“DAHA ÇOK ŞEHİT VERECEĞİZ…”

Abone Ol

Dün öğleden sonra, divana uzanmışım, gözlerim kapalı, ha uyudum ha
uyuyacağım. Televizyon açık, birden “Şehitler veriyoruz, belki daha
çok vereceğiz ama neticede ülkesi için şehit olan kardeşlerimizin
kanları yerde kalmayacaktır. Bir ülkede şehitler varsa bayrağını
dalgalandırır ve millet olma vasfına kavuşur” sözleri çalınıyor
kulağıma. Belli bir muhalif konuşuyor fakat kim bilemiyorum. Ses
yabancı değil ama seçemiyorum. Doğruluyor, bakıyor ve şaşırıyorum.
Nasıl şaşırmam ki? Konuşan, AB’den Sorumlu Devlet Bakanı Volkan
Bozkır; muhalefetin değil iktidarın mensubu.
Hani “şehit cenazeleri gelmeyecek” hani “analar ağlamayacaktı! Bu
nasıl bir çelişki böyle? Bu nasıl bir kader ya da kadersizlik böyle?
Yıllarca “şehit cenazesi gelmiyor” diye meydan meydan dolaş ve oy
iste, şehitliği kutsayan muhalefeti yıllarca “kandan beslenmekle”
suçla ve sonunda sen de aynı noktaya gel; “Bir ülkede şehitler varsa
bayrağını dalgalandırır ve millet olma vasfına kavuşur” de.
AK Parti nin buraya geleceği ta baştan belliydi. Daha doğrusu
kaçınılmazdı. Dünyada hiçbir ilahî din yok ki şehidi olmasın. Hiçbir
vatan yok ki şehitler beklemesin. Ve hiçbir millet yok ki şehitleriyle
dünden gelip yarınlara yürümesin. İslamın ve Türk milletinin büyük
şairi Mehmet Akif Ersoy yıllar önce “Kim bu cennet vatanın uğruna
olmaz ki feda?/Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!/ Cânı,
cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ/ Etmesin tek vatanımdan beni
dünyada cüdâ” dememiş miydi İstiklal Harbi’nin o en zor ve en karanlık
günlerinde. Ve bugünlere İstiklal Harbi’nin azizi şehitleri ve
gazilerinin himmetiyle ulaşmamış mıydık?
Eski tüfek Marksistlerden devşirilen liberallerin/liboşların
dolduruşuyla başlayan yolculuğun sonunda çözüme değil çözülmeye
çıkacağı açıktı. Çok söylendi, yazıldı ve çizildi. Ama dikkate
alınmadı ve “bağımsız bir devlet kurmak arzu ve kararıyla” yola çıkan
eli kanlı çetelere ve onların güdümünde olduğu herkesçe kabul edilen
siyasetçilere taviz üstüne taviz verildi. Zaman, zemin ve devlet
otoritesi kaybedildi ve başa dönüldü. Şimdi işimiz daha zor.
Şımaran/şımartılan, alan ve taraftar kazanan silahlı terör artık
dağlarda değil, kentlerde, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda. Dün
dağdan ancak gece karanlığında ve uğrulayın inebilen PKK’lılar bugün
sözde egemenlik/yerinden yönetim(!) ilan ettiği ilçelere ve
mahallelere devleti sokmuyor, sokmamaya kalkıyor.
Sayın Bakan’ın dün durduğu yer yanlıştı, doğrusu bugün geldiği yer.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, doğru noktaya Sayın Bakan dan
çok önce gelmişti. 1 Kasım, hatta 7 Haziran seçimlerinden önce hemen
her mitingde her fırsatta iki büyük şairin iki muhteşem şiirinden
okuduğu bölümler hafızalardadır. Birisi Mithat Cemal Kuntay’ın
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen
varsa vatandır” dizeleriydi. Diğeri de ünlü Bayrak şiirinin büyük
şairi Arif Nihat Asya’nın Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor şiirinden alınan
şu dizelerdi: “Şehitler tepesi boş değil/ Biri var bekliyor/ Ve bir
bayrak/ Dalgalanmak için rüzgâr bekliyor…”
Keşke, o yola hiç çıkılmasaydı ve keşke bunca zaman, bunca imkan,
bunca can hiç kaybedilmeseydi.