GARİP İŞLER BUNLAR

Abone Ol

İkisi de siyasetçi, ikisi de ondan öte devlet adamı. Her ikisi de
dışişleri bakanlığı yapmış, her ikisi de başbakanlık koltuğunda oturmuş.
Biri hala o koltukta, diğeri o koltuktan sonra bir de cumhurbaşkanlığı
koltuğunda oturmuş tam yedi yıl süreyle. İkisinin de referansı İslam.
Referansları İslam olan iki siyasetçi, iki devlet adamı bir haftadır
aynı konuda farklı açıklama yapıyor. Konu Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun
Fethullah Gülen’i ziyareti. Başbakan Ahmet Davutoğlu “gitmeden önce
hem zamanın başbakanından hem de cumhurbaşkanından izin aldım” diyor.
Zamanın cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Sayın Gül, Sayın Davutoğlu’nu
yalanlıyor. Abdullah Gül, ziyaret sonrası haberdar olduğunu iddia
ediyor ve “hafızam berrak” diye de ekliyor. Bu anlayana aynı zamanda
bir “hafıza bulanıklığı” göndermesi, erbabı bilir ki bunun mefhum-u
muhalifinden bu çıkar. Sayın Davutoğlu da geri adım atmıyor, “benim
hafızam da berraktır” diyerek ilk açıklamasında ısrar ediyor.
Referansı İslam olan iki önemli siyaset ve devlet adamından birisi ya
gerçeği söylemiyor. Bu yalan söyleme kastına dayanmayabilir, bu
tamamen yanlış hatırlamadan ortaya çıkmış olabilir ama sebebi ne
olursa olsun bu hoş bir durum değil ve bundan sadece şahıslar değil
ortak değerler zarar görüyor.
Bülent Arınç da bu referans değerlere bağlılığı tartışılmayacak
isimlerin başında gelen bir siyasetçi. AK Parti’nin kuruluşunda ve bu
noktalara yükselişinde emeği inkar edilmeyecek bir emektar. Onun seçim
bölgesinde bir şeyler oluyor. Emniyet birtakım operasyonlar
düzenliyor. Bülent Arınç, dün buna isyan etti ama gerekçesi hukuk değil
en azından hukuktan önce siyasi endişe gibi geldi bana. Çünkü “Bu
operasyonlar yapılırken, ben nasıl oy isteyeceğim” diyor. Uygulamaya
itirazında ucu açık “makul şüphe” kavramının uygulanmasından çok bu
uygulamanın oy isteyeceği kitleye karşı yapılmasına yönelik eleştiri
ağırlıklı.
Devlet umuru ve adaletin mülkün temeli oluşu merkez sağ siyaset
söyleminde öncelikli bir yere sahiptir. Ama ne yazık ki uygulama da
söylemdeki titizlik ve mükemmeliyeti gözlemek mümkün olmuyor.
Şahısların veya grupların kaybı hiç önemli değil. Bir şahıs gider bir
başka şahıs gelir, bir grubun yerini bir başka grup doldurur ama
aşınan değerlerin onarılması bile çok zordur. Ne olur ortak değer
ölçülerimizi siyasi ve şahsi çekişmelere kurban etmeyelim.