BİR EKONOMİ YAZISI

Abone Ol

Ben ekonomist değilim; dar gelirli, emeğiyle geçinen biriyim. Ülkemde ve dünyada olumlu ya da olumsuz her olayın hayatımı etkilediğini biliyorum ama.

Son dönemde bir faiz tartışmasıdır gidiyor. Bu, emeğiyle geçinenler için ne anlama geliyor peki?

Son on yılda özel sektörün dış borcu 30 milyar dolardan 300 milyar dolara çıkmış. Devletin borcu da yaklaşık 100 milyar dolar.

Borcun yarısı bankaların. Yani bankalar dışarıdan para bulmuş, içeride satmışlar. İyi de para kazanmışlar. Dünyada dolaşan paranın üçte birinin mal karşılığı olduğunu, geriye kalan bölümünün spekülatif (borsa,bono,kredi…)biçimde dolaştığını,halkları soymak için kullanıldığını biliyoruz.

Anayasa kitapçığı atmakla, Merkez Bankası Başkanı’na “vatan haini” demenin siyasi karşılığı aynı. O gün kriz çıkmıştı, bugün çıkmayacağının garantisi var mı?

MB faizleri düşürsün, deyince tüketici faizleri düşmüyor. Ama, kredilerin ucuzlayacağı; inşaat, oto vb satışlarının artacağı varsayılıyor.

30 milyon çalışma çağında insanımız var; 6 milyonu asgari ücretle çalışıyor, bir o kadarı da işsiz. Yani çalışanların yarısı çok kötü durumda. Geliri düşük olanlar temel giderlerini karşılayamıyor, zor koşullarda yaşamaya çalışıyorlar. Hepsi borçlu ve 2 milyon kişi kartlarının borcunu ödeyemiyor.

“Ülkemde bütün çocuklar et yediğinde ben de oturup rahatça yiyeceğim” demişti Hugo Chavez. Faizler düşsün, ev-araba satışları artsın, yaklaşımı yerine dar gelirli yoksulların durumunu düzeltmek gerekiyor.

Dolar artınca borç artıyor,

Maliyet artıyor,

Enflasyon artıyor,

Bedelini, emeğiyle geçinenler ödüyor…