DEVLET UMURU MU DEDİNİZ?

Abone Ol
n
n
n
n
n 1984’ün ocağı, ANAP iktidarının ilk ayları; İstanbul’dayız. 12 Eylül Darbesi’nden sonra tutuklanan Ticaret ve Sanayi eski Bakanı Agah Oktay Güner tahliye olmuş ve İstanbul’a gelmiş, misafirimiz. Aynı günlerde Hilton’da, İstanbul İhracatçılar Birliği’nin düzenlediği “İhracatın Tüm Sorunları” semineri var. Oraya gidiyoruz. Rahmetli Veysel Atasoy, rahmetli Mümtaz Pehlivan, Burhan Kara, Mehmet Nedim Budak’ın da aralarında bulunduğu dokuz on ANAP milletvekili sarıyor etrafımızı. Hepsi Agah Beye karşı son derece saygılılar. Agah Bey elini sigara paketine uzatacak oluyor beş vekil birden hamle ediyor sigarasını yakmak için. Akşamleyin bir ara “Sayın Bakan, nasıl buldunuz sayın vekilleri” diye soruyorum Agah Beye. “İyi niyetliler, çok saygılılar, çok efendiler ama çok gençler henüz hiçbiri devlet umuru görmüş değil, bundan korkuyorum” diyor.
n
n
n
n Bugünlerde sık sık Agah Beyi düşünüyorum. Dünün devlet umuru görmemiş iyiniyetli ve saygılı gençleri yanında bugünün bırakın devlet umuru görmeyi devlet kavramını bile içselleştirememiş ve üstüne üstlük bir de küçük dağları ben yarattım havasındaki saldırgan kimi siyasetçi, bürokrat ve akademisyenlerini gördükçe; acaba neler hissediyordur?
n
n
n
n Çok sevdiğim halde Osmanlı’yı hele de Osmanlı’nın son dönemlerini okumak istemiyorum artık. Bir koca ve bir yaşlı cihan imparatorluğunun yıkılışının hikayesinde bir küçük ve bir genç cumhuriyetin aynı felakete nasıl sürüklenmek istendiğini ve maalesef sürüklendiğini görmek kahrediyor beni. Viyana’ya gidişin ihtişamıyla kamaşan gözlerimiz Viyana’dan dönüşün sefaletini ne yazık ki görmüyor. Halbuki öncelikle görmemiz gereken o dönüş ve almamız gereken ders o dönüşü ve yıkılışı başımıza musallat eden çürümüşlük, kokuşmuşluk, gaflet, dalalet ve hıyanettir.
n
n
n
n Sakın birileri işgüzarlığa soyunup da “Osmanlı hiç çürür mü?” demesin ve bizi Osmanlı’ya hakaretle suçlamak gibi ucuzculuğa soyunmasın. Çürümeseydi yıkılır mıydı o üç kıta, dört köşe, yedi deniz ve yedi iklimde hüküm süren muhteşem kudret? Aleme nizam verirken, kendi nizamı şirazesinden çıkmasaydı, kendi nizamı yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, uğursuzluk, rüşvet ve iltimas seliyle yıkılmasaydı elimizden gider miydi on beş milyon kilometrekareyi aşkın toprak.
n
n
n
n Halkını ve devletini soyan vezirler, vezir-i azamlar, kadılar ve hatta şeyhülislamlar. Rüşvetçi valide sultanlar, komisyoncu padişahlar, yıkılışın hem müsebbibi hem de ürünü devletliler. Sadece ahlaksızlık değildir koca bir imparatorluğu yıkan. Cehalet de ondan geri kalmaz. Derya görmemiş kaptan-ı deryalar, kölelikten, kahvecilikten gelen okuma yazma bilmez vezirler, vezir-i azamlar.
n
n
n
n Osmanlı yı iyi öğrenmek zorundayız bugünleri doğru okumak ve yarınları doğru planlayabilmek için. Viyana’ya giden Osmanlı da bizimdir Viyana’dan dönen Osmanlı da. Ve Cumhuriyete kalan miras Viyana’ya giden Osmanlı’nın biriktirdiği değil Viyana’dan dönen Osmanlı’nın tükettiği mirastır. Yükseliş döneminin doğrularını bilmemiz ne kadar gerekiyorsa; yıkılış döneminin yanlışlarını bilmemiz de en az o kadar hatta ondan da fazla gerekmektedir. Bir kere daha dağılmamak, parçalanmamak ve yıkılmamak için.
n
n
n