Esas Şimdi Öldü..

Abone Ol

İnsanı kahreden, dost bildiğinin düşmanlığıdır...
Hani, Hz. Alinin dediği gibi: Dostun yumruğu acıdır
Bu acı, yıpratır insanı...
Ben ne yaptım, o ne yapıyor muhasebesi yorar insanı...
Takıntılar başlar...
İyi gün dostlarını geç...
İlle de kötü günde lazımdır insana dost...
Ve olaylarda ortaya çıkar, gerçek dostun dostluğu...
Ne günlere geldik...
Kim dost, kim düşman?..
Maskeli balodayız sanki...
Mehmet Kemal Yavuzun Esas şimdi öldü öyküsüyle bitirelim yazıyı...

* * *


Merve Hanım, inşaat işçilerinin Paydos ettiklerini, televizyonun sesinin daha gür çıkmasından anlamıştı. Mutfaktan oğlu Serhata seslenerek, televizyonun sesini kısmasını istedi. Serhat, televizyonda Hrant Dinkin cenaze törenini öyle bir heyecanla izliyordu ki, annesini duymadı bile...
Merve Hanım, bir hışımla mutfaktan çıkıp, oturma odasına geldi ve masada duran kumanda aletini aldı. Tuşlara basacağı sırada, onun da gözü ekrana takıldı...
Büyük bir insan seli, Hepimiz Ermeniyiz diye haykırıyordu...
Merve Hanım, ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, Serhatın sorusu geldi: Anne, bunlar Türk, niye Ermeniyiz diyorlar?
Merve Hanım, Benim aklım ermez oğlum, ne bileyim dedi.
Merve Hanım, 28 yaşında dul kalmıştı. Kocası, Diyarbakırda görev yaparken şehit düşmüş bir polisti. Bir otobüs durağına konulan bombayı fark edip, okula gitmek için bekleyen çocukları oradan uzaklaştırmak isterken canından olmuştu...
Gazeteler, Kahraman polis diye manşetler atmış, köşe yazarları methiyeler düzmüştü...
Meslektaş dayanışması ve vakfın yardımıyla inşaatı devam eden bir ev satın alınmış, müteahhit onların evini erken tamamlayıp, su ve elektriği de şantiyeden vermişti...
Serhat, 5 yaşındaydı ve babasını kaybedeli bir yıl olmuştu...
Babasının cenazesinde tabuta sarılırken çekilen fotoğrafları, Babaya son dokunuş başlığıyla yer almıştı...
Serhat, o sırada annesinin gözlerinin buğulandığını gördü...
Genç kadın, hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendini zor tutuyordu...
İçindeki kederi, biricik oğluna yansıtmak istemiyordu...
Babam aklına geldi değil mi?..
Merve Hanım, duymadı bu sözleri. Serhat, sorusunu yineledi: Babam mı geldi aklına?
Merve Hanım Erzurumluydu. Büyük dedesi Rus işgali sırasında, Ermeni çeteleri tarafından hunharca öldürülmüş, büyük ninesi ise tecavüze uğradıktan sonra canına kıymıştı...
O günleri dedesinden dinlemişti. Dedesi, iki kardeşiyle birlikte samanlıkta saklanarak kurtulmuştu...
Ne diyecekti şimdi Serhata, nasıl anlatacaktı içindeki ızdırabı?..
Anlatabilir miydi bu küçük çocuk, bütün bu olup bitenleri...
Evet, babanı hatırladım dedi. Kahraman dedikleri babanın cenazesini hatırladım.
Birkaç devlet yetkilisi, meslektaşları ve bir avuç insan vardı cenazede...
Sözünü yarıda kesti...
Aslında hatırladığı dedesiydi. Ama nasıl izah edecekti o günlerin acısını...
Serhat için babası Kemal, gerçek bir kahramandı...
O da babası gibi polis olmak istiyordu...
Merve Hanım, karmaşık duygular içindeydi. Yoksa bu televizyonda gördükleri kötü bir rüya mıydı?..
Ama yüreği yanıyordu. O ateşin harı da yüzünü kavuruyordu sanki... Kıpkırmızı kesilmişti...
Dalmıştı, Deden esas şimdi öldü Serhatım diyebildi...
Televizyonu kapatmak için kumandaya uzanan elinin üstünde oğlunun parmaklarını hissetti...
Sımsıcak bir dokunuştu bu...
Sanki, Her şeyi anlıyorum der gibiydi...
Merve Hanım, kocasını kaybettiği
sırada hissettiği acının benzerini göğsünde hissetti...
Acıyı dindirmek için Serhatını koklayarak
göğsüne bastırdı...

* * *
Bugününüz, dünden daha iyi olsun. Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle...