BİLİMİN MUCİZESİ

Abone Ol
Antikçağda çok ileri düzeyde olan bilimin, Ortaçağda birden kesintiye uğramasının en önemli sebebi, bilimsel düşünüş üzerinde Hristiyanlığın etkisinin olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Ortadoğu dan Endülüs e kadar uzanan Müslümanlar; Endülüs te, Endülüs Emevileri ile Kurtuba da gerçek bir bilim medeniyeti yaratmışlardır. Özellikle, bu şehirde engizisyon mahkemelerinden kaçan rahip ve bilim adamları ile Müslüman bilim adamları, din ayırmadan beraberce çalışmışlardır. Bu çalışmaların Batı medeniyetini etkileme bakımından iki yönde rol oynadığı bilinmektedir. Birincisi, Ortaçağda karanlık bir dönem geçiren Avrupa nın antikçağın bilgilerinden haberleri yoktu, zira o zamana ait birçok kitaplar, bilgiler de kilise tarafından yasaklanmış idi. Endülüs Müslümanları, Antikçağın bütün eserlerinin bilgilerine sahip idiler. İkincisi ise bu bilgileri üst düzeyde geliştiren Müslümanlar, hür bir ortamda bu bilgileri, Endülüs te Hristiyan bilginlere aktarmışlardır. Ortaçağda Avrupa nın uyanışında bu bilgilerin etkisinin olduğu şüphe götürmez bir husustur. Ayrıca, kilisenin bilim üzerindeki baskısının ortadan kalkmasında Endülüs ün etkisi çok büyük olmuştur. Zira, o dönemde kilise, her türlü bilimsel buluşu, şeytan icadı diyerek reddetmek bir tarafa, bunları ileri sürenleri de ortadan kaldırmıştır. Bu furyadan Galileo Galilei (1564-1642) de nasibini almış, ölümden ise şahsiyeti ve ünü sayesinde kurtulabilmiştir. Bana göre, G. Galilei nin kiliseye karşı bu baş kaldırışı yüzyıllarca dinin baskısı altındaki bilim tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu, din ve özellikle Hristiyanlık ile, bilimin kulvarlarının ayrıldığı bir dönüm noktası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktadan sonra ise, bilimin son hızla geliştiğini görüyoruz. Bu tarihlerden zamanımıza kadar geçen süre 400 yıl olmasına rağmen, bilimdeki gelişmeler ortadadır. Özellikle de, Pierre-Simon Laplace(1749-1827) in, İnsanoğlu, evrende bir nokta kadar bile yer tutmayan dünyada, onu keşfetmek için bir mekan buldu sözü, insanoğlunun çok küçük olmasına rağmen, düşünce bakımından ne kadar yüce olduğunu ortaya koymaktadır.
Bugün bilimin geldiği seviyeyi şu şekilde anlatabiliriz: 2014 yılında yapılan araştırmalar, insanlık tarihinin başlangıcından 2013 yılına kadar yapılan araştırmaların toplamı kadardır. Bir yüksek lisans öğrencime seminer için bir konu vermiştim. Öğrencim, yeni duyduğu bu konu hakkında, literatür bulup, bulmayacağı hususunda tereddüt geçirmiş ve inşallah bulabilirim demişti. Bir gün sonra ise, şaşkınlıkla odama girerken hocam sadece internette binlerce araştırma buldum, ben bunların hakkından nasıl geleceğim serzenişinde bulunmuştu. Bugün bilimin geldiği seviye, akıl alamayacak düzeydedir ve her gün bunlara binlercesi ilâve edilmektedir. Yalnız, bilimsel düşüncede asla doğmaya ve ön yargılara yer olmaması gerekir. Mantıki dedüksiyonların da bilimde yeri yoktur. Bu bakımdan bilim adamlarının düşünce tarzları da oldukça farklıdır. Bilim adamı kuşkucudur, peşin hükümlü de değildir. Albert Einstein(1879-1955) in teorilerinin deneysel olarak ispat edilmeye çalışılması bunu açık olarak göstermektedir. Bilimde hiçbir şey tabu değildir. Her yeni buluş bir öncekini teyit eder veya reddederek yeni bir yol çizer. Bu bakımdan, bilim adamları bilinenler ile bilinmeyenler arasındaki doğruyu bulma çabası içinde olan savaşçılardır. Her bilim adamı da yaptığı buluşlarla, bilimin sonsuzluğunda bir nokta olarak ortaya çıkar. Her ortaya konulan bilimsel olgu da onun daha doğrusunun ortaya konulmasına kadar geçerlidir. Bunun anlamı şudur ki, bilimsel gerçekler zaman içinde değişebilir. Bu bilimsel çalışmaların içindeki dinamikte gizlidir. Yalnız, bilim adamlarının düşünüş tarzları, diğer insanların düşünüşlerinden çok farklıdır. Hiç bir bilim adamının mutlak doğrulukla konuştuğunu da görmeniz mümkün değildir. ABD de bulunduğum süre içinde, ABD nin Uzay’a çıktığı veya Ay’a ayak bastığına inanmayan insanlarla karşılaştım. Elbette, bütün bunların hepsini de doğal olarak karşılamak gerekir. Zira, insan düşüncesinin her iki yönde de fikir üretebileceğini kabul etmek gerekir. Yalnız, bir buluşta kanıt olması ve buluşun ispat edilmesi gereği kadar, burada öncelik de önemlidir. Kafaları bilimle yoğrulmuş gençler dileği ile saygılarımı sunarım.