n
nn “Elimi dostça omzuna koydum, meğer yarası tam oradaymış”.
nn Her gün onlarca insanla karşılaşırız. Hiçbiri bir diğerine benzemez. Davranışları, gülüşleri, hüzünleri farklı farklıdır. İlk bakışta rahat bir insan sandığınız birisi öyle bir davranış gösterir ki şaşırıp kalırsınız. “Aman Allahım o da ne? Sanki içinde, bilinçaltında ondan hiç kurtulamadığı, derinlerde saklanmış, her an patlamaya hazır bir şey var”. En akıllı zannettiğimiz insanlarda bile bu duruma rastlarsınız. Peki, neden böyle oluyor? Temeldeki nedeni: Rahat bir toplum değiliz. Tanımlamalarımız, kurallarımız o kadar fazla ki… Yaşanmamışlığın getirdiği bir sorun; insan büyüse de bir yanıyla çocuk kalıyor.
nn Her şeye rağmen insanlarla birlikte iç içe toplum halinde yaşamak zorundayız. İnsana, dosta ihtiyacımız var. İnsansız yapamayız.
nn “Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik… Anladım ki ya ben fazlayım bu şehirde ya da biri eksik” derken ünlü şairimiz Can Yücel; şehri, sosyal yaşamı ve insanı anlatırken, yalnızlığı, hüznü vurguluyor. Şehrin çarkları arasında yalnızlaşan, içindeki hüznü bir dostuyla paylaşamayan insanın serüvenini anlatıyor. Yalnızlığın insana acı veren yüzünü, olanca gücüyle haykırıyor.
nn Yine Nazım Hikmet Ran: “Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz ölümün önünde sigaramızı” der.
nn Hayata karşı insanların duruşu farklı da olsa, yaşadığı sürece insanın şehirle olan serüveni hep sürecektir.
nn Ömer PAMUK
nn
n