Avusturyalı ünlü iktisatçı, siyaset bilimci Joseph Alois Schumpetter, kapitalizmin, kriz dönemlerinden, 'yaratıcı yıkım' olarak kavramlaştırdığı mantık içerisinde; 'yeniden, yenilenerek, yeni ve farklı üretim araçları, yöntemleri, teknikleri, bilgileri kullanarak' çıktığını söyler.

Kısaca, 'kendini yenileme', 'yeniden yaratma' diyebiliriz.

Schumpetter'in bu teoremi, iktisat açısından son derece önemli olarak görülür ve 1929-32/1970-73 krizlerinden, kapitalizmin bu şekilde çıktığı örneklendirilir.

23 Haziran İstanbul seçimleri, bu teoremin, siyasete, siyasal yapıya ve demokrasi geleneğine de uygulanabileceğini düşündürdü bana.

Demokrasilerde, demokrasi içinde kalarak demokratik çözümler üretmek; sermayenin kriz dönemlerinden çıkışa bulduğu çözümün aynısını toplumların da üretebileceği durumlar olsa gerek.

Yeniden yapılan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri, birçok demokratik refleks ve birçok anayasal-toplumsal mesajlar içeriyor.

Elbette halkın ekonomik sıkıntıları satın aldığını düşünüyorum.

Fakat bu defa ekonomik sebeplerin yeterli olmadığını görüyorum.

Ekonomik nedenler, halkın geçmişte de yaşadığı nedenlerdi ve ona karşı 'algıda direnç gösterme' deneyimine sahipti.

Halkımız, kapitalizmin 'yaratıcı yıkım' üretkenliğini, kırsaldan göç etme süreçlerinde ' kentte tutunma becerisi' olarak göstermişti. Üstelik sadece ekonomik olarak değil sosyal olarak da bunu başarmıştı. Ve 'KENTSEL SOLCULUK' başlıklı yazımda da belirttiğim üzere, 1973 yılı yerel seçimlerinde siyasal bir tavır olarak ' ben de varım' demişti.

Bu pencereden baktığımda, gördüğüm tablo sanki bana bu sürecin başka bir versiyonu gibi geliyor.

O zaman gecekondulu, kentlileşememiş kesimin siyasal bir tavrı söz konusu idi.

Bu seçimde ise o sürecin ikinciden sonraki kuşaklarının etkin bir tavrı olduğunu düşünüyorum. Farklı yanı, bu defa bu tavırın; 'kentli-aristokrat-beyaz yakalı- okumuş yazmış-eğitimlilerle' beraber, ortaklaşa yaşanan bir tavır olmasıdır.

Yani kırsaldan gelenlerin, sonraki kuşaklarının, önceki yerleşiklerle ortak hareket ettiği; ortak kaygılar taşıdığı ve ortaklaşa bir siyasal ortam oluşturduğunu düşünüyorum. Üstüne ülke genelini, demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, eşit haklara, eşit gelirlere sahip olma ihtiyacını da koyabilirsiniz.

Siyasal saflara baktığınızda, bunu okumak mümkün. Bir tarafta, kırsaldan yeni gelen veya kırsal'ın muhafazakarlığını, gelenekselliğini, risk almama anlayışını, 'ne yapalım bize düşen bu razıcılığını' kabullenmiş bir toplumsal resim, diğer tarafta ise yukarıda yazdığım resim görünüyor.

İşte yaratılan bu ikinci resmi, 'siyasal yaratıcı yıkım' olarak kavramak hiçte yanlış görünmüyor.

Ortak akıl, ortak düşünüş ve yine bana göre ' merkezi bir düşünüş' iklimi sözkonusu.

Yok, olmaz diyorsanız, hiç olmazsa, ortada bir şeylerin eskisi gibi olmadığı, olmayacağı, söküme uğradığı, yeniden yazılıp, yeniden dizileceği, yani, 'yapı-söküm' olduğunu kabul edin.

Ne olur!...

Ergin KAHVECİ

24.06.2019

Köşe Adı: KIRMIZI KALEM