YAZARLAR

DİĞER YAZILARI

Osman KARA

KUŞATILIYORUZ HABERİN VAR MI DOSTUM?

70’li yılların efsane yerel siyasetçilerinden Ata Kıral ağabeyim “milli meselelere partizanlığın at gözlüğüyle” bakanları gördüğünde tartışmayı, daha doğrusu anlatmayı bırakır “Gel yeğenim, seninle bir çay içelim” derdi. Ya da Ali Paşa’ya izafe edilen “Allah’ım şu Arap’ın aklını bir geceliğine olsun bana ver de hiç olmazsa bir gece rahat uyuyayım” diye dua derdi. Ali Paşa büyükelçi, vali, şura-ı devlet reisi, sekiz kere dışişleri bakanlığı, beş kere de sadrazamlık yapmış ünlü devlet adamımız; akılını istediği Arap ise Ali Paşa’nın harem ağası.

Rivayet odur ki, Ruslarla savaşın ha çıktığı ha çıkacağı günler, vezirler, komutanlar toplanmışlar İstanbul Boğazı’nı Rus donanmasına nasıl kapayacaklarını tartışırlar. Yaz günü, hava sıcak, heyet bir türlü karar veremez, toplantı uzadıkça uzar, Ali Paşa’nın Arap ağası daha fazla dayanamaz “Kuzum, Paşa” der “Neresi şu bir tülü kapatamadığınız Boğaz?” Vezirler, komutanlar birbirlerine bakarlar, Ali Paşa masadaki haritada İstanbul Boğazı’nın yerini gösterir “Aha burası” diyerek. Arap, parmağını boğazın üstüne kor “Aha kapattım kuzum Paşam, hadi gidin artık” der. Rivayete göre Ali Paşa işte ondan sonra Allah’a o Arap’ın aklını bir gecelik de olsa kendisine vermesi için dua eder.

Zor günlerden geçiyoruz, hatta devletin en tepesindekilerin “Beka sorunumuz var” dediği günlerden. Ve dünya ahvali üzerine bırakın bir kitabı, bırakın bir ilmi makaleyi bir satır bir makale bile okumamış birileri olaylara hala “partizanlığın at gözlüğüyle” bakıyor ve dünyaya nizam vermeye kalkıyor. Ata ağabeyi öylesine özlüyorum ki, sağ olsa da birkaç bardak çay ısmarlasa bunlara “gelin yeğenlerim” diyerek.

Kuşatılıyoruz beyler, kuşatılıyoruz. Çember darılıyor beyler, çember daralıyor. Dün sadece güneydoğu sınırındaydı kuşatma kuvvetleri, bugün güneyimiz çepeçevre kuşatılmış durumda Irak’tan Suriye’ye dek. İkinci Kürt devleti/devletçiği orada ve de gözümüzün önünde kuruluyor. Sadece gözümüzün önünde mi? Hayali boyundan büyük Ahmet Davutoğlu ve ekibinin bu kuşatmanın bu kadar hızlı gelişmesindeki hatalarını ve dolayısıyla katkılarını da unutmamak gerek. Biz unutsak bile tarih unutmayacak, bundan eminim.

Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanı diğer generallerin Kardak kayalıkları açıklarındaki, dikkat ediniz lütfen kayalıklarındaki değil, açıklarındaki denetleme(!) gezintisi ve sonrasında yapılan açıklamalar Ege’deki Yunan ya da daha doğru bir ifade ile AB kuşatmasının hangi boyutlara geldiğini en kör gözlere sokacak kadar ayan beyan. Hele sonrasında hem Yunanistan hem de AB’den yapılan ve tehdit kokan açıklamalar yok mu, o açıklamalar, hala duymamakta direnen, daha doğrusu duyduğu halde “duymadım” demekte direnenlere tokat gibi bir cevap. Mısır'daki sağır sultanın bile duyduğu bir küstah açıklamayı Yunanistan’ın ve de Avrupa’nın kıyısındaki Türkiye’den birisinin duymaması ne garip!

Dostlar ya bugün bırakırız kahrolası şahsi kin ve çıkar hesaplarımızı bir kenara, vazgeçeriz şu veya parti kimliği taassubundan ve kurtuluruz paramparça olmaktan ve yeniden tıpkı Milli Mücadeleyi yapan ve kazanan ecdadımıza layık oluruz ya da yarın Allah korusun zamanında toparlanmamanın faturasını çok pahalı öderiz. Her şeye rağmen ben yarınlardan ümitliyim. Çünkü ben milletimi biliyor, milletimi seviyor ve milletime güveniyorum.

Ne diyordu Bilge Kağan o taşlara kazıttığı kitabede, nasıl sesleniyordu bize 1300 yıl önceden: “Türk Beyleri, millet, işitin! Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilirdi? Ey Türk milleti! Titre ve kendine dön!”

Biz Milli Mücadele'de de kuşatılmıştık. Titredik, kendimize döndük ve kuşatmayı darmadağın ettik. O günleri Faruk Nafiz Çamlıbel “At” şiirinde “ çok güzel anlatır. Biraz uzayacak bu yazı, ama şiiri kırpmaya, kesip biçmeye gönlüm razı olmadı, tamamını alacağım buraya. “Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor/ Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor/ Son macerayı dinlememiş varsa anlatın; / Ram etmek isteyenler o mağrur, asil atın/ Beyhudedir, her uzvuna bir halka bulsa da;/ Boştur, köpüklü ağzına gemler vurulsa da…/ Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri/ Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!/ Son şanlı mâcerâsını tarihe anlatın:/ Zincir içinde bağlı duran kahraman atın/ Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor/ Asrın baş eğdi sandığı at şâha kalkıyor!”

NOT: Benim bu yazım bir yıl önce 1 Şubat 2017’de bu gazetenin bu köşesinde yayınlanmıştı. Hala geçerliliğini koruduğu ve dünden bugüne pek bir şeylerin değişmediği düşündüğüm için bir kere daha yayınlıyorum. Saygılarımla...

KAZANAN KİM OLACAKBÜTÜN SEÇİMLER ÖNEMLİDİR AMADERSİMLE YÜZLEŞMEK Mİ DEDİNİZ!DERSİM’İN HESABINI KİM VERECEK?NELERİ TAHRİP ETTİĞİMİZİN FARKINDA MIYIZ?BİR DERİ BİR KEMİK BİR YÜZBAŞIAÇIK TEŞEKKÜRÜMDÜRESKİ TÜRKİYE’Yİ KÖTÜLEMEK!BAŞKAN ZİHNİ ŞAHİN'E AÇIK MEKTUPYAKLAŞAN BİR TEHLİKE VE ÜÇ KİTAPYazarın Tüm Yazıları