikle son on yıldır neredeyse ülkenin yüzde 85 kan ihtiyacını karşılayabilir şekilde gelişmeler söz konusu. Bu kurumun içinde kan merkezi olduğu gibi afet merkezi ve sosyal yardımlar merkezleri de var. Kızılay genel olaraktan bu üç alanda etkin bir şekilde ilgileniyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Samsun, Türkiye ve Uluslararası alanda plan ve projeler neler?

Habib DEMİREL: Kızılay BM’ de de tanınan bir kuruluş uluslararası çalışmaları söz konusu.  Hem savaşta hem de barışta merhamet elini uzatan bir kuruluş. Genel başkanımız Kerem Bey’de merhametin yüzünü ortaya koydu. Kendisinin yüzü de merhametini gösteriyor.  İçi de öyle dışı da. Kızılay hem kan alanında büyük bir performans gösteriyor ki kök hücre çalışması da bunun bir sonucu. Afet ve yardımlarla ilgili de uluslararası çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Bugünlerde de çevremizde savaşın olduğu ülkelerde Kızılay çalışmalar yapıyor.  Kızılay din dil ırk yapmaksızın herkese yardım elini uzatıyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Kızılay’ın tarihçesinde neler var?

Habib DEMİREL: Hilali Ahmer Cemiyeti ile başlayan Marko Paşa ile kurulan bir süreç söz konusu. Derdini Marko Paşaya anlat diye bir deyim vardır bu deyimin çıkış noktası o dönem insanların dertlerini dinleyen bir doktor olan Marko Paşadır. Kızılay Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte de Kızılay Derneği statüsüne kavuşmuştur.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Az önce Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık’ın yüzü ile alakalı bir değerlendirme yaptınız. Buradan sizin diğer alanlarla ilgili çalışmalarınıza geçmek istiyorum.  Yüz okuma tekniği (fizyonomi) sizin çalışma alanlarınızdan biri ayıca Aklın Kör Noktası adlı bir kitabınız da var. Tüm bu çalışmalara nasıl başladınız?

Habib DEMİREL: Ben tıp fakültesinde okurken çeşitli çalışmalar vardı. Bu çalışmalar ilgimi çekiyordu hatta liseden beri telepati, hipnoz gibi konularla da ilgiliydim. Tıp fakültesinde 2. Sınıftan itibaren hipnoz uygulamalarına başlamıştım. Öyle ki kendi sınıfımdan bile hipnoz ettiğim insanlar vardı. Zaman zaman da bunun şakasını yapardım ‘bak sana hipnoz uygularım’ şeklinde.  Böylelikle hipnozu aktif olarak o dönemde çalıştı.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Bu süreç hipnozla başladı öyleyse.

Habib DEMİREL: Aynen öyle, daha sonraki dönemlerde de tıp hekimi olmam sebebiyle de nöropsikoloji konusuna ilgi duymaya başladım. O dönemde insanların davranış kodları üzerine ve algı yönetimi üzerine çalıştım yani örneğin beynimize. Sağ ve sol olmak üzere iki amigdala bölgesi vardır. İlginç olan kadınlarda sol amigdala daha etkin erkeklerdeyse sağ. Sol amigdalanın özelliği hayata bakış açısı kaybetmeme üzerine kurulu oluyor. Erkekte etkin olan sağ amigdaladaysa algıyı kazanma ödül sistemi üzerine yönlendiriyor.  İlginçtir sol amigdala daha çok kötü anıları saklar ve kadınlar mesela düğün zamanında yaşadıkları kötü anıları asla unutmazlar. Örneğin bir düğünde iki nikâh şahidi olsun bunlardan biri kadın diğeri erkek kadın, duygularını ifade ederken ’ bu dünya ve öbür dünyada mutluluklar’ ifadesini kullanırken erkek sadece ‘mutluluklar’ der. Kadın kaybetmeme üzerine algıladığı için öbür dünyayı da garanti altına almak istiyor diyebiliriz bu ifadeler bile davranış kodlarıyla ilgili ipucu veriyor. Tabi bu dediğimiz kodları yüzde yüz şeklinde ifade edemeyiz. Genelde yüzde doksan civarında uyumlu oluyor ama istisnalar da olabilir.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Davranış kodları ile ilgili çalışmalarınızdan fizyonomi konusuna geçiş nasıl oldu, ayrıca yüz okuma tam olarak nedir?

Habib DEMİREL:  Bizler bu davranış kodlarıyla ilgili çalışmalarımızı sürdürürken, yüz okumayla ilgili gerçekten insanların bir karakteri var mı? Düşüncesi oluştu ve çalışmalarımızı bu alanda sürdürdük. Yüz okumanın ne olduğu ile ilgili şunu söyleyebilirim, bir beden var ve bedene ruh giydirilmiş bedene ruh giydirilme işleminde de Evrenin Sahibi Yaratıcımız o ruha uygun bir bedeni giydirmiş kıyafet olarak. Bunun adı Osmanlı’da ilmi sima olarak kullanılmış fakat Avrupa’da fizyonomi ismiyle çok baskın bir şekilde ilerlemiş. Şuanda fizyonomi yurtdışında etkin bir şekilde kullanılıyor. Örneğin örgüt çalışmalarında, kişilik ile ilgili çalışmalarda dahi kullanıyorlar. Ben on on beş yıl içerisinde bu konu ile ilgili çok fazla kitap okum. Ayrıca bu ilmi çeşitli sentezlerle birlikte kullanarak bir takım bilgileri oluşturacak duruma geldim. Bizim ülke olarak buluş oluşturacak çocukları tespit etmeye ihtiyacımız var. Bir toplumun yüzde doksan dokuzu buluşçu olmuyor. Hatta binde bir buluşçu çıkıyor ve yurtdışındaki insanlar bunu tespit edebiliyor. Bu konuda herkesin yanıldığı bir şey var. Buluş oluşturma yeteneği beynin farklı alanlarının etkililiğinde, hafıza farklı ve zekâ farklı yerlerde.  Biz zeki ya da hafızası güçlü olan çocuklar buluyoruz ancak buluşçu çocukları kaçıra biliyoruz. Hatta bu çocukların bir şey öğrenemediğini düşünüyoruz. Ben tarihteki önemli bilim adamlarının tamamının yüzlerini inceledim.

 Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Bu isimlerin ortak özellikleri neler?

Habib DEMİREL: Buluşçu olan kişilerin yüzlerine baktığımızda özellikle alın bölgelerinde çıkıntılar olduğunu görüyoruz. Bizler onu göre biliyoruz. Bir diğer konu da kulak yapıların kulaktaki  heliks yapısındaki çıkıntılar. Biz her konuda odaklanma üzerinde duruyoruz ama Edison girdiği bir sırada sıranın kendisine geldiğini dahi fark etmemiştir.  Odaklama, buluş oluşturma aynı konuyu beynin bir bölgesinde sürekli tekrar etme gibi. Bir hamile kadının sürekli olarak çocuğunu düşünmesini buna örnek göstere biliriz. Düşüncenin orada askıda kalması ve daha sonra da inovasyon oluşturma söz konusu.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Fizyonomi nasıl fayda sağlar pratikte?

Habib DEMİREL:  İnovasyon girişimcilik gibi algılamıyor ama gerçekten bir yenilik yeni bir şey oluşturmak demektir.  Çocuklarla ilgili de bunu oluşturmak için fizyonomi şart. Ayrıca fizyonomi kişinin kendisini de tanımasını sağlıyor. Gandi’nin çok güzel bir sözü var Söylediklerinize dikkat edin düşüncelere dönüşür, düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür, duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür, alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür,  değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür, karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür. Tüm bunlar birbirleriyle bağlantılı.  Yaptığınız kötü bir davranışınız sonrasında alışkanlık haline geldiğinde onu bir rutin gibi gerçekleştirebilirsiniz.  Ama bunu çözebilmek için de yeniden bu süreci başa getirmek gerekiyor. O kod nasıl düşünce haline geldi ona bakmak lazım. Biz aradan bir şeyi çekince düzelecek gibi düşünüyoruz oysa gerçek öyle değil. İnsanın onun için kendi kişiliğini bilmesi lazım.  Bunu bilsin ki davranışını değiştire bilsin. Bir diğer konu da evlilikler birçok kişi evlendikten sonra karşısındaki kişiye ‘seni tanıyamadım, o zaman öyle değildin’ diyor. Kişi aslında o zaman da öyleydi. Biz farklı bir bakış açısıyla bakıyorduk. Katıldığım seminerler de de insanlar eş adaylarının fotoğraflarını göstererek analiz yapmamızı istiyor burada fizyonomiyi kullanıyoruz.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: yeniden Kızılay’ın çalışmalarına döndüğümüzde afet merkezlerinden bahsedecek olursak?

Habib DEMİREL: 33 afet merkezimiz var.  Bu merkezlerimizde TÜRKSAT üzerinden iletişim ağını oluşturduk. Bu da merkezlerin iletişim noktasında afetlerden etkilenmediğini gösteriyor. Bu merkezler haberleşmeyi en güzel şekilde sağlayacak şekilde kuruldu. Kızılay aynı zamanda bir merhamet eli olarak yangın, sel vb. afetlerde de vatandaşlarımızın yanında.  Sosyal yardım çalışmaları da söz konusu.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: 15 Temmuz sürecinden bahsederken ‘kadınların gücünü gördük’ ifadesini kullanmıştınız. Konuya dair neler söyleyeceksiniz?

Habib DEMİREL: Evet o dönemde bu konu benim dikkatimi çekti. Meydanlarda gördük ki kadınlar çocuklarını, gençler kardeşlerini almış meydanlara gelmiş. Bununla ilgili bir anket çalışmasında da şunu gördük kız kardeş meydana gelinde erkek kardeşte geldi, eş çıkınca bey de geldi. Türk tarihinin Çanakkale’den sonra ilginç bir gösterimiydi adeta o günler. Çanakkale’de topu sırtında taşıyan merhametli nenelerimizle o gece kamyon süren Şerife Bacı farklı bir benzerlik gösterdiler.  Davranış kodlarının değişmediğini gördük. Türk halkının hiçbir zaman boyunduruk altında kalamayacağını da bu süreçte gördük.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Davranış kodlarından bahsettiniz. Ülkelere göre böyle kodlar belirlene bilir mi?

Habib DEMİREL: Gerçekten davranış kodları topluma göre değişiyor.  Bazen deniyor ki Çin Halkı’nın yüz hatları farklıya da Afrikalıların yüz hatları, yapıları farklı nihayetinde bu bir yaratılış. Onlar yüze göre nasıl okunacak deniyor ancak gerçekten yüzü çok iyi okuyabilen bu bilgi ve birikime sahip olan insanlar bunu da biliyorlar.  Ben de kendime bu soruları sordum ve üzerinde çalıştım. Örneğin Afrikalılar üzerinden konuşacak olursak, dikkat edin dünyada kölelik dendiğinde aklımıza Afrikalılar geliyor. Ayrıca Afrikalıların sportif bir beden yapıları var ve saçları genellikle kıvırcık. Kıvırcık saç fizyonomide ilginç bir özellik oluşturuyor. Kıvırcık saç etkin şekilde boyunduruk altına girebilmeyi simgeler. Bu da kolay etkilene bilen, öğrenilmiş çaresizliğe meyilli insanlar olduğunu gösteriyor.  Mesela burun, dudak,  yapısı da çok ciddi ipuçları verir gerçekten onların kişilik özelliklerini ortaya çıkartıyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Bu nokta da Türk halkı nasıl davranış kodlarına sahip ve Karadeniz insanının davranış kodlarında neler var?

Habib DEMİREL: Öncelikle Türk insanı çok cesur. Boyunduruk altına alınamayan bir yapısı var. Gerçekten her zaman merhametli. Ayrıca gizli sadist duyguları olmayan bir millet. Varsa birinde o duygu o kişi Türk değildir. Geçmişini araştırdığı zaman bunu görebilir. Karadeniz insanıysa diyar gam ve hırçın yapısıyla ön plana çıkıyor. Karadeniz insanı tuttuğunu koparır. Örneğin burnu uzun olan insanlar hırslıdır ve tuttuğunu koparır. Karadeniz insanında da bunu görüyoruz. Aslında kodlar birbirleriyle ilişkili. Siz nöropsikoloji bilirseniz beynin yapısal özelliklerini ve kadın erkek arasındaki farkları bilirsiniz, onun davranışa dönüşümünü takip edersiniz. Onun yanında fizyonomiyi de iyi bir şekilde bilirseniz tüm bunları birleştirdiğiniz zaman gerçekten karşınızdaki insanı çok kısa bir süre içerisinde çözen bir yapıya sahip oluyorsunuz. Örneğin ben suç işleyen kişilerin ya da katillerin fizyonomisine baktığımda anında bazı şeyleri göre biliyorum. Benzer özellikler oluyor. Bir kişiyle konuşurken kişi ağzını sağa sola eğiyorsa dudaklarını kontrol edemiyorsa ve kişi bilinçli değilse öfke kontrolü yapamaz. Dudakları gülümser şekilde duruyorsa o kişi eğlenceli biridir.  Yine dudaklar aşağı doğruysa kişinin sabırlı olduğunu gösterir ancak patlama yaşaya bilir. Uzak kalın. Basit şeyler çok büyük ipuçları verebiliyor.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Konuya dair internette dolaşan bilgileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Habib DEMİREL: Genel bilgiler içerisinde doğru olanlar var. Yanlış olanlar da var. Ama bu bilgiler çok genel bilgiler bunlarla birini analiz etmeniz mümkün değil ince detayları bilip görmeniz gerekir. Bir standart oluşturmanız lazım. Beyin yapısı gereği her şeyi bir ardıllıkla görüyoruz bu sağlanmazsa beyin tufaya düşer. Sebep sonuç ilişkisi olmalı.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Fizyonomi sayesinde buluşçu çocukların keşfedile bildiğini ifade ettiniz. Bu çocukları kaçırmamak adına ne yapılmalı?

Habib DEMİREL: bu çok geniş bir konu ben makaleler ve blok yazılarım aracılığıyla konuyu dile getirdim ve Milli Eğitim Bakanlığı’na da mektuplar yazdım nihayetinde şimdi bazı dönüşler var. Toplumda bir eksikliği görmemiz örneğin çok fazla işsiz genç var bir diğer yandan da dünya küçüldü her yere ulaşım çok kolay.  Dolayısıyla yabancı dillere gereksinim var. Gerçekten bu dilleri etkin kullanan geçlerimiz yok. Bu dilleri etkin şekilde kullanan insanların iyi bir iş bulmama ihtimali yok. Bizim anaokullarında dil ile ilgili çalışmalara başlamamız gerekiyor. Ana dilin yanında çocuğun bu dilleri öğrenmesi gerekli. Beyinin kullan ya da kaybet kuralı vardır kullanırsanız kalır kullanmazsanız gider.  Bizim dünyaya örnek olacak çalışmalar yapmamız gerekiyor. Cumhurbaşkanımız bize çok güzel önderlik yapıyor. Tarihimizde çok büyük bir liderle karşı karşıyayız. Türkiye bunun bilincinde olmalı. Ben gerçekten Cumhurbaşkanımıza hayran bir insanım. Fizyonomisine de hayranım. Fizyonomisine baktığımızda da bence bir Fatih Sultan Mehmet gibi bir Recep Tayyip Erdoğan var. Ben bütün padişahların yüzünü tek tek inceledim.  Yine aynı şekilde Mustafa Kemal Atatürk’ü inceledim.  Fatih Sultan Mehmet’in, Yavuz Sultan Selim’in yüzünde gördüğümü Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzünde gördüm. Bizim bir birliğe ihtiyacımız var. Erdoğan, Kızılay olarak da manevi liderimiz konumunda bir genel başkanımız var ama onun üstünde Cumhurbaşkanımıza bağlıyız. Bizim Türkiye olarak bunu hissetmemiz lazım. Bu hedefte yürümeliyiz. Artık büyük ülke konumuna gelmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Burcu DÜZGÜN ÇOBAN: Çok teşekkür ederiz.

Röportaj: Burcu DÜZGÜN ÇOBAN

Fotoğraf: Çılga Gürel



SIRADAKİ HABER