İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, bilimin istisnasız her şeye egemen olduğu yıllardır. Dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde, bilim alanında yapılan araştırmalar olağanüstü seviyededir. Özellikle de gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan veya gelişmemiş olan ülkeler arasındaki makas, iyice açılmaktadır. Burada bir husus üzerinde durmak isterim ki, çoğunlukla Batılıların kullandığı, gelişmekte olan ülkeler kavramı, nezaketen kullanılan bir ifadedir.
- yüzyılda bilim toplumu olmak deyimi de çok kullanılmaktadır. Bilim toplumu olmak, bilimi üretme, bunu teknolojiye dönüştürme ve bunu dünyaya pazarlayan toplumlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bugün, dünyada bilim toplumu olan ve bilimin önderliğini yapan ülke, Amerika Bileşik Devletleri'dir. Aynen fabrikasyonla üretilen bir malın pazarlanması gibi, bilim ve teknoloji de pazarlanmaktadır. ABD bilimsel araştırmalar ve AR-GE için her yatırdığı 5 $'a karşılık 95 $ kar sağlamaktadır. Böylelikle, artan bir seviyede bilimsel araştırmalara fonlar ayrılmaktadır. Bu ülkede yaşayanların hayat düzeyleri çok yüksek seviyelerde olmaktadır.
Orta Çağ'dan itibaren, Avrupa'daki engizisyon mahkemesinin ölüm kararlarından kaçan veya böyle bir ortamdan çekinen, müteşebbis ve yaratıcı beyinler kendilerine, fırsatlar ülkesi olarak ABD'yi bulmuşlardır. 02 Temmuz 1776 tarihinde istiklaline kavuştuktan ve Kuzey Güney savaşları da sonlandıktan sonra (09 Nisan 1865), ABD, dünyada bir süper güç olarak ortaya çıkmıştır. Bu tarihten sonra da dünyadan ABD'ye beyin göçünün olduğu bir yer olarak, yerini almıştır. Halen daha, dünyanın değişik ülkelerinden bu ülkeye beyin göçü devam etmektedir. Bunun en önemli sebebi, yaratıcı beyinler kendi ülkelerinde bilimsel çalışmalar için gerekli fon ve olanakları bulamadıkları, bulmadıkları gerçektir.Yalnız, böyle bir durumda, bu ülkeye gidenleri kötülememek gerekir. Zira, göç ettiği ülke hiçbir şey kaybetmeyecektir. Zira, bu beyinler orada körelip gideceklerdir. ABD'ye olan göçte insanlık kazanmaktadır. Bu şekilde bu ülke bildiğimiz, bilmediğimi birçok buluşa damga vurmaktadır.
Bunun yanında, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler ise günlerini popülizm ile geçirmektedir. Her gün değişik gündemlerle halk oyalanmaktadır. Bilimsel bir platformda değerlendirilmesi gereken birçok husus, laf ebeliğine kurban gitmektedir. En yüksek perdeden bağıran veya dahası kaba kuvvete başvuranlar haklı olmaktadır. Bunun için her zaman, Galileo Galilei'yi örnek olarak veririm. Dünyada onun tezini destekleyen kimse olmamasına rağmen tek doğruyu söyleyen 'O' dur. Onun için konu bilimsellik olduğu zaman orada, çoğunluk değil bilimin doğruları geçerlidir. Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' sözünde bu gerçek de bu şekilde hayat bulmaktadır. Bilimin dışında mürşit aramak, delalettir ve hatta hıyanettir. Ülke için yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Yaşam için, yüksek hayat seviyesi için, başı dik bir devlet olmak için, din için temel ilke bilimsellikten geçer. Son yıllarda gençlerin bilimsellikten ayrılarak, kısa yoldan köşe dönücülüğe doğru kaydıklarını görüyoruz. Para ve maddi olanaklar, elbette önemlidir. Fakat, hayatta hiçbir şey bilimselliğin verdiği hazzı, gururu asla veremez.
Ankara'daki terör saldırısını telin ediyorum. Hakk'ın rahmetine kavuşanlara, Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum. İnşallah bu saldırı son olur. Saygılarıma.