BEKRİ MUSTAFA VE ÖNDER ÖCALAN!

Abone Ol

n

n

n Kıssa bu ya, Bekri Mustafa, Sultan Ahmet Camii’ne imam tayin edilir. İlk cenaze namazında talkından sonra meyyitin kulağına eğilmiş “Eğer ehli kubur(kabir ehli/ölüler) dünyanın ahvalini sual ederse (Bekri camiye imam durdu) de, yeter; onlar ahvali anlar” demiş. Dünün “bebek katili” Apo bugünün “Barış Meleği Önder Öcalan” ilan edilince aklıma Bekri’nin bu fıkrası geldi. Daha başka söze gerek yok sanırım, izan ve irfan sahipleri bu sıfattan anlaması gerekeni çoktan anlamıştır. Anlamayan idrak ve bizi bu barış meleğine mecbur ve mahkum eden baht utansın.

n

n Taha Akyol, üç gün önce Hürriyet’teki köşesinde “Milli Yemin anlamına gelen Misak-ı Milli, Osmanlı Mebusan Meclisi’nin 28 Ocak 1920’deki gizli oturumunda kabul edildi, 18 Şubat günlü oturumda Edirne Mebusu Şeref Beyin önergesiyle “bütün cihana ilan” edildi. Bu tarihi ve milli belgeyi kabul ve ilan eden, Meclis’teki Felah-ı Vatan grubudur; hepsini saygı ve rahmetle anıyorum” diye yazıyordu.

n

n Yazdıkları doğrudur Sayın Akyol’un, ama noksandır, yetmez bu kadarı, anlatılması gereken başka hususlar da var Misak-ı Milli’den söz açınca. Ezcümle; Sayın Akyol’un “rahmetle andığı” ve bunu sonuna kadar hak etmiş” o Felah-ı Vatan(Vatanın Kurtuluşu) Grubunun hangi şartlarda seçildiğini ve hepsinden de önemlisi İstanbul’a nasıl gittiklerini ve de en önemlisi Heyet-i Temsiliye ve onun Reisi Mustafa Kemal’le Ankara’da neler görüştüklerini, nelerde mutabık kaldıklarını da anlatmak gerekir.

n

n Misak-ı Milli (Milli ant/milli yemin) Meclis- Mebusan genel kurulundan önce Felah-ı Vatan Grubunda görüşüldü ve kabul edildi. Daha sonra Meclis genel kuruluna getirildi; orada da gizli oturumda görüşüldü, kabul ve bir süre sonra da dünyaya ilan edildi. Gerçek bir bağımsızlık bildirgesidir; vatanın bölünmez bütünlüğünden ve kapitülasyonların asla kabul edilmeyeceğini vurgulayarak o devirde ve o şartlarda bile ekonomik bağımsızlıktan bahseder.

n

n Çok önemli bir belgedir ama Milli Mücadele’nin ne ilk ne de son belgesidir. Onu Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarından ayrı düşünmek mümkün değildir. O metni hazırlayan iman ve irade ile önceki üç metni hazırlayan iman ve irade aynıdır. Uzundur bu safha; detaya girmeyeceğim; bazı okurları sıkar ama bir hususa değinmeden de geçemeyeceğim.

n

n Misak-ı Milliyi hazırlayanlar arasında öncü iki mebus vardır; ikisi de sıkı İttihatçı ve sıkı Kuva-yı Milliyeci’dir. Birisi Balkan Savaşları’nın yüz akı, Hamidiye Kahramanı Hüseyin Rauf Orbay, diğeri de Karakol Cemiyeti’nin kurucusu Kara Vasıf Beydir. Hüseyin Rauf Orbay, İttihatçıların Bahriye Nazırı, Amasya Tamimi’nin altındaki dört beş imzadan birinin sahibi, “bağımsızlık yürüyüşünde” Amasya’dan Ankara’ya Mustafa Kemal’in en yakın yol arkadaşı. Erzurum’da, Sivas’ta Heyet-i Temsiliye üyesi, Ankara’da Milli Mücadele’nin başbakanı.

n

n Kara Vasıf Bey, Enver Paşa’nın yurttan ayrılırken kurdurduğu meşhur Karakol Cemiyeti’nin başına getirdiği iki isimden biri. Diğeri de meşhur İaşe Nazırı Kara Kemal. Karakol Cemiyeti’nin adı da iki başkanın lakaplarından kaynaklanıyor. Karakol Cemiyeti’nin Milli Mücadele’nin ilk yıllardaki hizmetleri unutulmaz, şükrana layıktır.

n

n Amasya Tamimi’nin de, Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin de, Misak-ı Milli’nin de özü aynıdır: Vatanın bölünmez bütünlüğü. Lozan bunların hepsinin eseridir ve Türk’ün bağımsızlığının, Türk Devleti’nin ebediliğinin, milletin ve vatanın bölünmezliğinin cihana ilanı ve tescilidir. 30Ekim 1918’le 24 Temmuz 1922 arasında sadece bir mütareke ile bir anlaşma vardır işgale ve bölünmeye çanak tutan: Mondros Mütarekesi ve Sevr Anlaşması… Türk milleti, dün galip müstevlilerin dayatmalarını kabul etmedi, onların sunduğu paçavra metinleri tarihin çöp sepetine attı, kendi destanını kendi yazdı. Bu, yarın da, öbür gün de böyle olacaktır. Geleceğimizin işaretleri tarihimizde gizlidir. Tarihi okumayı bilenler için meçhul yoktur.

n