Ayhan HAMLI

Pamuk Geçidi Şehitlerimizi Şehadetlerinin 30.Yıl Dönümünde Anıyoruz - 2-

Ayhan HAMLI

ANNEMİZİN MAVİ GÖZLÜ PAŞASI
ŞEHİTLER ÖLMEZ ŞEHİTLER ÖLMEZ
UNUTMADIK UNUTTURMUYORUZ
UNUTTURMAYACAĞIZ!

(2. Bölüm)
12 Eylül 1980 darbesinin de etkisiyle halk askerlere genelde daha sıcak bakıyorlardı. Şimdi bu durum birilerine garip gelebilir ama o yıllarda öyleydi. Darbenin lideri Kenan Evren'in resimleri Anadolu'da bazı evleri süslediği gibi kahvehaneler de bile asılıydı. Kenan Evren resmine sahip olmak isteyen bir çok insan vardı .Bunun nedenleri herkese göre farklı olabilir. O yıllar öyleydi, o yılar farklıydı. Askerler saygı görüyor el üstünde tutuluyordu. Kızanlar, farklı düşünenler yok muydu elbette olabilir, ama genelde böyleydi. Darbenin sıcak günlerinde durum böyleydi. Sonradan çok farklı şeyler söyleyenlerinde neden öyle söylediklerini düşünmek lazım. Türkiye çok büyük bir badire atlatmış ,bunlarda bu badirenin olumlu ya da olumsuz sonuçlarıydı. Buradan yola çıkarak darbeyi haklı göstermeye çalıştığım düşüncesi oluşmasın. Sıradan halkı en çok ilgilendiren yanı askeri yönetimle birlikte can güvenliğinin ülke genelinde tesis edilmiş olmasıydı. Halk elindeki silahları Türkiye'nin her yerinde belli noktalara bırakarak güven ortamının tesis edilmesi için devlete teslim etmişti. Bu yeterli miydi ,ne kadar yeterliydi? İşte bu tartışma konusu olabilir. O yıllarda Türkiye'de bunlar yaşandı .

İlhan Hamlı işte böyle bir ortamda askerlik mesleğini seçti, yedekten kazandığı İzmir Narlıdere'deki Astsubay Sınıf Okulunda Astsubay öğrenci oldu. O yıllar cep telefonlarının olmadığı yıllardı ,her evde sabit telefonda yoktu. Haberleşme daha çok mektuplaşma şeklinde posta aracılığı ile yapılıyordu .Her hafta bir mektup yazıp babaevine gönderiyor aynı şekilde her hafta babaevinden üzerinde görülmüştür damgası olan bir mektup alıyordu. Hafta sonu çarşı iznine çıktığında 15 günde bir postaneden Samsundaki evlerinin karşısındaki komşuları Bakkal Mehmet amcanın ev telefonunu bağlatıp annesiyle görüşüyordu. Her hafta telefon bağlatamıyordu çünkü o yıllarda telefonla iletişim kurmak pahalıydı. Harçlığını idareli kullanmak zorundaydı. Bunlar bugünün gençleri için hayretle karşılanabilir ama öyleydi. 17 Eylül 1980 'de başlayıp 30 Ağustos 1981 tarihinde mezuniyetle biten İzmir Narlıdere'de İstihkam Astsubay Sınıf Okulunda askeri öğrenci olarak geçen eğitim dönemi ilhan Hamlı ve diğer devre arkadaşları için hayata ve mesleğe hazırlanma bakımından hayatlarının en önemli bir dönüm noktası olmuştu. Artık sivil değildiler. Askerlik mesleğini seçmiş olmanın onlara yüklediği sorumluluklar çerçevesinde yaşamlarına devam edeceklerdi.

 

İlhan Hamlı'da 16 Eylül 1980'de babevinden ayrılıp ,17 Eylül 1980'de 17 yaşında giydiği askeri üniformanın ona yüklediği sorumluluğun bilinci içerisinde 30 Ağustos 1981'de İzmir Narlıdere'deki Astsubay Sınıf Okulundan Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı bir İstihkam Elk.Jen.Teknisyen Astsubay olarak ,ilk rütbesi olan Astsubay Çavuş rütbesini takarak mezun oldu. İzmir Narlıdere'deki mezuniyet törenine Samsun'dan gelerek aileden sadece ağabeyi Ayhan Hamlı katılabildi. Ekonomik nedenlerle ailenin tamamının İzmir'e gelmesi uygun olmadı. İlhan Astsubay mezuniyet törenine aileyi temsilen ağabeyi Ayhan Hamlı'nın katılımından çok mutlu olmuştu. İki kardeş İzmir'de hem hasret giderdiler hem de üç gün boyunca birlikte İzmir'i bir uçtan bir uça ,Uluslararası İzmir Fuarının açık olmasını fırsat bilerek doyasıya gezdiler. Bütün bunlar babevinden uzun bir ayrılıktan sonra İlhan Astsubaya ve ağabeyine çok iyi gelmişti. Güzel olan sadece İzmir değil ,kardeş olmak kardeş olmanın tadını birlikte çıkarmaktı .

