Elbette, her ülke dini ve geleneksel yaşamının ortaya koyduğu şekildeki bir düşünüş tarzına sahiptir. Bu bakımdan ülkemiz ile Batı arasındaki ilişkilerde çoğu zaman ortaya çıkan anlaşmazlıkların temelinde yatan da budur. Yalnız burada bir husus üzerinde hassasiyetle durmak gerekir ki birçok konularda Batının, objektif düşündüğünü iddia etmek de mümkün değildir. Batı, özellikle Hristiyan görüşünün etkisinde bir düşünüş tarzına sahiptir. Temelde, onlar bakımından objektif kabul edilen bu düşünce tarzlarında önyargılar bulunmaktadır. Batıda fazla miktarda ateist bulunmakla birlikte, bunların da Hristiyanlık kültürünün etkisinden kurtulmuş olduğunu düşünmek de hatalıdır. ABD de bulunduğum süre içinde birkaç tane Noel i de idrak ettik. Bir seferinde, çalıştığım bölümün sekreterinin Noel ini tebrik ettim. O da benim Noel imi tebrik etti. Ben kendisine, Müslüman olduğumu ve Müslümanların Noel i kutlamadıklarını söylediğim zaman İsa sız bir Dünya düşünemiyorum derken, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bu bakımdan Batı, görünüşünün tersine çok katı bir dini düşünüşe sahiptir. Çoğunlukla, biraz önce üzerinde durduğum üzere, kendilerini objektif düşündüklerini iddia etseler veya kendilerini dindar kabul etmeseler bile veya ateist olsalar dahi, Hristiyanlığın ortaya koyduğu düşünce tarzından kurtulmaları mümkün değildir.
Aynı düşünce tarzını ülkemizde de görüyoruz. Papanın ülkemizi ziyareti sırasında, bir dini liderin papayı Müslümanlığa davet ile onu cehenneme gitmekten kurtarma isteğini de okumuştuk. Yalnız, Batının bugün yapmak istediği veya uygulamaya koyduğu bir husus çok önemlidir. Özellikle, ‘Papa lık ve ‘Evangelist lerin üzerinde durduğu 3. bin yılda bütün dünyayı Hristiyanlaştırma projeleri meyanında uygulanmak istenilen husus şudur: Hristiyanlığın dışındaki bir din mensubuna, doğrudan, doğruya Hristiyan olur musun demekle sonuç alamayacaklarını bilmektedirler. Bunun için de ilk etapta onları Hristiyan yapma yerine, Hristiyan gibi düşünüşü yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Elbette, bundan da müspet sonuç aldıklarını söylemek mümkündür. İster istemez, insanlar bu düşünüş tarzını benimsemektedir. Bunu hayatımızın her safhasında da görebiliriz. Teknoloji ve bilimde ileri bir durumda olan Batının, bu ilerleyişinin sebebi, Hristiyanlığın hoşgörüsüne atfedilmektedir. Fakat, daha önceki bir yazımda, Endülüs ün Batıyı nasıl etkilediği üzerinde durarak buna açıklık getirmiştim. Burada Batının başarılı olduğu bir husus ise: Batı, Hristiyanlık içinde çok değişik mezheplere, tarikatlara veya gruplara ayrılmış Hristiyanlar bir çatı altında toplamak istemekte ve bunda başarılı olunmaktadır. Buna karşılık, Müslümanlar her geçen gün daha da parçalanarak, kıyasıya birbirleri ile mücadele etmektedir. Batı bunu çok iyi bildiği için, bu ayrılıkları daha da körüklemektedir. Daha ilerisini söylemek gerekir ise, 17. ve 18. yüzyıldan başlayarak, Müslümanların ayrışmaları için suni olarak meydana getirdikleri, mezhep ve tarikatlar bilinmektedir. Birçok yazımda üzerinde durmama rağmen; bu mezhep, tarikat ve diğer gruplardaki ayrışmaların önü alınamamaktadır. Bundan da Batılılar istifade etmektedir. Açık olarak belirtmek gerekir ise; Müslümanları birleştirecek bir KUR AN ve bir de Onun Elçisi, Hz. Muhammet vardır. Müslümanlar kendi aralarındaki husumetleri bir tarafa bırakarak KUR AN şemsiyesi altında toplanmaları gereklidir. Bunun dışında başka bir yol da yoktur. Büyük balıklara yem olmadan Müslümanların akıllarını başlarını toplamalarını dilerim.