FARKLI KUŞAKLAR ARASINDA…

Abone Ol
Çoğu kurum personelimizle haftada iki güne çıkardığımız futbol maçları, uyum ve arkadaşlığın ne kadar imrenilir bir meziyet haline geldiğini gösteriyor bize. Bir sonraki buluşmanın iple çekilmesi, memnuniyetimizi artırıyor. On sekizinden elli iki yaşına, üç kuşak aynı sahada buluşuyoruz.
Liselisinden üniversitelisine, yeni memurundan emekliliğini dolduranlara kadar farklı nitelikte insanların birlikteliği ilgi çekiyor olmalı ki, çeşitli kurumlardan misafirlerimizin bu etkinliğe olumlu yorumlarını hep duyuyoruz.
Toplumun en büyük yaralarından kuşaklar arası çatışma olgusuna meydan okurcasına bir kucaklaşma tablosu… Aynı yaş grubundakilerin tuzu biberi atışmalar, dostlukları ve karşılıklı tanışmayı pekiştiren tatlı muhabbet vesilelerine dönüşüyor. Yaşımız gereği bize abi, amca diyenlerle ortak nokta ve ortamda buluşma imkânı yakalıyoruz.
Gençlerin düşünce ve kişiliklerine anlayışlı yaklaşımımız, bu birlikteliğin sırrı galiba.
Biraz da gençliğe karşı kendimizi sorumlu mu hissediyoruz acaba?
Her maç bitimi aynı ortamı teneffüs etme hevesimiz, Yaşınız başınız kaç; bu yaşta böyle spor mu olur? gibi iğneleyici latifelere muhatap olmamıza yol açıyor.
Yarım asrı aşan yaşımıza rağmen aldığımız uyarı ve eleştiriler konusunda haksız da değiller aslında. Beden gücümüzü zorlayan mücadeleden elde kalan bacak ve bel ağrısı sızlanışları heyecanımızı kırmıyor.
“Yaşımıza göre oynayalım!” temkini, sahaya çıkınca adeta buhar oluyor. Gerçek şu ki, belli bir yaştan sonra beynin emrettiğine vücut direniyor ama sen gel de yılların alışkanlıklarından vazgeç! Yılların spor muhabbeti öyle bir tutkuya dönüşmüş ki mart ayında sahada bileğimin kırılmasına rağmen, “Sen kaşınıyorsun!” takılmaları bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyor.
Geçtiğimiz hafta arkadaşlardan birisinin yaş gününü sahada kutlamakla ne iyi etmişiz. Durdurulan maçta sahaya gelen yaş pasta ve doğum günü sürprizinin ardından hayatı boyunca böyle bir kutlamayı, böyle bir günü unutamayacağını söyledi arkadaşımız.
Elbette yaşam sürecinde mutluluğu yakalama hedefinden uzaklaşılmamalı. Böylesi birçok etkinlik, başkalarının yaşadığı mutluluktan pay almanın yollarını ararken birer araç niteliğine dönüşüyor.
Nerede olursa olsun; insanların pozitif duygularla buluşmasına vesile olmak...
Hayatın küçük tatlarını güzellikler için imkân olarak görebilecek bakış açısına sahip olmak…
İnsanî diyaloglarla sağlıklı ilişkilere kapı aralamaya çalışmak…
Hepsinden öte geriden gelen kuşaklara örnek olabilmek…
Ömrümüzün geride kalanına anlam katmak için vaktimizin azlığı kadar, bir o kadar çok da yapılacak işimiz var değil mi?