Mezuniyet sonrası İlhan Astsubayın ilk tayin yeri Adapazarı'ndaki Sakarya Kışlası İstihkam taburuydu. Ama görev yerine gitmeden önce Afyon'da askeri fabrikada kursiyer Stajyer Teknisyen Astsubay olarak dokuz ay görev yapması gerekiyordu. Yani sonbaharın sonu yazın başı Adapazarın'da kıta hizmeti için asli görevinin başında olacaktı. askeri okuldan mezuniyetle birlikte Afyon'a gitmeden 15 günlük meyil izni vardı. İzmir'den ağabeyi ile birlikte otobüsle uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Samsun'a babevine geldiler. İlhan Astsubay ilk kez Astsubay Çavuş rütbesi takılı üniforması ile Samsun'daki babaevine gelmişti. Daha önce askeri öğrenci üniforması ile tatillerde geldiği memleketi Samsun'da annesini sevindirdiği olmuştu ama bu sefer farklıydı. Artık o bütün hayallerinin de ötesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinde çiçeği burnunda kıta görevine başlamamış bir Astsubay Çavuştu. Askerlik mesleğinin ilk adımında henüz 18 yaşını bile tamamlamamış karacı rütbeli genç bir askerdi .Göreve de Kaza-i Rüşt kararı ile başlatılacaktı. 17 yaşında olan, ancak kaza-i rüşt kararı alan bir kişinin Devlet memuriyetine atanabileceği kanunla belirlenmişti. Bu nedenle Kaza-Rüşt kararı aldırmıştı. Kendinden en az iki yaş büyük olan askerlere komutanlık yapacaktı ,gerektiğinde onların sorunlarına çözüm bulacak onlara yol gösterecekti. Askerlik mesleği emir komuta zinciri içerisinde yapılan, yüksek disiplin gerektiren ,fedakarlık isteyen kutsal bir meslekti. Bunun farkındaydı mesleğinin gerektirdiği kurallara uymakta hiç bir sorunu yoktu. Sivil yaşıtlarından, sivil arkadaşlarından daha çok sorumlulukları vardı. Seçtiği mesleğin zorluklarını askeri okuldan itibaren askeri ortamda yaşayarak daha iyi anlamaya başlamıştı. Afyondaki askeri fabrikadaki kursa katılmadan Samsundaki izinli günlerini doyasıya geçirmek istiyordu. Günler o kadar dolu geçiyordu ki babaevine bile doyamamıştı. Bedriye anne mavi gözlü paşasının sevdiği yiyecekleri hazırlıyor ,kendi eli ile bile yedirdiği oluyordu.

Babaevinde herkes İlhan Astsubayın üstüne düşüyor, onun sevdiği şeyleri yapmaya çalışıyorlardı. Bu arada akraba ve arkadaş ziyaretleri de yapılıyordu. İlhan Astsubayın elektroniğe ilgisini bilen yakınları ise o yılların meşhur siyah beyaz tüplü televizyonlarındaki arızayı bile tamir etmesini istiyordu. Zaman su gibi akıp gidiyor ,sayılı günler geçiyordu Afyon'a gitmek için bir taraftan bavulunu hazırlamıştı. Yolculuk zamanı geldiğinde Bedriye anne yine mavi gözlü paşasına doyamamıştı. Ayrılıklar hep hüzün veriyordu. Asıl ayrılığı ilk askeri okula gönderdiklerinde ailece yaşamışlar günlerce eve girememişlerdi. Evde annesinin mavi gözlü paşası olmadan evin tadı tuzu yoktu. Bedriye anne bu ayrılıklar ne kadar zor bir şey diye içinden geçiriyordu. Belli etmek istemese de mavi gözlü paşasını uğurlarken içinden adeta bir şeyler kopuyor canı çok acıyordu. Halbuki oğlunun Astsubay olmasını çok istemişti. İstediği olmuştu ama ayrılıklar hep içini sızlatıyordu. Bazen de canının sağ olduğunu kimseye muhtaç olmadığını bileyim de nerede olursa orada olsun diye içinden geçiriyordu. Daha bu ayrılıkların ve bu hasretlerin başındaydılar ne zaman biteceği bilinmeyen bilinmezliklerle dolu sonunun nasıl biteceği bilinmeyen bir gurbet yolculuğuna çıkıyordu annesinin mavi gözlü paşası .O yolculuklar çok kolay olmuyordu. Ayrılıklar insanın yüreğini öyle bir acıyordu ki .Hasret çekmek insanı gerçekten çok üzüyordu.


