Çaresizliğin çaresizliği

Abone Ol

n Rus bilgin Rostov, ‘bir parça et’ten ibaret bir ödül ve bir düdük sesiyle kumanda etmeyi keşfetti hayvanlara, ABD’li bilim adamı Saligman ise ‘çaresizliği’ öğreterek sıfır maliyetle daha ileriye taşıdı insanın hayvanlar üzerindeki efendiliğini. Şimdilerde ABD ‘öğrenilmiş’ ve ‘öğretilmiş çaresizlik’ metotlarını insanlar, halklar ve milletler üzerinde uygulayarak dünyayı yönetiyor.

n
n Pireler zıplama kabiliyeti oldukça yüksek hayvanlardır. Bir cam kavanoza konurlar, kapağı kapatılan kavanoz alttan yavaş yavaş ısıtılır. Ayakları yanan pireler, kurtulmak için yukarıya zıplar ve her seferinde kavanozun kapağına çarparak geri düşerler. Deney yeterince tekrarlandıktan sonra kavanozun kapağı açılır ama pireler, kavanozun dışına çıkamaz. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar daha fazla zıplayamayacaklarını kabullenmişlerdir. Bu öğretilmiş çaresizliktir ve bu çaresizlik duygusu fiziki engellerin yerini almıştır. Pire, artık sirklerde gösteriye hazırdır.
n
n
n
n Filler de böyle terbiye edilir. Fil daha yavruyken ayağından kıramayacağı bir zincirle sökemeyeceği bir kazığa bağlanır. Yavru fil bir iki denemden sonra çaresizliği öğrenir ve zorlamaktan vazgeçer. O öğretilen ve öğrenilen çaresizlik; fil müthiş bir güce ulaştığında bile o kazığı sökmesine, o zinciri parçalamasına engel olur. Fil terbiyecileri bu eğitim sistemini ‘öğrenilmiş’ ve ‘öğretilmiş çaresizlik’ teorisinden çok önce biliyorlardı ama o uygulamayı şimdi bu teori daha iyi açıklıyor.‘Çaresizliğin öğretilmesi ve öğrenilmesi’ üzerine yapılan deneyler oldukça çoktur ama daha fazlasına da gerek yoktur. ABD tüm dünyada, küresel şirketler tüm pazarlarda ve diktatörler halkları üzerinde aynı yöntemi uyguluyor, aynı telkini durmadan tekrarlıyor:’ Kurtuluşun yok, ne sana çizdiğimiz hattın üstüne sıçrayabilirsin ne de seni bağladığımız zinciri kırabilirsin. Tek çaren çaresizliğini kabullenmek ve itaat etmektir.’
n
n
n
n Peki, ‘çaresizliğin çaresi’ yok mudur? Olmaz olur mu? Elbet vardır. İşte bir örnek: ‘Kurbağalar yarışıyormuş. Hedef, yüksek bir kulenin tepesiymiş. Arkadaşlarını seyretmek için toplanan kurbağalar, yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sürekli
n
n Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar! diyorlarmış. Yarışan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyorlarmış: ...Zavallı! Hiçbir zaman başaramayacaksın, yol yakınken dön geri!.. Sonunda, o son kurbağa büyük bir gayretle mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş ‘Bu işi nasıl başardın?’ diye. O anda farkına varmışlar, meğer, kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
n
n
n
n Çaresizliğin çaresi telkinlere kulakları tıkamak ve hak bilinen yolda yılmadan, yorulmadan ve asla dönmeden yürümektir. Ve her gecenin bir sabahı olduğunu ve güneşin kim ne yaparsa yapsın yine her sabah ve hep doğudan doğacağını unutmamaktır. Ama durmamak, ama hep ileriye, hep yukarıya bakmak ve yürümek… Zincirlerin halkalarında dünyanın en büyük gücünün, ABD’nin patenti olsa da, kırılmayacak zincir, yıkılmayacak bent, aşılmayacak engel yoktur.
n
n
n
n NOT: 2013’ü, Türk milleti ve İslam alemine hayırlar getirmesi dileğiyle kutluyorum.
n
n
n