ÇÖZÜM SÜRECİ VE SİYASET

Abone Ol

Yoğun siyasi bir atmosferin baskısı altında olan ülkemizde, her şey birbirine karıştırılmaktadır. Bu bakımdan, doğruları anlamak da mümkün olamamaktadır. Öncelikle, bir şeye karar vermek gerekir. Çözüm süreci, siyasi ve oy avcılığında kullanılacak bir malzeme midir? Yoksa, ülkemizin bölünmez bütünlüğü açısından öncelikli bir mesele midir? Ben siyasilerin yaptığı konuşmalarından bunun, siyasi içerikli bir husus olduğu kanaatine varıyorum. Daha önce de üzerinde durduğum gibi, İmralı’nın10 maddelik içi boş olan manifesto(?)’ya benzer önerilerini ve bunun medyadaki yorumlarını izledik. Elbette, seçimlerden önce, bu 10 maddelerin içini doldurmak mümkün olmadığı gibi ne şekilde doldurulacağı da meçhuldür.
Durum bu şekilde devam ederken, iktidar partisi ve HDP’den yapılan açıklamalarda şaşkınlık yaşandığı gerçeği de inkâr edilemez. Eğer samimi olarak her iki taraf da bir anlaşma zemini yaratmak istiyorlar ise, bu şekilde birbirlerini itham eden sert açıklamalardan çekinmeleri icap eder. Bunun yanında, Cumhurbaşkanının “Ülkemizde Kürt sorunu yoktur” açıklamasının ne anlama geldiğini bilebilmek çok zor olsa gerektir. Eğer, ülkemizde bir Kürt sorunu yok ise, herhalde bundan en çok memnun olacak kişilerden birisi de benim. Yalnız, gerek Kandil, gerekse İmralı’ya gidip gelen heyetlerin yaptığı işler nedir? Cumhurbaşkanı’nın bu ifadesini iç ve dış siyaset açısından, iki yönden irdelemek gerekir. Öncelikle bu beyanat, Beşar Esad’ı yerinden etmek için, ABD ile Türkiye’nin aynı paralelde çalışmalara başlamışken; ABD’nin Suriye politikasından çark etmesine bir reaksiyon mudur? Bunun yanında ABD’nin Kürtlerle ilgili olarak tutumu ve tarafı da açık olarak bellidir. Burada bir şeyi daha ifade etmek gerekir ki, Suriye politikamızdaki problemler ve hatalar, ülkemizi çok güç durumda bırakmaktadır. Dünyanın süper gücü olan ABD’nin Suriye politikasındaki kararlarından nasıl da döndüğünü görmüş olduk. Her zaman dediğim gibi, dış siyasetteki tutumları İngiltere’ninkinden hiç farklı değildir. Haklılık veya haksızlık önemli değildir. Sadece çıkarlar en önde tutulur. Bütün bunlara rağmen; Türkiye baştan bu yana tutumunu değiştirmemiş ve bunun karşılığı olarak iki milyona yakın, Suriyeli göçmeni barındırmaktadır. Elbette, bu ülkemize büyük bir mali ve sosyal yükümlülük getirmekte ve açıkça ifade etmek gerekirse, hiçbir devlet, böyle bir yükü kolay kolay taşıyamaz. Yalnız, burada bir serzenişte bulunmak isterim. Onların hayatlarını koruduğumuz ve barındırdığımız bu gruplar, bize karşı silah çekenlerdir, çekeceklerdir.
İç siyaset bakımından durumu irdeleyecek olur isek, eğer bir ihtimal varsa ki büyük bir olasılıkla olduğu yönündedir. Çözüm süreci siyasete malzeme yapılmaktadır. AK Parti, her ihtimale karşı, HDP’nin barajı geçmesi durumunda büyük kan kaybedecektir. Bundan yararlanmak için, bütün cepheleri ile HDP’ye yüklenmektedir. Kamuoyu yoklamaları, şunu göstermektedir ki; HDP, AK Parti tabanından epey bir oy alacağa benzemektedir. Bu bakımdan da, Demirtaş da konuşmalarında hep AK Parti’ye yüklenmektedir. Bu seçimde, esas muhalefeti, HDP üstleneceğe benzemektedir. Özellikle de AK Parti, Güney Doğu Anadolu’daki Kürt oylarına yönelik siyasetiyle, HDP ile karşı karşıya gelmektedir. Bir taraftan de çözüm süreci ile ilgili olarak biraraya gelmeleri gereken bu iki partinin arasındaki durum, paralelliklerin zıtlıkları, zıtlıkların paralellikleri olarak ortadadır. Bu konuda, ben Türk seçmeninin sağduyusuna inanıyorum, ülkemiz için en iyi olanı yapacaklardır. Saygılarımla.