Ayhan HAMLI

Pamuk Geçidi Şehitlerimizi Şehadetlerinin 30. Yıldönümünde Anıyoruz - 5 -

Ayhan HAMLI

ANNEMİZİN MAVİ GÖZLÜ PAŞASI
ŞEHİTLER ÖLMEZ ŞEHİTLER ÖLMEZ
UNUTMADIK UNUTTURMUYORUZ
UNUTTURMAYACAĞIZ!


(5.Bölüm) )
Teslim olmayanlar ise birer birer ıssız dağ başlarında dün olduğu gibi bugünde kurda ,kuşa hep yem oldular. Bu döngünün başka bir yöne evrilmesini umarak masum insanları katletmek, kudurmuş yaratıklar gibi insanlık değerlerine saldırmak aptallığın daniskasıdır. Iğdır'a 25 kilometre uzaklıktaki Pamuk Geçidinde vahşetin izleri daha çok sıcaktı. Güvenlik görevlilerinin olay yerindeki çabası suç delillerini toplayıp gereğini yapmaktı. Bu arada Iğdır ilçesi Pamuk Geçidi Mevkiinden geçen bütün araç sürücüleri olay yerine geldiklerinde güvenlik kuvvetleri tarafından kimlik kontrolünden geçiriliyordu. Keşke bu hain pusu kurulmadan bu yapılmış olsaydı hainler bu kadar rahat hareket edemezdi. Normalde sürekli güvenlik kuvvetlerinin kontrol altında tuttuğu Pamuk Geçidi Mevkii olay günü yeterince kontrol altında tutulmamıştı. Su uyur ama düşman uyumaz diye boşuna söylenmemiş. Dört sivil silahsız genç Astsubay vatan toprağında kanlar içinde yatıyordu. Meydanı boş bırakanlar mı, meydanı boş bulup kuduranlar mı bu olayın asil failleridir? Bunu hiç öğrenemedik. Bu can acıtan sorunun yanıtını vicdanlarımıza verelim yeter. Sağlıklarında koruyamadıklarımızın maalesef cesetlerini korumakta üstümüze yok. Ülke sınırları içerisinde devlet karayolunda terörist hakimiyeti asla hiçbir şart altında kabul edilemez. Ama ne yazık ki o yıllarda terör örgütü tarafından yolların kesilmesi ,saatlerce trafiğin durdurulması sıradan olaylar olmaya başlamıştı. Bu yüzden onlarca güzel insanımızı alçak teröre kurban verdik .Dört kahraman Astsubayımızda pusuya düşürülerek katledilen ne ilk ne de son sivil kıyafetli askerlerimiz değildi. Can pazarından canlı kurtarılamayan dört güzel Astsubayımız, güpe gündüz devletin ve milletin gözü önünde vatan topraklarına can verdiler. Güvenlik kuvvetleri olay yeri savcısı dört TSK mensubuna cehennemin yaşatıldığı yer olan Pamuk Geçidi Mevkiinde incelemesini tamamladıktan sonra yerde yatan şehitlerin naaşları keşif mahallinde verilen talimat gereği Iğdır Devlet Hastanesi morguna getirildi. Burada 18 Nisan 1992 günü saat başlangıç itibarıyla 19.00'da cesetler üzerinde otopsi incelemesine geçildi. Otopside Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı, Yazman ,Bilirkişi Doktor ,Bilirkişi Hastanede görevli Polis Memuru ve otopsi yardımcısı görev aldı.

