Çocukluğumu geçirdiğim yıllara göre, gelenek-görenek ve âdetlerimiz bakımından, bir çözülme ve yozlaşmaya doğru gittiğimizi açıkça ifade etmek isterim. Bu bakımdan da bizim gibi, eskinin dürüstlük ve doğruluklarını özleyen dinozorların yaşam şanslarının giderek azaldığını acı acı müşâhede ediyorum. Geçenlerde, AKM ye bir konser için gitmiştim. Ön kapıyı açtım, ben daha girmeye fırsat bulamadan torunum yaşındaki iki delikanlı benden önce kapıdan girerek, bir de Eyvallah babalık demezler mi? Salona girdim. Eşimle bir yere oturmak istedik, birisi geldi ve oraya oturamayacağımızı söyledi. Neden oturamıyoruz deyince; boydan boya bu sıranın kendisine ait olduğunu ifade etti. Sıranın bir tarafına bir mont koymuştu ve diğer tarafında kendisi oturuyordu. En az 15-20 yer işgal ediyordu. Ben bari bütün salonu rezerve etseydiniz deyince; defol der gibi el kol hareketleri ile karşılaşınca, kendi kendime Yaşına ve durumuna yakışmaz diyerek oradan uzaklaştım. Bu şahıs görünüşe göre 60 yaşın üzerinde idi. Acaba diyorum, bu tip insanlar, insanca davranışları, korkuttum olarak mı algılıyorlar? Elbette, bu davranışların, bu tip magandalara cesaret verdiği gerçeği ortadadır. Fakat, geçenlerde televizyonda bir psikiyatri uzmanının böyle olaylarda, oradan uzaklaşmayı tavsiye ediyordu. İşte, sizlere çözülme ile ilgili birkaç örnek, bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yalnız, sevgi ve özellikle insana saygıyı kaybettik.
Tanımadığımız telefonlardan ve gelen SMS lerden bıktık artık. Satmak istediği şeye ihtiyacının olmadığını belirtmenize rağmen, konuşmayı kesmeyen satıcılardan gına geldi. Açıkça ifade etmek gerekir ise, çevrede cebimizdeki parayı nasıl söğüşlerim çabası içinde olanların çok fazla olduğu bir gerçektir. Ülkemizde, hiçbir şekilde üretim yapmadan, yalan dolanla geçinen en az % 20-30 oranında insan siluetinde h....lar var. Giderek de soygun için geliştirdikleri yöntemlerini anlamak da mümkün olamamaktadır. Kimseye borç vermeye veya borç almaya cesaret edemiyorsunuz. Senet, ipotek veya diğer borç verme yöntemlerinin olmadığı, kimin, kime ne kadar borcu ve alacağının belli olmadığı bir ortamdan, bugünleri görmek çok acı bir durumdur. Babamın, mendil içine koyduğu parayı, oğlum bunu git, Ahmet Efendiye ver sözü hala kulaklarımda. Ben Ahmet Efendiye gider Ahmet Amca, bu babamın emaneti deyince, Ahmet Amca, mendilin içinden parayı alır ve saymadan çekmecesine koyar ve Allah bereket versin dedi. Yeni gelmiş malı, yeni maliyetine göre, eskisini ise aynı mal olmasına rağmen, eski fiyattan satan insanlarımız bu toprakların insanı idi. Adam ölüm döşeğinde, çocuklarına Mehmet e şu kadar, Ali ye şu kadar borcum var diye, sıralar ve hiç kimseden alacağının olmadığını söylemesine rağmen; ölümden sonra kimileri tarafından borç ödemelerinin yapılması ne kadar önemli fazilet örnekleridir. Bugünkü nesillere bunları anlatmak bile mümkün değildir. Geçenlerde gittiğim bir kuyumcunun anlattığı ve nasıl aldatıldığını duyunca kulaklarıma inanamadım. Hemen, eskilerin Islandım kurudum, yel bana ne eder; utanmam, arlanmam el bana ne der sözü aklıma geldi. Son yıllarda özellikle, gıdada fazla kâr amacı ile yapılan sahtekârlıklar beni korkutmaktadır. Bu gözler neler gördü. Şurası açıktır ki; bu şekilde elde edilen kazançlar, hangi dinden, hangi inanışta olursanız olunuz, öbür tarafta değil, mutlaka yaşarken ilâhi adalet gereği, bir yerlerden çıkar. En acı tarafı ise, ciğerlerinin iyice yanması için bunu yapanların masum çocuklarında ortaya çıkmasıdır. Saygılarımla.