n
n n Bu yazımı tam dört yıl önce anneme ithaf etmiştim. Şimdi annemi kaybettim.
n n Aşağıdaki yazımı onun anısına yineliyorum.
n n
n n Bugün, 10 Mayıs 2009, Anneler Günü... Bu Anneler Günü nü, torunum Can ile beraber geçireceğim.
n n Sabah saat 04.00 ortalık zifiri karanlık, içimdeki ben, beni yine dürttü, kaptım kalemi, düştüm yollara... Dışarıda kurbağa ve ördek sesleri ayyuka cıkmış, bu seslerden belki rahatsız olanlar vardır ama bu karmaşa, bana ilham veriyor. İçimdeki yolculuk gene başladı. Allah Allah! Kurbağa sesine, su sesine, rüzgârın sesine yazmak geliyor içimden, deli miyim ben ne?
n n Gecen hafta Dusseldorf ta gördüğüm deli aklıma geldi. O ışıltılı şehrin, en güzel caddesinde, en görkemli heykele sırtını vermiş, 50, 60 yaşlarında bir adam bağdaş kurmuş oturuyordu. İri yapılı, avurtları çökmüş, dökülmüş saçları, alnı güneşin altında bronz bir heykel gibi parlıyordu adeta. Alnındaki kırışıklıklardan belli ki, dünya onun da anasını pek ağlatmış. Su görmeyen sakalları beline inmiş. Önünde rengârenk yünler ve şişler, mor, kırmızı, sarı, yeşil, beyaz, siyah, gri, her renkten metrelerce örmüş ve hiç başını kaldırmadan örmeye devam ediyordu. Bir ters, bir yüz, bir ters, bir yüz, biraz mor ip, sonra siyah, durmadan batırıp çıkarıyor elindeki şişi. Önündeki kanaldan akan suyun dingin bir sesi var. Güneşin huzmeleri, yeşillikler arasından suya varmış, tatlı bir akşam güneşi... Ama hüzünlü... Kimbilir neler düşünüyor? Düşünmek ruhun kendi kendine konuşmasıdır . Der Eflatun. Adam da bencileyin ruhuyla konuşuyordu. Şişini her batırışta canı yanıyor besbelli. Şişi her çıkarışta hangi kederleri atıyor bilinmez, yanına yaklaşıyor, bildiğim üç, beş Almanca kelimeyi peş peşe dizeliyorum:
n n - Guten Tag! Cevap yok.
n n - Wie gehts es dir? Kafasını kaldırmıyor bile...
n n Örüyor, bir ters bir yüz, bir ters bir yüz. Ona imreniyorum, dünya umurunda değil, önünde sadece rengârenk yollar var, bata çıka gidiyor. Bir elinde şiş, bir elinde yün umurunda mı dünya. Deliden çok, bir bilge olmalı diye düşünüyorum.
n n - Auf wiedersehen...diyorum, yine cevap yok.
n n Yanımdakiler; Hadi deli misin, yürü gidelim. Diyorlar.
n n Samsun a döndüğümde ben de rengarenk yünler alacağım kendime, hüzün çikolatalarımı da açacağım, ben de öreceğim, mor, kırmızı, yeşil, sarı... Batır çıkar, batır çıkar... Bir ters, bir yüz, bir ters, bir yüz...
n n Dün gece geç saatte annemi aradım, ona, yeni yol yazılarımı okumasını söyleyemedim. Gözleri artık hiç görmüyor, bastonu olmadan yürüyemiyor, bir böbreğini çöpe atmış, umutlarını yitirmiş. Kızkardeşim ona okuyor, çok hoşuna gidiyor. Her zaman hastalıklarından anlatan annem, bu kez bana çok güzel şeyler söylüyor. Seninle iftihar ettim, çok güzel yazmışsın, duygulandım. Bu gece yazını düşünerek tatlı bir uyku çekeceğim. Diyor. Telefonda ağladığını hissediyorum. Ben de ağlıyorum. Hem hüzünleniyorum hem de seviniyorum. Bu yaşta ve her yaşta Allah kimseyi annesiz bırakmasın. Gecenin ayazında annemin sesi sıcacık içimi ısıtıyor ve bu satırları o yine sevinsin, uyusun diye sevgili anneme ithaf ediyorum. Anneler Günün kutlu olsun. Annelerin her günü kutlu olsun, anneler ağlamasın, evlatlar ağlamasın, gözyaşları dinsin.
n n Ben de ağlamak istemiyorum artık. Samsun a döneceğim, ben de öreceğim, sarı kırmızı, yeşil, siyah, beyaz, gri. Siyaha hüzünlerimi, sarıya neşemi, yeşile umutlarımı, kırmızıya kızgınlıklarımı, griye kırgınlıklarımı. Beyaza ise düşlerimi ve hiç bitmeyen hayallerimi katık edip öreceğim, bir ters, bir yüz, batır çıkar. Gün ışıdı, üşüyorum, yatmalıyım artık...
n n
n n KAVURUCU YAZ SICAKLARI BAŞLADI. LÜTFEN KAPINIZIN ÖNÜNE KUŞLAR VE SOKAK HAYVANLARI İÇİN BİR KAP SU KOYUNUZ.
n n
n