n
n n Yıl 1992 ,aylardan nisandı.Takvim ayın 18 ini gösteriyordu. Günlerden cumartesiydi... 55 DT 115 plakalı sivil araç Doğubayazıt tan Kars istikametine seyir halinde idi. İçinde birisi evli, bir çocuk babası, üçü bekar sivil kıyafetli ve silahsız dört astsubay bulunuyordu. Hepsi de gençti en yaşlısı İlhan Astsubay 29 yaşında idi. Diğerleri çok daha gençti ve bekardı. O tarihte Kars a bağlı bir ilçe olan Iğdır İlçesi kırsalı Pamuk Geçidi mevkiinde kendilerini bekleyen o kalleş tuzaktan habersiz evlerine gitme telaşındaydılar. İlhan astsubay biricik kızı için aldığı oyuncak bebekle onu ne kadar çok sevindireceğini hayal ediyordu. Halbuki cellatları olan hain teröristler, Ağrı Dağı eteklerinde bulunan Pamuk Geçidi ndeki ana yolu kesmiş bekliyordu...
n n Nasıl bir kalleşlikti, nasıl bir pusuydu? Anlatmak için kelimeler bile yetmez. Ama bazen tek cümleyle çok şey anlatılabilir. Dünya biliyor ki insanlıktan çıkmışlardı. Güpegündüz saat 16:30 sularında dört astsubay seyir halindeki otomobilleriyle Pamuk Geçidi ndeki o kalleş tuzağa girmişlerdi. Teröristlerin yol kesme eylemi üzerine hain tuzaktan kurtulmak için araçlarının süratini artırmışlardı ama yola dizilen taş barikatları kurşun yağmuru altında aşmak imkansız olmuştu. Sadece kurşun değil el bombaları da üzerlerine atılmıştı. Araç yol dışına çıkarak bir kayaya çarpıp durmuştu. İçindeki
n n 4 astsubay; hem çarpmanın hem de kurşunların etkisi ile yaralı haldeydi. Ortalık tam bir cehennemi andırıyordu. O cehennemde teröristler adeta cehennem zebanisi gibiydiler. Her tarafından ateş çıkan zebaniler, 4 masum insana adeta eziyet etmek için elinden geleni yapıyordu. Araçtan yaralı çıkarıp sürükledikleri 4 genç astsubay için işkence henüz bitmemişti. 40 - 50 metre sürükleyip getirdikleri insanların astsubay olduklarını anlamışlardı. Tek gıdası kin, nefret ve kan olan terörist grup sivil ve silahsız astsubayları yaralı ele geçirmenin sevinci içersindeydi. Doğrusu o astsubaylar kimseye bir kötülük yapmamış, kimseye ayrımcı davranmamıştı. Dört yaralı insanın karşısına dikilen 20 kişilik terörist grup, neşe içerisindeydi. İyi iş başardıklarını düşünüyorlardı. Türk Silahlı Kuvvetleri nin 4 genç astsubayını parçalamak isteyen canavar gibiydiler. Savaşta bile yaralı ele geçirilen düşman askerine kurallar gereği kimse dokunamazdı ve dokunmazdı. Bu gerçek manada bir insanlık suçu kabul edilmekteydi. Kudurmuş teröristler, çok sabırsızdı, bu işi daha fazla uzatmak istemiyordu. O kirli eller oracıkta yeniden tetiğe dokundu Ağrı Dağı nın büyük şahitliğinde en büyük insanlık suçunu işlediler.Yüzlerce mermi yaktılar,hepsinin de mutlaka kafalarına sıkmayı ihmal etmediler. Sonrası malum kimse duymadı kimse görmedi. Yalanın bini bir paraydı. Vallahi biz görmedik diyen tanıklar, Allah tan hiç mi korkmadı, bilmiyoruz. Ama teröristlerin herkesi tarafına aldığı ve korkuttuğuna Ağrı Dağı şahitti. Gülen yüzleri solduranlar, insan olabilir miydi? Elbette insanlıktan çıkmış yaratıklardı. Ama sonuçta en büyük insanlık suçunu işlemişlerdi. Aslında bu tam anlamıyla gerçekten yargısız bir infazdı. Suçları sadece Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaktı. Hangi yargı, hangi vicdan, hangi hukuk böyle bir kararı verebilirdi ki? Bu tamamen bir vahşetti. Bu vahşeti yaşayanlar , bu vahşetin mağduru olanlar kime ne yapmıştı? Onlar Kürtlerin de Türklerin de dostu arkadaşı ,komşusuydu... Çocuğunu Kürt aileye baktıran bir insan Kürt düşmanı olabilir miydi? Ama o katiller zaten herkese düşmandı. Kürt bebeklerini öldüren de onlar değil miydi? Acaba bu yargısız infaz; o günlerde nasıl bir yankı yaptı kim ne hissetti kim hangi acıyı yaşadı? Bu yargısız infaz duyuruldu mu , duyuruldu ise nasıl duyuruldu? Devletin resmi ajansı bile bu haberi 4 astsubay şehit şeklinde dört satırlık bir metinle verdi. Ne bir fotoğraf karesi ne de bir görüntü yoktu. Samsun da şehit astsubay İlhan Hamlı için yapılan cenaze töreninin haberi bile verilmedi. Askeri bir yetkilinin ricası maalesef bu haberi yaptırmamıştı. Bir gün sonra o yetkili bana bizzat kendisi söyledi. Bu durum beni çok üzmüştü. Canı yanan bizden başkası değildi. Basında çıkarsa reklamları olurmuş. İnsan hakları gaspçılarının reklamları olsa ne olurdu? Bütün dünya terör örgütü gerçeğini görür ve tavrını ona göre koyardı. Ama birileri onları aklamak istercesine buna hep engel koydu.
n n Şimdi yıl 2013 aylardan ocak Paris te PKK nın kurucularından Sakine Cansız ın da aralarında bulunduğu üç kadın terörist öldürüldü. Bütün dünya o cinayeti konuştu ve yandaşları ayağa kalktı.
n n Herkes o cinayete odaklandı. Azılı teröristler sanki çok masummuş gibi reklamı yapıldı, sağa sola çamur atıldı. Ne acıdır ki 1992 yılında Pamuk Geçidi nde yaşanan o büyük infazı kimse hatırlamıyor. Fransız Cumhurbaşkanı bile terör örgütü kurucusu Sakine Cansız ile görüşüyormuş! Kimse PKK nın 1992 de Pamuk Geçidi nde hunharca yaptığı yargısız infazı niye hatırlamıyor, niye konuşmuyor. Onlar insan değil miydi?
n n İnsan hakkı savunuculuğun bu mu dünya?
n n
n