n
n n Gazeteci kardeşim Ali Orhan la ortak türkümüzdü: Zahidem...
n n Fotoğraf makinesi çantası sırtlarda rahmetli ağabeyimiz Nihat Dalay ın
n n deyimiyle çoktan gazel düşen sokaklarda birlikte sevmiştik Zahidem i...
n n Eziyet edeni, haksızlık yapanı, çalanı-çırpanı haberleştirdiğimizde
n n Dersini almış da ediyor ezber diyorduk...
n n Gençlik de vardı...
n n Gönlümüzün ataşlara yandığı da olurdu bazen...
n n Yazımızı kışa çevrirlerdi de Böyle olur mu? derdik...
n n Kimseyi kırmadan incitmeden...
n n Kendim ettim, kendim buldum vaziyetleri...
n n Bazıları mal mülk peşindeyken, biz haberi kovalıyorduk...
n n Kimine göre falan filan dık, kimine göre de adam gibi adam ...
n n Ali Orhan, uzun zamandır Antalya da....
n n Adı hala Samsun da...
n n Yıllar ne de çabuk geçti...
n n Ah yalan dünya ...
n n Türkü Baba Neşet Ertaş, halktan biriydi...
n n Onu o yüzden sevmiştik...
n n sadece türkülerini değil...
n n Süleyman Demirel,
n n Cumhurbaşkanlığı döneminde ona devlet sanatçısı
n n unvanı vermişti; Halkın sanatçısı olarak kalmak,
n n bana mutluluk verir diyerek, bu teklifi geri çevirdiğinde
n n daha çok sevmiştik
n n Neşet Ertaş ı...
n n Para karşılığında kendilerine plaket
n n verilmesini marifetmiş gibi anlatanların
n n olduğu bu devirde böylesine bir ret,
n n gerçek bir sanatçı duruşuydu...
n n Ne diyelim; son sözü yine ona bırakmak var...
n n Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın
n n Ben de gülemedim yalan dünyada
n n Sen beni gönlünce mutlu mu sandın
n n Ömrümü boş yere çalan dünyada
n n Yalan alemden gerçeğe uğurlanan
n n büyük ustanın mekanı cennet olsun!..
n