Hüseyin Nihal Atsız, bir büyük bilim adamının, Fuat Köprülü'nün istikbal vaadeden asistanıydı. Dünyanın en saygın üniversitelerinde kürsü sahibi olabilirdi. İnancını dillendirdi ve üniversiteden atıldı. Susar sandılar, yanıldılar, susmadı, bu sefer de hapse atıldı. Tabutluklarda yattı, yargılandı. Hayatı altüst oldu, istikbali ve hayalleri çalındı. Ne hayata ne de devletine küstü.
Alparslan Türkeş, cezaevinde genç bir üsteğmenken tanıştı. Hüseyin Nihal Atsız ve diğer 22 arkadaşıyla birlikte tutuklandı, aylarca hapishanede kaldı. 1944'te girdiği ilk hapishaneydi ama son hapishanesi olmadı. 13 Kasım 1960'ta yurtdışına dışına gönderildi. Sıfatı 'müşavir' idi ama o bir sürgündü. 1963'te ikinci, 1980'de üçüncü defa misafiri oldu askeri cezaevlerinin. Birincisi kısaydı ikinci misafirliği ise oldukça uzun. O da ne yıldı, ne geri durdu ne de küstü.
Benim neslimin ülkücüleri, devlet mağduru bu iki insanın rahle-i tedrisinde öğrendi milleti ve devleti sevmeyi, sevmeden öte kutsamayı.
Süleyman Demirel, hep seçimle geldi, ya muhtıra ya da darbeyle gitti. Getiren milletti, götüren ise orduydu. Demirel ne ordusuna küstü ne ordu aleyhine en ufak bir söz söyledi ne de birilerinin söylemesine müsaade etti. O milletle orduyu karşı karşıya getirmeyecek kadar sağduyulu idi ve getirmedi. Biliyor ve söylüyordu ki bu milletin başka bir ordusu yoktu.
Ertuğrul Özkök yazdı dün, onlarca ithamla suçlanan, yargılanan ve bir süre de hapis yatan Mehmet Ağar'a tüm ithamlardan aklanmasının ardından 'Bu vefasız, hoyrat devlete dava açacak mısın?' diye sormuş. Özkök, Mehmet Ağar'ın 'olur mu öyle şey' dediğini aktarıyor söz konusu yazısında. 'Devletinden çok çekti, devletinden hiç şikayetçi olmadı' dedikten sonra da 'Demirel'in devlet kürsüsünden mezun' diye ekliyor.
Evet; onlar, devletin belli organlarının belli dönemlerindeki uygulamalarından çok çektiler ama hiçbiri devletten şikayetçi olmadı hatta olmayı aklından bile geçirmedi. Acıları kimi zaman azaldı kimi zaman arttı ama onların devlete olan saygıları ve sadakatleri hiç azalmadı. Onlar milletin devletle kaim olduğunu biliyorlardı ve milletlerini aşk derecesinde seviyorlardı.
Elbet, yukarıda isimlerini verdiklerim tek örnek değil; hemen her cepheden, her fikri, siyasi ve içtimai görüş ve camiadan birçok örnek şahsiyet daha ekleyebilirim, sizler de ekleyebilirsiniz. Zaten öyle olmasa bu devlet bunca dış saldırıya ve iç ihanete karşı nasıl bu kadar uzun zaman ve böylesine metanetle direnebilirdi?
Sevgili Doktor Naci Şen bir sohbetimizde 'Her şeyi anlayabilirim hatta kabullenebilirim ama siyasi ve ideolojik tercihlerin devlet ve millet düşmanlığına dönüşmesini asla anlayamam ve asla kabullenemem' demişti. Mesele bu kadar netti.
Bu devlet bizim, yanlışlarını eleştirmek hakkımız ama tüm yanlışlarına rağmen son hesapta onu sahiplenmek ve ona sadakat de görevimiz. Biz böyle gördük, böyle yetiştik. Bu millet de bizim bu devlet de. Hem hakkımızı kullanacağız hem de görevimizi yerine getireceğiz.