BİR AYMAZLIK HALİ

Abone Ol

n

n
n Seri katillerin, dolandırıcıların iştahını en çok neyin kabarttığını biliyor munuz? Sanırım olayı sonunda çözmeyi başardım. İnsanların çoğunun dikkatten yoksun olması ve ayrıntıları kaçırması. Ve ayrıntılar üzerinde düşünememesi. Bu gürültülü hayatın içinde küçük işlerin bizi kolumuzdan tutup oraya buraya çekiştirmesi bir yana, dikkatsizlik yüzünden kurban olmamız bir yana… İnsanlar, dikkatsiz anlarımızı bir de vaatlerle boyayınca inanmak istediğimize inanıyoruz. Burnumuzun dibinde dönenlere gözlerimiz kapalı, bir dolap beygiri misali… Hep kendi eksenimiz etrafında ilerliyoruz. Yaşam sandığımız bu yörüngede, adımlarımızı gün gün sayıyoruz. Tek bir müridi var bu hayatın, o da biz.
n
n Salakça bir hipnoz hali. Haberlerde izliyoruz, inanamıyoruz insanların kandırılma hikayelerine, “Böyle bir şeye nasıl kanar?” diye şaşırıp kalıyoruz. Mesela geçenlerde bir amcam dışı altın rengi iki çakmağı, altın külçe diye satın almış. İşportacıdan canım, öyle kuyumcudan falan değil. Üç dört milyar kar edecek aklı sıra. Katilini eve alıp karnını doyuran teyzeler mi dersiniz, araziyi görmeden tapu aldım diye bütün parasını emlakçı sandığı dolandırıcıya kaptıranlar mı dersiniz… Yok, yok bu hengâmenin içinde. Tam bir kabus hali. Sözüm ona insanlarımızı eğitiyoruz. Müfredatta olmasına rağmen, insanlarımıza, asıl hayat bilgisini - gözlem yeteneğini- veremiyoruz. Acaba biz de Charlie Chaplin gibi alaya mı alsak işi? Bay Vordeux’u bilirsiniz. Bilmezseniz de sorun yok, kısaca anlatalım. Efendim bu adamcağız tam otuz yıl bir bankada memur olarak çalışır. Ondan sonra kriz nedeniyle bankadan ilk çıkarılanlar arasında yer alır. Bakmak zorunda olduğu felçli bir karısı, bir de çocuğu vardır. Sorunu orta yaşın üzerinde, dul, yalnız yaşayan kadınlarla evlenip onları öldürüp sonra da miraslarına konmakla çözer. Film boyunca tutarsız davranışlarını izlersiniz. Sıradan hayatının içinde bir tırtılı bile ezilecek diye yoldan çekip alır. Ama gerçekte acımasız seri katil haline dönüşmüştür. Paraya ihtiyacı oldukça adres defterini açar ve karılarını bir bir büyük bir soğukkanlılıkla öldürür. Onları tatlı dilleriyle, bin bir numarayla kandırır. Bazen işi aksar, “Tamam, şimdi yakalandı.”dediğiniz anda… Ihhh… Kadınlar o kadar dikkatsiz ve ona tabi ki fark edemezler neler olduğunu. Hatta eczacı bir arkadaşının formülü olan, kalp krizi geçirtip öldüren ve kriminal incelemelerde ortaya çıkmayan bir zehri yanlışlıkla içer. Allah tan evin salak hizmetçisi üzerinde peroksit yazdığı için zehiri kafasına sürmüştür de, o da saç boyama işinde kullanılan gerçek peroksidi içmiştir. Hizmetçi kadının bütün saçları dökülür. Bir zombi gibi karşılarına çıkar. Yine kimse bir şeyin farkında değil. Hatta üç ay unutup hiç aramadığı başka bir karısının yanına gider, kriz çıkacak diye bütün parasını çektirir, kadın yine de ondan yeterince şüphelenmez. Ses tonundaki değişikliğin, hareketlerindeki yavaşlığın, hin bakışlarının hiçbirini takip etmez. Film boyunca “Hadi ya, salak mısın?”dedirtecek şeyler yapar insanlara, yine bir anlayabilen çıkmaz.
n
n Bu filmin de diğer yapıtlar gibi birçok iletisi vardır mutlaka. İlk iletisi, koşullar insanı bir seri katil haline getirir olabilir. Bence çıkarılması gereken asıl ders; insanların neye isterse ona inandığı. Adına ister algıda seçicilik deyin, isterseniz başka bir şey. Bulunduğumuz ortamlarda bütün duyularımızla yer alamıyoruz henüz. Yani beş duyu bile fazla geliyor. Göremiyoruz, koklayamıyoruz, duymuyoruz. İnsanlar bize göstere göstere ne olduklarını anlatıyorlar aslında. Hatta gözümüze sokuyorlar. Gözümüz çıkıyor da yine de görmüyoruz. Kafamızın içindeki ütopyalarla o kadar meşgulüz ki, bir anlığına kafamızı dışarı uzatmıyoruz. İllaki iş işten geçecek, biraz zarar göreceğiz. Tam anlamıyla bilimsel düşünceye sahip olmayan kültürümüzde insanları böyle dikkatle gözlemlemek neredeyse yasak olduğundan ayıplanırız diye korkuyoruz üstelik. Bakışlarımızı insanların üzerinde kısa süreliğine de olsa tutamıyoruz. Önlerinde hiç engel olmayan insanlar da işe en saflardan başlıyor. En yetenekli hırsızların verdiği ifadelerle sabit. Dikkatli insanlar ne hırsızlar, ne katiller tarafından zarar görmüyor. Melankoliklere ise tanrım yardım etsin. Hülyalı bakışlar, dalgın yürüyüşler… Hemen kendilerini ele veriyorlar. İlk önce de onlar avlanıyor tabi. Şüpheci düşünceyi zaman zaman kullanmayı bilmedikleri için de çok kolay kanıyorlar. Bilimin bu kadar uzağına düşersek olacağı bu tabi. Zaten doğadan da kopuğuz, gözlerimize cicili bicili vitrinlerden başka bir şey değmiyor. Başkalarının bizi hipnotize etmesi için hazırlanmış dünyalardan başka eğlence bilmeyen bizler, henüz neyi neden aldığımızı bilemezken şimdi bir de bunlarla mı uğraşalım. Peki, uğraşmayalım bakalım. Sonu nereye varacak?
n
n
n
n ULTREYA…
n