Kadere bakın ki aynı saatlerde Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın Samsun ili İlkadım ilçesi Yenidoğan Mahallesindeki babaevinde henüz kurulumu yeni yapılmış renkli teleteksli televizyonu kurcalayan ağabeyi Ayhan Hamlı TRT1 Televizyonunda ilk haber olarak Pamuk Geçidi Mevkiindeki Hain Pusuda 4 Astsubayın PKK'lı hainler tarafından şehit edildiği haberini ailede ilk alan kişidir. Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın annesi Bedriye Hamlı tek katlı evlerinin mutfağında akşam yemeği hazırlama telaşı içerisinde hiçbir şeyden habersizdir.Aynı şekilde evin bir odasını Terzi dükkanı olarak kullanan baba Ahmet Hamlı ise elindeki elbisenin dikişini bitirmeye çalışmaktadır. Oğlunun şehadet haberini diğer oğlundan alan baba Ahmet Hamlı ise haberin şoku ile şaşırmış kalmıştı. En zoru ise hiçbir şeyden habersiz mutfakta işini yapmakta olan anneye acı haberin nasıl verileceği idi. Olay daha çok sıcaktı ama o günkü şartlarda haber ajanslarına haberi ilk geçen Anadolu Ajansı olmuştu. Doğrusu Dört şehit Astsubayın cesetlerine Iğdır Devlet Hastanesi Morgunda otopsi işlemi yapılırken şehidin annesine acı haberi vermek hiç kolay bir iş olamayacaktı. En kötüsü İlhan Astsubayın babevinde ailenin dışında kimse yoktu En ağır görev ağabey Ayhan Hamlı'ya düşmüştü. İlk acı haberi TRT 1 Televizyonunun haberlerinden öğrenmiş sonra ilk haberi babasına kendisi vermişti. Annesine haberi vermenin anneyi çok sarsacağını düşünen ağabey Ayhan Hamlı hem acı haberi annesine vermek hem de annesine haberin şoku zarar vermesin istiyor. Acı haberin saklanacak bir tarafı yoktu, çünkü bir an önce olayın aslını bir yetkiliden öğrenip sonrada ailece olay yerine gitmeyi planlamışlardı. Allah hiç kimseyi bu kadar ani bir şekilde hiç bir şeyden habersiz bir anneye oğlunun öldüğünü diğer oğlu tarafından haber vermeye mecbur bırakmasın. Olayın yaşandığı tarihte Kars'a bağlı bir ilçe olan Iğdır'da Iğdır Devlet Hastanesi morgunda şehit Astsubayların cesetleri üzerine inceleme ve Ölü Muayene Otopsi Zaptı'nın hazırlanması ve tutanağın imza altına alınması 18 Nisan 1992 günü saat 22:00 itibarıyla bitirildi. Görevli bilirkişi doktor tarafından her dört cesedinde kesin ölüm sebepleri ateşli silah yarasına bağlı beyin dokusunun harabiyeti olarak belirtildi. Kesin ölüm sebebi belli olmakla klasik otopsi yapılmadı. Bilirkişi seçilen hastanede görevli polis memuru ise "Her dört maktül çok sayıda silah yarasına maruz kalmışlardır .Elde edilen çekirdekler ve yaraların (giriş çıkış deliklerin) niteliklerine göre kesin olarak uzun namlulu (kalaşinkof ,simirnof vs) silahlar ile vurulmuşlardır. Teröristlerin kullandıkları silahlara göre kalaşnikof olması kuvvetle muhtemeldir. Atışların tamamı yakın atışdır yani 1,5 ile üç dört metre arasındadır,giriş deliklerinde barut izi daha doğrusu barut yanığı yoktur .Onun için bitişik atış değildir ancak yakın atıştır." dedi.

Bütün bunlar Iğdır Devlet Hastanesinin morgunda yaşanırken Pamuk Geçidinden sonra yangın yerine dönen Şehit Astsubay İlhan'ın babaevini olayı televizyondan haber alan yakınları doldurmuştu. Ama hiç kimse olayın ayrıntılarını bilmiyordu eldeki tek bilgi haberlerden akılda kalan özet olarak 4 şehidin olduğu olayı PKK terör örgütünün pusu kurarak gerçekleştirdiği idi. Olayın sıcaklığından mı hafta sonuna denk gelmesinden mi bilinmez babaevine hiçbir yetkili olayı haber vermek için gelmemişti. Aile daha ayrıntılı haber almak için İlhan Astsubayın Kars'da görev yaptığı taburun nöbetçi subayına sabit telefonla ulaşıp bilgi almaya çalışıyordu. Ama telefona yetkili birisi çıkmıyor kimse bilgi vermiyordu. Suskunluk haberin doğru olduğu yönündeydi. Kimse aileyi üzecek bir şey söylemek istemiyordu. Ama bu durum aileyi daha çok üzüyordu bir yetkilinin yanlarında olmasını bekliyorlardı. Kimse gelmiyor kimse bir haber vermiyordu aile kendi başının çaresine bakmak için hazırlık yapmaya başlamıştı. Bir an önce Kars'a gidip olup biteni yerinde görmek ve şehitlerini getirmek derdine düşmüştü. Ama bu kolay değildi .Kendi araçları yoktu, kendi yakınlarının da araçları yoktu. Normal otobüsle Kars'a her saatte araç olmadığı gibi Kars Otobüsleri o gün çoktan yola çıkmıştı. Yapılacak tek bir şey vardı bir araç kiralayıp gitmekti. Kim nasıl Kars'a giderdi. İlhan Astsubayın dayısı O yıllarda henüz özelleştirilmemiş olan devlete ait Tekel Ballıca Sigara Fabrikasına işçi servisi taşımacılığı yapan bir minübüsle anlaşmıştı. İyi ki onlar gecenin geç vaktinde Kars'a gitmeyi kabul etmişlerdi .Kendi araçları olmadığı için başka türlü gidemezlerdi. Kimse onlara Kars'a gelin dememişti ama onlar şehitlerinin yanında olmak istiyorlardı .Samsun'da durup bekleyemezlerdi. Aradan geçen saatlere rağmen kimse arayıp olay hakkında bilgide vermemişti.


