15 Temmuz'u sonsuza kadar hiç unutmayalım, bir an olsun aklımızdan çıkartmayalım. Ama o hain ve o rezil kalkışmanın öncesindeki başka bazı tarihleri de asla unutmayalım. Zira öncesinin rezil tuzaklarını göz ardı ederek ne 15 Temmuz'u tam anlayabiliriz ne de başka ihanetleri önceden tespit edip hasarsız ya da en az hasarla önleyebiliriz.
15 Temmuz'un nasıl adım adım geldiğini anlamak için öncelikle iç ve dış ittifakların, dış patronla iç maşaların Türk Ordusuna kurduğu tuzaklara, 'başına geçirdiği çuvallara' bakmak ve Batı'nın en az iki asırlık 'Şark Meselesi/Doğu Sorunu' diye isimlendirdiği 'Müslüman Türk'ü Balkanlar ve Anadolu'dan tasfiye etme' politikalarına odaklanmak zorundayız.
Ordumuzun haysiyetine indirilen ilk darbenin tarihi 4 Temmuz 2003'tür. O gün ABD'liler Süleymaniye'deki birlik karargahına yaptıkları baskınla Türk Özel Kuvvetleri'ne mensup, üçü subay, sekizi astsubay on bir Türk askerini başlarına çuval geçirerek gözaltına aldılar. Ve ne yazık ve ne acıdır ki, olay yapanların yanlarına kar kaldı, bir nota bile verilmedi, verilemedi demek milli gururumu rencide ettiği için verilmedi diyorum.
Bu, İsrail'e paralel/yandaş ve yardımcı, ucuz asker deposu Kürdistan yolunda atılan ilk ve en ciddi adımdı. ABD bir taraftan kendi kukla devletçiklerini inşa ederken öbür taraftan da o emperyalist hesapların karşısındaki en büyük engel Türk Ordusunu içerideki maşalarıyla tasfiye etme planını hayata geçirecekti. Bu yolda hiç şüphesiz en büyük ortağı ya da en büyük yardımcısı FETÖ olacaktı.
Türk Ordu'sunu çökertme planının yurtdışındaki ilk adımı nasıl Süleymaniye'de atıldıysa içerideki ilk adımı da Şemdinli'de atıldı. PKK hükümlüsü Seferi Yılmaz'a ait Umut Kitabevi 9 Kasım 2005'te bombalandı. Saldırıda bir kişi öldü, bir kişi yaralandı. Olaydan sonra marifetleri birer birer ortaya dökülen ve önce cemaatçi sonra da itirafçı kimliğiyle tanınan bir savcı marifetiyle kumpaslar dönemi başlatıldı.
FETÖ'nün, TSK'ya yönelik ilk kumpası sayılan Şemdinli iddianamesini hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya, 15 Temmuz'daki darbe girişiminden sonra itirafçı olarak çarpıcı ifadeler verecek ve Şemdinli davasında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'a FETÖ tarafından kumpas kurulduğunu itiraf edecektir. FETÖ eliyle orduya kurulan kumpaslar ne yazık ki Şemdinli'yle sınırlı kalmayacak, Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk ve daha ondan fazla davayla 15 Temmuz'a kadar devam edecektir.
Bireylerin yarası derin de olsa sabır ve şefkatle belki sarılabilir ama kurumların hele de Türkiye gibi son derece kritik ve önemli bir coğrafyada görev yapan bir ordunun bağrında açılan yaraların tedavisi çok uzun zamana ve çok büyük fedakarlıklara bağlıdır.
Türk Ordusu, Genelkurmay Başkanı 'terörist' damgasıyla hapse atılan ve galiba yine akıl almaz kepaze bir kumpasla 'kozmik odasına' girilen ilk ordudur. Bu sadece gurur kırıcı değildi aynı zamanda ülkenin tüm hayati bilgilerinin çalınması, iç ve dış düşmanların eline geçmesiydi. Medyada İlker Başbuğ'a ait olduğu söylenen ve bugüne kadar da yalanlandığını da hiçbir yerde görmediğim şu ifade durumun vahametini gösteriyor: 'Kozmik Oda'ya girildikten sonra devletimizin yurtdışındaki yabancı istihbarat servisleri ile terör örgütlerine yerleştirdiği (sızdırdığı) 813 yurtsever görevlimizin tamamına yakını şehit edildi...'
Başta o alçak kalkışma gecesinin aziz şehitleri olmak üzere kumpas davalarının öteki şehitlerine ve -eğer doğruysa tabii- isimleri hiç açıklanmayacak/açıklanamayacak olan bu 813 vatan evladına da Allah'tan sonsuz rahmetler diliyorum.