Seçimin hayhuyunun peşinde çok sürüklendik. Artık Samsun’a dönme
zamanı. Küçük sorunları, büyük dostlukları, kara sevdaları, acıları,
hüzünleri, mutluluklarıyla kendi kentimize ve kendi dünyamıza dönmenin
vakti.
Siyasetin katı, hırçın, zaman zaman da kırıcı söylemi yerine dost
sohbetinin sıcaklığında gönül ısıtmak… Ya direksiyon başında bir
tanıdığa el sallamak ya sabah yürüyüşünde ya da kent merkezinde selam
alıp selam vermenin mutluluğunu yaşamak...
Biz selam alıp selam vererek büyüdük. Bu coğrafya, ne coğrafyası
canım, bu vatan selamların da vatanı. “Selam kelamdan önce gelir” bu
topraklarda. Küçük büyüğe, ayaktaki oturana, dışarıdan gelen
içeridekine selam verir. Ya da vermeyenler giderek artsa bile bu
toprağın evlatları bunu böyle uygular. Çünkü onlara bu böyle
öğretildi.
Güzeldir bu kent. Ben bu kente bir güzel sevdasına geldim ve bu kenti
de sevdim. Dostlukların köklüsünü bu kentte yaşadım, dostların en
güzelleriyle bir arada oldum. Sevgilerini ve hasretlerini bana
bırakarak Hak dünyaya yürüyen nice dostum bu topraklarda yatıyor.
Mezarlıklarını seviyorum bu kentin, sadece bakımlı ve düzenli
oldukları için değil, sevdiklerim ve sevdalarını mezarıma taşıyacağım
dostlarım, ağabeylerim, kardeşlerim de o mezarlıklarda yattığı için.
Dün babamdan annemden kardeşlerimden koparak gelmiştim bu kente, bugün
evlatlarımdan ve kardeşlerimin çoğundan ayrı olarak yaşıyorum bu
kentte. Dün bu kent kendi evlatlarının yanında benim gibi başka
topraklarda doğmuş insanları da bağrına basıyordu, aş ve iş
verebiliyordu. Bugün bu kent kendi evlatlarına aş ve iş veremiyor. Ne
tecelli, bu kente gelen de hasrete mahkumdu bu kentte kalan da hasrete
mahkum!
Tüm suçu da kente yüklemeyelim; evlatlarımız bizden daha farklı
meslekler kazanıyor, bizim bilmediğimiz meslekler, piyasası her
yerde olmayan meslekler. Onlar İstanbul’a gidecekler, Ankara’ya
gidecekler, yadırgamam, hatta yurtdışına gidecekler. Gitsinler, ne
kadar çok giderlerse onlar adına, Samsun adına, Türkiye adına o kadar
çok sevinirim.
Yakındığım onların gidişi değil çoğunluğun burada kalamayışı. Gurbet
hasreti değil bu. Gurbet geride, türkülerde, ağıtlarda kaldı. Artık
her yer yakın hatta dünyanın öbür ucu bile. Yakındığım sanayileşmenin
dışında kalışımız, istihdam yaratamayışımız. Yetişmiş insana imkan
sunamayışımız.
Hepimiz seviyoruz bu kenti ama sevgilerimizi büyük Samsun için ortak
bir noktada toplayamıyoruz. Hepimiz en çok sevdiğimizi söylüyor ve tek
sevginin kendi sevgimiz olduğunu sanıyoruz. Ha bir de, kendi
sevgimizin her şeyi çözecek kadar çok olduğunu vehmediyoruz.
Yok, hayır; hiçbir sevgi tek başına yetmez bu güzel kentin güzelliğine
yeni güzellikler katmak için. Sevgileri yarıştırmak ve vuruşturmak
değil, birleştirmek ve birlikte hedefe yönlendirmek zorundayız.
Başarabiliriz bunu…