BU DA SİVASLI DELİKANLININ HİKÂYESİ

Abone Ol

Geçenlerde Bayburtlu delikanlının hikâyesini anlatmıştım, bugün de
Sivaslı delikanlının hikâyesini anlatacağım sizlere.
Bizim Sivaslılar iki sandalyeye otururlar; birine oturur diğerine de
kollarını dayarlar. Adam o gün üç sandalye almış; birine oturmuş,
birine yaslanmış, birine de ayaklarını uzatmış; belli ki havası
yerinde; belli ki önemli laflar edecek.
“Ağalar, dün ne oldu, bilir misiniz?” diye başlamış söze. Nereden
bilsinler? “Bizim oğlan, dün Vilayete gitti, ağalar”. Vilayet lafı
geçer geçmez herkeste bir merak: “Eee, sonra!” Nasıl meraklanmasınlar,
devir Osmanlı devri, devir paşa valiler/ vali paşalar devri. Sivas’ta
da bir vali paşa var ki, aman Allah, düşman başına! Astığı astık
kestiği kestik. Bırakın vilayete gitmeyi, vali paşa yola çıktığında
ahalinin her biri bir sokağa kaçıyor.
“Sonrası, bizim oğlan önce dış kapıdaki zaptiyeye, sonra da makam
odasının önündeki zaptiyeye birer tokat aşk etti, ağalar…” Merak daha
artar kahvede ve herkes hep bir ağızdan yeniden seslenir: “Eeee,
gardaş, sonra…” “Sonrası ağalar, tekmeyi vurdu kapıya, girdi içeriye…”
Bizimki, merakın herkesi sardığının farkında ama tam da bu noktada
biraz daha es veriyor, uzun bir soluk alıyor, merak daha da artsın
diye ve gerçekten da artıyor… “Eeeeler” ve “sonralarrr” daha bir
uzuyor. Baba daha bir üst perdeden devam ediyor anlatmaya: “Sonrası
ağalar, bir tokat da valiye…”
Merakın, hayretin zirve yaptığın an: “Eeeee gardaş, eeee, sonraaa,
sonraaaa…” Bizimki başını önüne eğiyor, sesini en alt perdeye
düşürüyor: “Sonrası ağalar, sonrası dostlar, sizler sağ olsun… Bizim
oğlan az evvel asıldı…”
Niyeyse zaman zaman bizim Sivaslı delikanlı gelir aklıma zaman zaman
da “Tersanedeki Körükçü Süleyman.” Taha abi anlatmıştı. Taha abi
dediğim Taha Akyol; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden
tanışırız; ben birdeyken o üçteydi; o zaman da ağabey derdim, uzun
zamandır görüşmesek de bugün de ve gıyabında da ağabey diyorum.
Süleyman Eyüp Mezarlığı’nda yatıyormuş ve kabrinin başındaki taşta
şunlar yazıyormuş: “Ben de bir zamanlar Süleyman idim/ Ateşe rüzgâra
hükümran idim/ Sanmayın Sultan Süleyman idim/ Tersanede körükçü
Süleyman idim.”