Çok eskiden beri devam eden bir hastalığımız vardır, fakat tanı zamanında ve yerinde yapılmadığı için de bu sık sık nüksetmektedir. Açıkça bir husus üzerinde durmak lâzım gelirse, hastalıkların ilk dönemlerinde tanı zor, tedavi ise kolaydır. Hastalıklar belirgin hale geldikten sonra ise bunların tanısı kolay, tedavisi zordur. Sosyal olaylardaki problemlerin önünün alınmasında gecikilir ise, bunun tedavisi zor olmak bir tarafa; yapıla yapıla rutinin bir parçası haline geldiği için de, hak olarak ortaya çıkmaktadır. Eskilerin deyimi ile galatı meşhur haline gelmektedir. Bundan önemlisi ise, yapılan hatalar da hak olarak benimsenmektedir, zira böyle bir anlayış gelişmektedir. Durum çok kronik hale gelince de, etraftan bunları asmak gerekir gibi sözler sarf edilmektedir. Kısaca ifade etmek gerekir ise, ülkemiz suç işleme özgürlüğünün olduğu bir ülke halindedir. Çoğunlukla da hemen ağır cezaları içeren kanunlar da çıkarılmaktadır. Yalnız, anlayamadığım şey şudur; kanunları çıkararak ve onları raflara yerleştirmekle suçların önlenmesi de mümkün değildir. Zira, bunların raflardan indirilerek, kuvveden fiiliyata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında önemli olan diğer husus ise doğru insanların kanuna ihtiyaçları yoktur. Zira onlar zaten hep doğru yoldadırlar. Diğerleri ise, nasılsa kanunları eğip, bükerek yine yollarını bulurlar . Dürüst insanlar ise kaderlerine razı olarak, bir lokma ve bir hırka ile hayatlarını idame ettirmektedir. Ülkemizde TBMM çok çalışmakta ve çok sayıda kanunu da çıkarmaktadır. Yalnız daha komisyonlarda iken bunun açık noktaları ortaya konulmakta ve gerekli önlemler alınmaktadır. Ülkemizde beş milyona yakın araç, vergi ödemeden ve rutin kontrollerini yaptırmadan trafikte dolaşmaktadır. İmar kanunlarımız olmasına rağmen, çarpık kentleşme ve yapıları görebilirsiniz. Haksız kazançla ilgili durumlar yazmakla bitmez. Benim anlayamadığım ve anlamakta güçlük çektiğim husus ise; kanunlarda yeri olmadığı için, etik veya ahlak bakımından sakıncalı olan hususlar, niçin suç sayılmaz. Kılıfını hazırlayarak minareyi çalabilirsin sözü, tamamen bir ironidir ve tersini söyleyerek bunun böyle olmaması gerektiğini vurgulamak için söylenmiştir. Yoksa bunun mübah olduğu ve bunu başaranların devam etmeleri anlamında değildir.
Diğer önemli bir husus ise suç icat etmek, kimilerini susturmak veya onları ortadan kaldırmak için komplo kurmak, doğal olaylar arasında yer almağa başladı. Burada, vicdanın üzerine cüzdanın baskısı gelince, materyalist anlayışa göre, cüzdan tercih edilmektedir. Bunun sonucu olarak da insanlık dediğimiz şeyin ne hale geldiği ortadadır. Bir ülkede ne eksik ise hep onun üzerinde durularak ondan bahsedilir. Ahlâk iflas edince, ahlâklı olmanın faziletinden bahsedilir, ama maalesef o yoktur.
Anlamakta güçlük çektiğim diğer bir husus ise, ülkemizde yaygın olarak rastlanan yalan söylemlerdir. Yalan söylediğiniz zaman, bu yalanı teyit etmek için yine yalan söylemeye gerek vardır. İşin tuhaf tarafı ise, bunu bir fazilet örneği olarak lanse edenler de bulunmaktadır. Birisine telefon ediniz: daha alo demeden, ben de seni şimdi arayacaktım sözü ile karşılaşırsınız. Bunu söylemenin ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadım. Eğer, bu bir kandırmaca ise, kimsenin IQ su o kadar düşük değildir. Elbette, bu sözü sarf eden sadece kendisini kandırabilir. Düşük kalitede bir malı kazıklamak için, yapılan reklamlar veya sarf edilen sözleri he zaman duyarsınız. Şu anda, yalan söylemek, ticaretin olmazsa, olmazı haline gelmiştir. Bizim yetiştiğimiz zamanlarda, yalan söyleyen veya bir suç işleyenin yüzü kızarır ve başını önüne eğerdi. Şu andaki pişkince bakışları anlamak mümkün değildir. İnsanlar, nasıl oluyor da bu şekilde hareket edebiliyorlar, bunun araştırılması gerekir. Yabancı filmlerde, hakimin Yalan söylemek büyük bir suçtur, yalan söylersen seni hapse atarım sözü, onlarda yalanın ne kadar kötü bir alışkanlık olduğunu gösteren örneklerden birisidir. Bizdeki yalan söylemekten kim ölmüş ki sözü ne kadar yanlış bir ifadedir. Fakat, madalyonun diğer tarafında ise, dürüstlerin; dürüst olmaktan dolayı ne kadar mağdur oldukları ve acı çektikleri de ortadadır. Bu düzenin böyle olması yalanı ve kötülüğü teşvik etmektedir. Dürüstlüğü özlemek bir serap herhalde, saygılarımla.