Hayat yaşayanlar yani hayatta olanlar için bir yolculuk değil mi? Nerede ne zaman biteceği bilinmeyen sonu olan bir yolculuk için hayat diyoruz, ömür diyoruz... İnsan hayatı hayallerle, umutlarla, acıyla, tatlıyla, bilinmezlerle ,bazende süprizlerle yüklü uzun ya da kısa bir yolculuk. İşte ilhan astsubay 1980'li yıllarda hayatın daha başındaydı. Gelecek kaygıları,umutları hayalleri olan annesinin de hayallerini renga renk süsleyen mavi gözlü genç bir astsubaydı.1981 yılı 30 Ağustosunda İstihkam Astsubay Sınıf okulundan mezun olmuş ,Astsubay çavuş rütbesini almıştı. İlk rütbesiyle birlikte ekonomik özgürlüğünü de kazanmıştı. Artık ekonomik anlamda kimseye muhtaç olmadan belli sınırlar içerisinde yaşamına şekil verebilecekti. Hayat ve meslek tecrübesi yıllarla birlikte olumlu yönde artacaktı .Doğumla birlikte 17 yıl süren sivil yaşamı Samsun'da bitmiş ,artık askeri üniformalı yaşamı gurbette başlamıştı. Kafasını meşgul eden soruların en güzel cevabını ise askerlik mesleğini yaparken alacaktı. Ne çok hızlı geçmişti Samsun'da babaevinde günleri? Tekrar bavulunu hazırlayıp ,Afyon'a Askeri Fabrikadaki kursa gitmek askeri okula ilk giderken ki kadar zor olmasa da yine yüreğini sızlatmıştı .Hayat acımasızdı ama yürekler çok kırılgandı bu ayrılıklar en çok annesini üzüyordu .Herkes gibi bu ayrılıklara onlarda alışacaktı. Bu ayrılıkları askerlik mesleğinin doğal bir sonucu olarak kabul etmekten başka bir çareleri yoktu .Sadece ilhan Astsubay değil devreleri de izin dönüşlerinde benzer şeyler yaşıyordu. İlhan Astsubay Afyon'da kıta görevine hazırlandı. Bu süreçte askeri okuldakinden daha rahat bir ortamdaydı. Çünkü artık rütbeli bir askerdi. Mesai saati dışında sivil yaşamın içerisinde olabiliyordu. Fırsat buldukça bayramlarda nöbetçi olmadığı zamanlarla bir iki günlüğüne izinli Samsun'a gelip gidebiliyordu. Memlekete giderken eli hiç boş gitmiyor, Afyonun meşhur kaymağından ve lokumundan eşe dosta hediye götürüyordu. Afyon'da sivil arkadaşları ve sivil çevreleri olmadığı için boş zamanlarının çoğunu yine askeri çevreden tanıdıkları ile askeri misafirhanede askeri ortamlarda devreleriyle geçiriyorlardı. Bu arada Afyon'un gezilecek bir çok yerini de fırsat buldukça geziyorlardı. Afyon'da soğuk bir kış geçirdikten sonra eriklerin, vişnelerin baharın müjdecisi olarak çiçeklerini açmasıyla birlikte ilkbahara girdiler. İlkbaharın sonu yazdı. Yazla birlikte tayin oldukları birliklere gidip görevlerine başlayacaklardı. Yazın gelmesi çiçeği burnundaki genç İstihkam Teknisyen Astsubaylar için yeni bir başlangıç olacaktı. Her yeni başlangıç beraberinde ayrılıkları getirse de yeni dostlukların, yeni sosyal çevrelerin ilk adımını da attırıyordu . Sayılı günler çabuk geçiyordu. Bitmez zannedilen günler ise hiç yaşanmamış gibi oluyordu .İzmir Narlıdere ,Afyon derken zaman su gibi akıp gitmişti. İlhan Astsubay Afyon'daki kursunu bitirdikten sonra Kıta görevi için Adapazarı'na gelmiş aynı gün Sakarya Kışlasındaki görevine başlamak için Sakarya Kışlasının nizamiyesinden giriş yapmıştı .İlhan astsubay askeri ortama yabancı değildi ama Sakarya Kışlasının yabancısıydı .Sakarya kışlasında nelerle karşılaşacak, neler yaşayacaktı bunu yaşayarak görecekti. Sakarya kışlası Sakarya nehrine çok yakın bir yerdeydi.

