Daha ilkokulu bitirdiğim yıl tanımıştım Jules Verne’i. Belki de onun yüzünden abonesi olmuştum Gürün Halk Kütüphanesi’nin. Nasıl da büyük bir hevesle koşar bitirdiğim kitabı bırakır bitirmek üzere bir yenisini alırdım. Esrarlı Ada, Seksen Günde Devr-i Alem, Balonla Seyahat, Arzın Merkezine Yolculuk, 15 Yaşında Bir Kaptan, Denizler Altında 20 Bin Fersah, Cihan Hakimi, hepsi bir yazda bitirdiğim ama aradan geçen yarım asırdan fazla bir zamana rağmen hala isimleri hafızama kazılı romanlar.
Geleceğin hayal dünyasına yolculuğum, Jules Verne ile başladı, geçmişin destanlar çağına da Abdullah Ziya Kozanoğlu ve Feridun Fazıl Tülbentçi’nin rehberliğinde kanat açtım. Kah Otsukarcı oldum bir kızıl tuğun peşi sıra Asya’yı bir baştan bir başa fethettim, kah Yıldırım olup Niğbolu surlarının önünde “Bre Doğan, nicesin” diye haykırdım. Atsız’ın Deli Kurt’u da bendim, Yüzbaşı Pusat’ı da.
Bir zamanlar hayallerim ve umutlarım vardı sınırlarımıza sığmayan. Hayallerim, umutlarım koca bir coğrafyayı sımsıkı ve sımsıcak kucaklardı, ta Altaylardan Tuna’ya dek. Utanmalı mıyım, saklamalı mıyım; ne münasebet; hala sevdalarım oralara doğrudur ama umutlarım, ah umutlarım! Ne yazık ki, yerlerini artık korkulara bıraktılar ve erişilmez yücelere gittiler. Korkunun adını da korkmadan ve utanmadan söyleyeceğim: Bölünme korkusu…
Tarih sadece Viyana’ya gidişimizin şanlı ve şaşaalı öyküsünü yazmaz, dönüşün hazin hikayesini de aktarır bilmek isteyene, okuyana. Eflak’in, Boğdan’ın, Karadağ’ın, Sırbistan’ın, Hırvatistan’ın, Yunanistan’ın, Bulgaristan ve Romanya’nın, adaların fetih hikayelerinden başka bir de oraların bizden kopuş hikayeleri vardır. İsyanlar, yabancıların müdahalesi, verilen özerklikler ve tamamen kaybedişler. Sadece toprak değildir kaybettiklerimiz Evlad-ı Fatihan” dediğimiz koca Balkan Türklüğüdür. Beş asırlık bir tarihtir, beş asır toprağa kök salmış bir medeniyettir. Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkaslar da bir başka acıdır tarihin koynunda yatan.
Ben istemez miyim hayal kurmayı, ben istemez miyim bir takvim ve bir dünya haritasını önüme alıp 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 50 yıl, 100 yıl sonrasının hayal sınırlarını çizmeyi! Ama ne yazık ki tarih nutuklarla yazılmıyor, sınırlar boyalı kalemlerle çizilmiyor. Osmanlı, Viyana’ya tam 229 yıllık bir yürüyüşten sonra ulaşabildi. Osmanlının o 229 yılını anlamadan Osmanlı olmak mümkün değildir. Nutukla Osmanlı olunmaz Osmanlıcılık oynanır, hepsi bu.