Kimi gazetelerde hiç yoktu, kimilerinde ise alabildiğine küçültülmüş
ve mümkün olduğunca bakılmayan sayfalara atılmıştı Balyoz sanıklarının
beraat haberi. Bir bavulun içine sıkıştırılmış sahte belgelerle Türk
Silahlı Kuvvetleri ne indirilen balyozun tuzla buz ettiği, parçaladığı,
ufaladığı yılların ve hayatların ardından Genelkurmay Başkanlığı’ndan
yapılan kuru bir açıklama: “TSK mensuplarını derinden üzen” dava
“bekledikleri şekilde” beraat ile sonuçlanmış. “Etkili ve süratli
soruşturma yapılarak silah arkadaşlarını, ailelerini ve TSK’yı
derinden yaralayan kişilerin tespit edilerek adil bir yargılama
sonucunda hak ettikleri şekilde cezalandırılması beklenmekteymiş.”
Bu kadar mı?
Parçalanan aileler, gasp edilen hürriyetler, çalınan istikballer… Ve
hepsinden önemlisi yıllarca hayasızca tekrarlanan iftiralar, alınlara
sürülmek istenen karalar ve o iftiralara dayanamayarak duran hassas
kalpler… Ya da haysiyet cellatlarının kumpasında yargılanmaktansa
tabancayı şakağına dayamayı tercih eden genç subaylar… Cezaevinde
kaptığı illetle beraat haberini alamadan vefat eden iftira ve kumpas
kurbanları…
Bütün bunların tesellisi, bir kuru bildiri ve bilmem kaçıncı dereceden
birkaç figüranın yargılanıp mahkum olması mı? Bu kadar mı ucuz
haysiyet ve bu kadar mı kolay onur yarasının tedavisi?
Balyoz, sadece beş yıllık bir çilenin sonunda aklanan o insanlara ve
onların aile fertlerine, yakınlarına inmedi, onlardan çok Türk
ordusuna zarar verdi. Asıl hedef de onlar değil orduydu zaten. Ordunun
milli kimliği ve ABD ile ortaklarının Ortadoğu’ya, Avrasya’ya,
kısacası bizim hayat sahamıza vermek istediği yeni şekle karşı
çıkışıydı. Onlar ordunun kurbanıydı ve ne yazık ki Türk ordusu silah
arkadaşlarına kurulan kumpasa yeterli tepkiyi gösterememiş,
masumiyetlerine inandıklarını söyledikleri silah arkadaşlarını
“kumpasçılara” kendi elleriyle teslim etmişlerdir.
Bir büyük hesaplaşmadır Balyoz, Ergenekon, askeri casusluk davaları ve
diğerleri. Dünkü kumpas ortaklığının vebalinden hiç kimsenin “Ben
askeri vesayete karşı çıkmak için saf tuttum” ya da “safmışız” gibi
gerekçelerle sıyrılması mümkün değildir. Hepimiz oradaydık ve her şey
hepimizin gözü önünde oldu. Kimimiz “Türkiye bağırsaklarını
temizliyor” diyerek ortak olduk o kumpasa kimimiz de susarak.
Hem “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” diyen bir
Peygamber’e ümmet hem de susarak suça ortak olmak ne yaman bir çelişki
ve ne büyük bir ayıp! Anlayana…