İlhan Astsubay ilk kıta görevine Sakarya Kışlasında İstihkam bölüğünde başladı .Sakarya kışlası İlhan Astsubayın meslek yaşamında bir başlangıç noktasıydı Ama bu başlangıç noktası aynı zamanda İlhan Astsubay için meslekte pişme ve olgunlaşma noktasıydı. Kendinden yaşça büyük askerlerin arasında göreve başlamıştı. Askerlik mesleği hiç de kolay bir meslek değildi. Bunu başından beri biliyordu ruhen ve bedenen dayanıklı olmak zorundaydı. Bekar olması nedeniyle yaşıtı ve devresi bekar Astsubayların kiraladığı bir bekar evinde kendine ait bir oda, bir yatak ve çekyat bulmuştu. O yılların çok meşhur küçük ekran siyah beyaz bir televizyonu da kendisine taksitle satın almıştı. Televizyon o yıllarda çokta ucuz değildi . Bu yüzden televizyon siyah beyaz olsa da her evde yoktu. Bekar evinde televizyondan başkada bir eğlenceleri yoktu .Adapazarı'na alışmakta çok zorlanmadılar .Akşam yemeklerini bekar evinde kendileri yapıyordu .Evdeki boş zamanında İlhan Astsubay amatörce elektronikle ilgileniyordu. İlhan Astsubayın elektronikle ilgisi çevresi tarafından da biliniyordu. Radyosu, televizyonu bozulan İlhan Astsubaydan onarmasını bile istiyordu. Aslında İlhan Astsubayın ilgisi elektronik cihazları tamirden ziyade amatörce yeni bir radyo ,yeni bir telsiz yapmak üzerineydi. İmkanları ve zamanı kısıtlıydı eğer elektroniği meslek olarak seçme imkanı olsaydı ,bu dalda çok başarılı olabilirdi .Bu konuda çok yetenekliydi .Bazen rüzgar ekonomik nedenlerle insanı farklı bir yöne savurabiliyor. İlhan Astsubayda rüzgarın farklı yöne savurduğu talihli ya da talihsiz insanlardan birisiydi. Ama çoğuna göre o şanslıydı .Annesinin mavi gözlü paşası olmak herkese nasip olmazdı .İlhan Astsubay her daim Annesinin mavi gözlü paşasıydı. Adapazarı İlhan astsubayın hayatında yeni bir sayfa olmuştu. Fırsat buldukça tatillerde Samsun'a babaevine gidiyordu. Babaevine gelmek güzeldi, dönüş ise herkesi çok hüzünlendiriyordu. İnsan herşeye alışıyor alışmaktan başka çareleri yoktu. Bekarlıkta bir yere kadardı. Adapazarı'nda görev yaparken evlendi. Bekar evinden o yıllarda Adapazarı'nın Çark Caddesindeki Askeri Lojmanlara taşındı. Bir kız çocuğu babası oldu. Artık eskisi kadar sık her tatilde Samsun'a babaevine annesinin yanına gidemiyordu. Sakarya Kışlasından Adapazarı'ndaki Askeri Fabrikaya tayini çıktı toplam 8 yıl Adapazarı'nda görev yaptıktan sonra şark görevi çıktı .1989 yılında Kars 14 ncü Mekanize Tugay Komutanlığı Savaş İstihkam Taburu Sis Kısım Komutanlığına atandı. Askerler için tayin demek yepyeni bir çevre demekti. Geride yaşanmışlıkları, dostları, acı tatlı anıları bırakıp yeni dostluklara yelken açmak kolay değildi. Askerlik mesleğinin en zor yanı da buydu. Mesleğe girerken bunları zaman zaman yaşayacağını baştan biliyordu. Tek başına geldiği Adapazarı'ndan, üç kişilik bir aile olarak daha zengin ayrılıyordu. Bu herkese nasip olmayacak bir kısmetti. Tayini belli olur olmaz eşyalarını toparlayıp paketlediler. Adapazarı'nda artık sayılı günleri kalmıştı .İlk önce tayin olduğu birlikteki devreleriyle iletişime geçip kiralık bir ev tutturdu. Ev eşyalarını da bir kamyona yükleyip Kars'a gönderdi. Eşyalarını Kars'da görev yapan silah arkadaşları karşılayıp paketleri açmadan eve yerleştirdiler. İlhan astsubay ve eşi Kars'a geldiğinde evde gerekli düzenlemeyi yapacaklardı.. Biraz yorulacaklar ama bunlar çok güzel yorgunluklardı Adapazarı'nda Askeri lojmanda kalıyorlardı .Askeri lojmana alışmışlardı. Kars'da lojmana giriş için puanları yetmemişti. Kars'da sivil bir ortamda biraz zorlanacaklardı. İnsan zamanla herşeye alışıyordu ,onlarda bu duruma ailece alışacaklardı.
(Devamı yarın)