Geçtiğimiz günlerde şehir içi bir otobüs seyahatinde, araç tekinleşince, sessizleşen otobüste iki hanımefendinin yaptıkları sohbete kısmen şahit oldum. Konuşmalarından bir meslek lisesinde öğretmen olduğunu anladığım genç hanımefendi nasıl bir musibet yaşadı, muhatabı olduğu buhranın sebebi ne ise bunu bilmem mümkün değil, ancak son dönemde sıkça duymaya başladığım şu sözü bir kez daha irkilmeme sebebiyet verdi: 'İyi günümüzde yanımızda olanların hiçbiri, en yakınımızda olanlar dahil kimse arayıp sormadı ve destek olmadı!'. Gördüğümüz, gözlemlediğimiz inancı zayıflatan böylesi durumlarla ilgili herkesin bir sorgulama sürecine girmesi gerekmiyor mu artık…!

İddia edeni iftirada bulunan bir başka vakıada, bir kadın bünyesinde çalıştığı kurumun iktisadi menfaatine yarar sağlayacak şekilde bir başka kurum hakkında ihbarda bulunmak suretiyle o kurumun hukuken çok büyük sorunlarla boğuşmasına sebebiyet vermiştir. Yakinen tanıdığım kurum sahibinin her türlü hile ve desiseden azade, 40 yıllık çok büyük özveri emeğin mahsulü ile inşa ettiği muteber şirketi için hangi saik, hangi motivasyon bunu yaptırıyor, üzerinde düşünmeye değer…

Bir meslektaş, bir konuda diğer bir meslektaşı üç ayı aşkın bir süre meşgul ettikten sonra üzerine düşen yük ile ilgili bir taahhütte bulunmuştur. Ancak akabinde taahhüdüne sadık kalmayarak bilerek ve isteyerek temerrüde düşmüştür. Sorunlu değil sorumlu mevkide olan bir insanın davranışını ortaya koymalı iken bunun tam zıddı ile arkadaşının rağmına ancak küçük hesaplar adına arkadaşının verdiği emeği, ayırdığı mesaiyi ve bütçeyi heba etmesini hangi ilke ve standartla izah etmek mümkün olabilir…?

Bir öğretim elemanı kadrosu… Görev verilecek kişinin vazifesi, öğrencinin yetişmesine katkı sunmak ve üretmektir. Akademik kadroda yer edinen kişi, her iki veçhesi itibariyle tam bir kamu hizmeti sunan kişidir. Akademik kadro ilanından sonra alımla ilgili doğru olan metot her türlü değer açısından en ideal öğretim üyesini istihdam etmek üzere vaziyet almaktır. Peki ya bu ıskalanarak aile efradından veya aynı düşünce mektebinden birileri, sırf kişisel ve düşünsel yakınlık sebebiyle işe alınıyorsa hem akademik hem ahlaki terakki nasıl sağlanacaktır…?

Yukarıda nakledilen olaylar birebir tanıklığın mahsulüdür. Örnekleri binle, on binle çarpmak olanaklıdır. VE EVET, TÜM BUNLARIN FAİL-İ MEŞHURDUR: FAİL, GEMLENEMEYEN HIRSLARIMIZ, BÜNYEYİ KUŞATAN HASET DUYGUMUZ, ZAHİRDE PEK TATLI NETİCELER ARMAĞAN EDECEĞİ UMULAN MENFAATPERESTLİĞİMİZ, BİZİ DARMADAĞIN EDEN TARAFGİRLİĞİMİZ…

Beşeri ve ilahi mevzuat terbiye edicidir. Fakat bu konuda milli bir hastalığımız bulunmaktadır. O da kuralların arkasından dolanmak! Bize en kısa sürede muhtevasında adaletin, hakkaniyetin, kanaatin ehliyetin, liyakatin ve diğer pek çok asil ve aziz değerlerin bulunduğu 'ACİL YARDIM ÇANTASI' gereklidir. Ancak bu suretle olumsuz duyguların yüreklerden tahliyesi sağlanarak 'MÜSTAKBEL GELECEK MÜŞTEREK GELECEĞİMİZE' dönüşebilecektir. Aksi halde toplum ve ülke olarak kaybedeceğiz…

Not: Gazetemiz genel yayın yönetmenliği görevini deruhte eden Osman Kara Ağabeye yeni vazifesinde muvaffakiyet dilerim…