Minübüs Samsun'un Bafra İlçesinden gelerek üç dört saat içerisinde İlhan Astsubayın annesini, babasını, ağabeyini, teyzesini ,amca oğlunu ve babasının bir arkadaşını da alarak Samsundan Kars'a gece 24:00'de civarında hareket etti. Ateş düştüğü yeri yakmıştı. Acının hiçbir tarifi yoktu .Neden ,niçin, nasıl soruları ateşin düştüğü yerde havada uçuşuyordu. Yüreklerdeki yangın çok şiddetliydi. Tek bir gerçek vardı. İlhan astsubay ve silah arkadaşları şehadet şerbeti içerek yaşamdan kopmuştu, koparılmıştı. Geride bıraktıkları büyük bir üzüntü içerisinde gözyaşı döküyor, teröristlere en yüksek perdeden lanet okuyorlardı .Yol uzun olduğu için aracın iki şoförü vardı .Biri aracı kullanırken diğeri gözlerini kapatarak uyumaya çalışıyordu. Tek uyumayan ilhan Astsubayın annesi, babası, ağabeyi idi. Acıdan uykuyu düşünebilecek durumda değillerdi. Bir an önce yolları bitirip Kars'da İlhan Astsubayın birliğinde ve evinde olmak istiyorlardı. Aracı kullananlar uzun yol şoförü değildi ama birkaç defa çeşitli nedenlerle eş dost için il dışına yolcu taşımışlardı. Yol trafiği kalabalık değildi. tek tük araç seyir halindeydi. Pazar sabahının ilk ışıklarıyla Erzincan şehir merkezine girmişlerdi. Erzincan'da Mart ayı içerisinde büyük bir deprem olmuş bir çok yer yıkılmış can ve mal kaybı yaşanmıştı. Her yerde depremin taze izleri insanın gözlerinin içine giriyor insanın canını deriden acıtıyordu. Aracı kullanan sürücünün gözleri iyicene yorulmuştu çok kısa bir sürede olsa hem ihtiyaç ,hem de çay molasına ihtiyaçları vardı. Bu nedenle mecburi bir mola nedeniyle Erzincan'da kısa süreliğine durmuşlardı.

O yıllarda cep telefonu yoktu. Ya sabit telefondan ev aranacak ya da telgrafla bilgi İlhan astsubayın babaevinde bekleyen akrabalarına haber verilecekti. En doğrusu telefonla görüşmekti. Samsundaki babaevinde cenazenin getirilmesini bekleyen yakın akrabalarına ve komşularına haber göndermeleri gerekiyordu ama sabit telefonu Erzincan'da sabahın ilk saatlerinde nerede nasıl bulabileceklerdi. Mola verdikleri yerin hemen yanında Devlet Su işlerinin hizmet binası ve bahçesi vardı. Hemen girişte ise DSİ güvenlik görevlilerinin beklediği bir nokta vardı. Zaten Mart ayında Erzincan deprem nedeniyle büyük bir yıkım yaşamıştı. Dışarıdan gelen yabancılar için neyin nerede olduğunu bulmak böyle bir ortamda zaman alan bir işti . Erzincan'da mecburi mola vermişlerdi, şoförün yorgunluğu çok net görünüyordu. Ama yapacak bir şey yoktu bir an önce molayı bitirip , Kars'a gitmeleri gerekiyordu, Şehitler bekliyordu ,onları bekletmek olmazdı.. Kafalarını karıştıran sorulara da yanıt arayacaklardı. Erzincan DSİ hizmet binasının önündeki DSİ güvenlik görevlilerine durumu anlatıp resmi telefondan ücretini ödemek şartıyla Samsun'u arayıp haber bekleyen akrabalarına bulundukları yer konusunda bilgi verdiler. Ne zaman mola vermişlerdi, ne zaman Erzurum ili Horasan ilçesine gelmişlerdi. Adeta kanatlanıp kuş olmuşlardı. Samsundan Kars'a seyir halinde olan Samsun plakalı küçük bir münübüsün içinde büyük bir acı vardı. İşe o büyük acının adı şehit acısıydı. Dünden bugüne bitmeyen gözyaşı ilhan Astsubayın annesi Bedriye Hamlı'nın gözpınarlarını kurutmuştu.

