Elazığ katliamının haberinin üzüntüsü ile yazıma başlıyorum. Şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar, yakınlarına sabır diliyorum.
FETÖ'nün son marifetiyle oluşan durum, Müslümanlar arasında dini cemaat fobisinin meydana gelmesine neden olacağını daha önceki yazılarımızda da ifade etmiştik. Türkiye'de hiçbir cemaat eskisi gibi olamayacağını ve oluşmuş güven zaafının kolay kolay telafi edilemeyeceğini belirtmiştik.
Bugünkü yazımızı aslında FETÖ canavarının büyütücülerinin sorumluluklarına ayırmıştım.
Ancak Sayın Erdem EROL Beyin dünkü haklı yazısında endişelerini örnekleriyle birlikte ortaya koyması, bizi de bu yazıyı yazmaya sevk etmiştir.
Öncelikle belirtelim ki, cemaat kavramı 'Sünnet'in yine 'Sünnet'e uygun bir şekilde algılanıp yaşama – davranışa dönüşmesini ifade eder. Cemaatlerin İslami yaşamın kitleselleşmesinde büyük katkıları olmuştur. Ancak zararları da olmuştur.
Orta yolun bir nevi temsilcisi Diyanet'in de 'Kuruluş ve Görevleriyle ilgili' yasa gereği bazı eksikleri vardır. Cemaatlerin varlıkları da Diyanet'in bu eksiğinden beslenmektedir.
Cemaatlerin dini kullanarak ticaret yapmaları ise oldum olası büyük bir yara olarak içimizi kemirmektedir.
Bu konu, yalnız cemaatleri değil, dini kullanan ticaret erbabını da ilgilendirmektedir.
On dört yaşımda iken köyün camiinde okuduğum cuma hutbesini baz alırsak yaklaşık 50 yıllık mücadelemin yine yaklaşık 40 yılı yazı ile geçmiştir.
Biz hep şunu gördük: Bu dini istismar edenlerden hiçbiri iflah olmamıştır.
Siyasete ve ticarete bulaşmış tüm dini cemaatler bozulmuş ya da batmıştır.
Yakın tarihimizde birçok dini cemaat ticarete soyunduğu içindir ki nice hocalarımız ve cemaatlerimiz büyük prestij kaybına uğramışlardır. Bu hocaları ve cemaatleri burada saymanın gerekliliğine inanmıyoruz.
Herkes başını kaldırarak çevresine bakarsa bunları görür.
Hocalarımız, ticareti tüccara bıraksın. İslami ticaret ahlakını inşa etsinler.
İslami sistemin önce insan kaynağını yetiştirmenin gereği ortadayken ticaretini yapmanın bir yararı yoktur. Selam ve sevgi ile…