Çok işimiz var. Dışımızdaki dünyayla aramızdaki mesafe, her geçen gün
daha da açılıyor. Sadece biz değil mensubu olduğumuz İslam medeniyet
ailesinin adı da yok bu amansız yarışta. Türkler olarak biz İkinci
Viyana Kuşatmasından beri aradaki yüz akı ama ne yazık ki sürekli
olmayan zaferler dışında hep yenildik ve bir imparatorluk kaybettik.
Dışımızdaki İslam aleminin yenilmeye başlaması ise daha eskilere
dayanır.
İtiraf etmesi acıdır ama ne yazık ki eğitimde yokuz, bilimde yokuz,
sanatta yokuz, icatta ve imalatta yokuz. Çocuklarımıza iyi bir eğitim,
iyisini bırakınız, normal bir eğitim bile veremiyoruz. Yazboza dönüşen
eğitim kurumlarımızda çocuklarımızın istikballerini tüketiyoruz. Temel
bilimlerden kopuk eğitim siteminde yetişecek daha doğrusu yetişmeden
diploma alarak hayata atılacak çocuklarımız Batı’nın ve Uzakdoğu’nun
nitelikli okullarının öğrencileriyle girecekleri yarışı kaybetmeye
mahkumlar.
Sadece kötü bir eğitim vermekle karartmıyoruz çocuklarımızın
geleceğini. Hak etmediğimiz ve içeriden ve dışarıdan borçlanarak
sürdürdüğümüz lüksün borcunu onların geleceğine havale ediyoruz.
Kurduğumuz hayallerde her yıl, her ay, her gün biraz daha
uzaklaşıyoruz. Cumhuriyetin 100’üncü yılında dünyanın en büyük on
ekonomisi arasına girmek hayalinin yerini ilk yirminin dışına düşme
korkusu alıyor.
Hal böyleyken, milletçe her türlü kısır çekişmeyi bir kenara bırakıp
kenetlenmemiz gerekirken biz giderek daha da ayrışıyoruz. Acılarda
birleşmemiz gereken günlerde bile ayrışıyoruz. “Mülkün temeli” diye
bildiğimiz ve adeta yarı kutsiyet izafe ettiğimiz adliye basılmış,
adaletin temsilcilerinden bir savcı önce rehin alınmış sonra
katledilmişken bile biz sen ben çekişmesin bir kenara bırakamıyoruz.
Görev şehidinin cenazesi daha orta yerdeyken bile siyasi liderlerimiz
demeç kavgası yapıyor. Adeta birbirlerini suçlama yarışına giriyorlar.
Sorulacak çok sorular olabilir, olmalı da. Ama onun zamanı şu an
değil. Ve onun üslubu bu üslup değil. Zaman siyasi liderlerin, hükümet
yetkililerinin bütün kısır çekişmeleri bir kenara bırakıp akıl ve
sağduyu ekseninde biraraya gelmeleri ve ortak tavır belirlemeleri
zamanıdır. Olur mu? Hiç sanmıyorum. Ama yine de hayal etmeden
duramıyorum. Ah bir olsa… Ah bir olsa… İşte o zaman neler olmaz ki?