Bir anne düşünün ki bir gün önce telefonla görüştüğü evladının şehadet haberini alarak bütün umutlarını yitirmişti. Böyle bir ruh haliyle Samsundan yola çıkan acılı bir aile çocuklarının görev yeri olan Kars ili sınırları içerisine kilo metrelerce yolu bir münübüsle bitirerek öğleye yakın şehire giriş yaptılar. Artık Kars şehir merkezindeydiler. Adresi sorarak şehit Astsubayın Kars ilinde ikamet ettiği mahalleye geldiler. Şehidin ikamet ettiği evde karısı ve hiç bir şeyden haberi olmayan 6 yaşındaki kızı vardı. Onların yanında ise olayı duyup eve destek için gelen bakıcı kadın , bina komşuları ve bazı arkadaşları vardı .Şehidin Kars'daki evi öyle tıka basa kalabalık değildi , gurbette de yalnızdılar. Neyse ki yakınları Samsun'dan gelmişlerdi. Ateşin düştüğü yerde hep birlikte acıyı iliklerine kadar yaşamışlardı .İlk karşılaşma çok acı oldu, ailenin gözyaşları gözyaşlarıyla karıştı 6 yaşındaki şehit kızının anlam veremediği bir fotoğraf vardı. O fotoğraf karesi henüz eksikti. Şehidin annesi ,babası, ağabeyi ve diğer yakınları uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Samsun'dan gelmişlerdi ama o tarihte Kars'a bağlı bir ilçe olan Iğdır'dan 4 şehit Astsubayın cenazeleri yol güvenliği endişesi nedeniyle henüz getirilememişti .Ne acı bir durum değil mi? Elbette cenazeleri getirecek görevlilerin can güvenlikleri de önemliydi. Ama 1992 Türkiye'sinden aklımızda kalan böyle bir fotoğraf o gün hepimizi çok düşündürmüştü. Çünkü bu topraklar Ordusu , güvenlik kuvvetleri ,tankı, topu, helikopteri, savaş uçağı olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin doğudaki sınırları içerisinde bir yerdi .Aklımızın almadığı şey birilerinin üç beş çapulcu dediği teröristler yüzünden bunlar yaşanıyorsa bu işte bizim bilmediğimiz ayrıntıların olduğu idi. Gerçek çok farklı yaşanıyordu. Herşeye rağmen o bölgede görev yapan asker, polis ve tüm kamu görevlileri canı pahasına fedakarca görev yapıyordu. 18 Nisan 1992 günü Doğubayazıt Iğdır Devlet Karayolunda maalesef güvenlik eksiği veya zafiyeti vardı ki kalabalık bir grup terörist güpe gündüz pusu atıp yol kesebilmişti. Dört ocağı söndüren hain pusu güpe gündüz adeta Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alınarak devlete meydan okumak istercesine yapılmış gibiydi. Uzun bir yolculuktan Sonra Kars'a gelmeyi başaran şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın annesi, babası, ağabeyi ve diğer yakınları bir an önce şehitleriyle buluşmak istiyordu .O tarihte ilçe olan Iğdır Kars'a çok uzak bir mesafede değildi. Buna rağmen cenazeler Iğdır Devlet Hastanesi morgundan nedense alınıp getirilememişti. Bu yaşananlar üzüntü veren bir durumdu .O günleri ,o anları yaşamayan anlayamaz .Biz Samsun'dan gelmiştik ama Karsın ilçesi olan Iğdır'dan şehitlerin naaşları hala getirilememişti .Elbette tam nedenini bilemiyoruz. Bize o tarihte söylenen yol güvenliğinin sorunlu olduğu yönünde bir açıklamaydı. Anlamakta çok zorlandık anlamadık aradan 30 yıl geçmesine rağmen ,hala bile anlayabilmiş değiliz. Şehitlerin cenazeleri getirilmeden önce Kars 14 Mekanize Tugay Komutanlığında şehit astsubay İlhan Hamlı'nın babası ve ağabeyi erkan başkanı olan komutanla cenazelerin Kars'dan memleketlerine defin yerlerine nakli ile ilgili bir görüşme yaptı .Garnizon Komutanlığı Erkan Başkanı olan yetkili subayın yanıtı cenazelerin memleketlerine karayolu ile gönderileceği yönünde oldu. Bunun üzerine Şehit Astsubay İlhan Hamlı'nın ağabey bu açıklamaya tepki gösterdi .Nedeni ise çok açıktı .Şehitlerin yarası çoktu bu haliyle uzun bir karayolu yolculuğunu kaldıramaz cenazeler bu yolculuk sırasında bozulabilirdi. O yıllarda ne yazık ki bu tür nadirde olsa benzer olaylar yaşanıyor, bunlarda gazetelere yansıyordu. Hiç bir şey gizli kalmıyordu. Manşetten eleştiri konusu yapılıyordu. Hatta duyarlı bazı köşe yazarları da köşelerinde bu durumu yaygın basında en ağır şekilde eleştirerek yazıyordu. O yıllarda bu tür köşe yazıları hassasiyet gösterilerek dikkate alınıyor, aksaklıklar ,gözden kaçırılanlar mutlaka düzeltiliyordu. Eleştiriler karşısında kimse yanlışta ısrar etmiyordu. Ama bir kere o olumsuz durum yaşanmış oluyordu.
(Devanı Yarın)